Hastanenin o ağır kokusu ve beyaz duvarları geride kalmıştı. Selin, üç gün süren yoğun vitamin takviyeleri ve serumların ardından, dizlerindeki o titreme biraz olsun dinmiş bir halde taburcu oldu. Kerem, hastane çıkışında Selin’i ve annesini arabasına aldı. Yol boyunca Kerem çok az konuştu; sadece Selin’in gözlerindeki o uzak ifadeyi dikiz aynasından takip etti. Aralarında, annesinin asla anlamayacağı o sessiz anlaşmanın güveni vardı.
Hastaneden taburcu olan Selin, annesi Gönül Hanım’ın ısrarlarıyla o devasa ama bir o kadar da sıcak aile köşküne geri dönmüştü. Gönül Hanım, Selin’i adeta pamuklara sarıyordu. "Bak kızım, senin için en sevdiğin aşureden yaptırdım, taze taze ye de şu yüzüne renk gelsin," diyerek Selin’in etrafında dört dönüyordu.
Selin odasına yerleştiğinde, Murat yine oradaydı. Ama bu sefer o kadar karanlık değil, sanki bu gösterişli köşkün mobilyalarıyla hafiften dalga geçer bir hali vardı. Murat, odadaki antika pufun üzerine ilişmiş (tabii tam oturmadan, havada süzülür gibi), duvardaki eski aile tablolarına bakıyordu.
"Vay be Selin," dedi Murat, dudaklarının kenarında o bildiği muzip gülümsemeyle. "Sen bayağı bayağı prensesmişsin de benim haberim yokmuş. Biz o dağ evinde odun peşinde koşarken, sen burada gümüş kaşıkla besleniyormuşsun."
Selin yatağına uzanıp kıkırdadı. "Aşk olsun Murat! Sanki bilmiyordun. Hem bak, burası dağ evinden daha sıcak, fena mı?"
"Sıcak mı?" Murat kaşlarını kaldırdı. "Benim için biraz fazla 'aydınlık' ama neyse... Senin hatırına bu kristal avizelere katlanacağız artık."
Ertesi gün Kerem, elinde dev bir meyve sepetiyle çıkageldi. Gönül Hanım onu sevinçle karşıladı. Selin ve Kerem, köşkün bahçesindeki o meşhur süs havuzunun yanındaki sandalyelere geçtiler.
Kerem, havuzun fıskiyelerine bakıp kendi kendine güldü. Kerem’in fiskiyelere baktığını gören Selin’de, "Fiskiyeler ve meşhur havuz maceran mı aklına geldi?” Diyerek yüksek sesle güldü.
Murat ise hemen yanlarındaki heykelin tepesine tünemiş, bacaklarını sallayarak onları izliyordu.
Gönül Hanım içeriden seslendi: "Çocuklar! Kekler çıktı, hadi gelin!"
Selin ayağa kalkarken Murat da peşlerinden süzüldü. Kerem, Selin'in arkasından giderken yine ayağı bir taşa takılıp sendeledi. Murat arkadan elini "hop" der gibi uzattı (tabii dokunamadı) ama Kerem son anda toparladı.
Selin arkasına dönüp Murat'a baktı ve göz kırptı. Murat ise omuz silkti: "Ben bir şey yapmadım, adamın hamurunda var sakarlık."