Selin, aynadaki yansımasına son bir kez baktığında annesinin neden o kadar dehşete düştüğünü anladı. Elmacık kemikleri fırlamış, teni neredeyse şeffaflaşmıştı; evet, dışarıdan bakıldığında hayatın içinden değil de bir bataklığın içinden gelmiş gibi duruyordu. Murat’ın odayı donduran varlığına sığınarak, "Tamam anne," dedi bitkin bir sesle. "Gideceğiz. İçin rahat etsin diye her türlü testi yaptıracağım."
Hastanenin o keskin dezenfektan kokusu Selin’in midesini bulandırsa da sakin kalmaya çalıştı. Doktorun karşısına geçtiğinde, durumu mantıklı bir çerçeveye oturttu: "Bolu’da mahsur kaldım doktor bey. Isınma imkanım yoktu, günlerce sadece kar suyu ve yanımda kalan birkaç bisküviyle idare ettim. Soğuk yanıkları ve bu bitkinlik ondan."
Yapılan kan tahlilleri, idrar testleri ve detaylı taramalar Münevver Hanım’ın içindeki o korkunç şüpheyi söküp attı. Selin temizdi. Kanında herhangi bir madde yoktu, sadece ciddi bir vitamin eksikliği, aşırı düşük tansiyon ve hipotermi sonrası doku zedelenmeleri vardı.
"Vücudunuz iflasın eşiğinden dönmüş Selin Hanım," dedi doktor gözlüklerini düzelterek. "Mucizevi bir şekilde hayattasınız. Birkaç gün müşahede altında kalmanız, serum ve yoğun vitamin takviyesi almanız şart. Bünyeniz şu an bir bebek kadar hassas."
Hastanede Bir Gece Yarısı
Selin, beyaz çarşafların arasında, kolundaki serumun yavaş ritmiyle tavanı izliyordu. Oda sıcaktı ama o içindeki o Murat’a ait dondurucu boşluğu özlüyordu. Murat, hastane odasının köşesinde, o florasan ışıkların altında her zamankinden daha solgun bir silüet olarak duruyordu. Konuşmuyordu; sadece Selin’in damarlarından süzülen o yapay sıvının onu "yaşayanların dünyasına" geri bağlamasını hüzünle izliyordu.
Gece yarısına doğru kapı hafifçe tıklandı. Selin annesinin geldiğini sandı ama kapı açıldığında içeri giren kişi, görmeyi en son beklediği kişi Kerem'di.
Kerem, yatağın yanındaki sandalyeyi çekti ve sessizce oturdu. Selin ona bakmadı, bakışlarını boşluğa dikti.
"Annen gitti," dedi Kerem, sesi sakin ve alçaktı. "Onu ikna ettim. Biraz uyuması gerektiğini söyledim."
Selin yorgun bir nefes aldı. "Teşekkür ederim. Ama senin burada olman bir şeyi değiştirmiyor Kerem. Ben iyiyim, sadece yorgunum."
Kerem bir süre sustu. Gözlerini Selin’in parmağındaki o dairesel, buz yanığına benzer izde gezdirdi. Sonra bakışlarını Selin’in yüzüne çıkardı.
"Selin, ben buraya seninle tartışmaya ya da sana 'geçmiş olsun' demeye gelmedim," dedi Kerem, sesindeki o olgun tavır Selin'in dikkatini çekti. "Ben buraya, kafamdaki parçaları birleştirdiğimi söylemeye geldim. O dağ evi, o notlar, senin o eve her gidişindeki değişimlerin ve şu an bu odadaki... bu tarif edilemez ama hissedilen ağırlık."
Selin yavaşça başını çevirdi. "Ne demek istiyorsun?"
Kerem derin bir nefes aldı, bakışlarını bir anlığına Murat’ın durduğu o boş köşeye çevirip tekrar Selin’e döndü. "Senin bir şey kullanmadığını biliyordum zaten. Ama senin bir şeyi, daha doğrusu birini 'yaşadığını' da artık biliyorum. Selin... Sen Murat'ı görüyorsun, değil mi? Hayal olarak değil, tam burada, şu an yanındaymış gibi."
Selin’in kalbi bir anlığına duracak gibi oldu. İnkar etmek istedi ama Kerem’in gözlerindeki o 'ben seni anlıyorum' ifadesi, savunma kalkanlarını birer birer düşürdü.
Bir Sırdaşın Doğuşu
"Onu sadece görmüyorum Kerem," dedi Selin, sesi titreyerek. "O burada. Hep yanımda. Beni ormanda o kurtardı, beni buraya o taşıdı."
Kerem şaşırmadı. Aksine, sanki bu cevabı bekliyormuş gibi hafifçe başını salladı. "Taşlar yerine oturuyor o zaman. Annen uyuşturucu sanıyor, doktorlar vitamin eksikliği diyor... Ama gerçek çok daha ağır bir şey. Bir ölünün aşkını bu dünyada taşımaya çalışıyorsun. Ve bu yük seni fiziksel olarak eritiyor."
Kerem uzanıp Selin'in elini nazikçe tuttu. Bu temas, Murat’ın dondurucu etkisinin yanında Selin’e çok uzak bir anı gibi, insani bir sıcaklık verdi. Murat, köşede bir anlığına belirginleşti ama Kerem’e saldırmadı. Kerem'in bu gerçeği kabul edişi, Murat'ın üzerindeki o 'görünmezlik' lanetini biraz olsun hafifletmişti.
"Buraya bu yüzden geldim," dedi Kerem. "Murat'tan ayırmak için değil, bu dünyada kalman için. Eğer bedenin iflas ederse, Murat'ı hissedecek bir ruhun da kalmayacak. Sırrın benimle güvende Selin. Kimseye anlatmayacağım, kimseye senin 'delirdiğini' düşündürtmeyeceğim. Ama bu savaşı tek başına veremezsin."
Selin, ilk defa birinin onu gerçekten "gördüğünü" hissetti. Murat bir hayaletti, Kerem ise artık o hayaletin bu dünyadaki şahidiydi.
"Bana yardım mı edeceksin?" diye sordu Selin, şaşkınlıkla.
"Sana hocalık edeceğim," dedi Kerem gülümseyerek ama gözleri hüzünlüydü. "Kendini geliştirmen, bu bağla yaşarken hayatta kalman için ne gerekiyorsa yapacağız. Murat gitmeyecek, bunu anladım. Ama sen de gitmemelisin. Sırrını bilen birinin olması seni özgürleştirir."
Kerem ayağa kalktı. Çıkmadan önce Selin'in yastığını düzeltti ve Murat'ın durduğu yöne doğru hafifçe başını eğdi. "İyi uykular Selin. Yarın seni buradan çıkarıp eve götüreceğim. Ve bu yeni hayatına beraber bir yol çizeceğiz."
Kapı kapandığında Selin ilk kez gerçekten nefes aldığını hissetti. Murat, Selin'in yanına süzüldü ve elini Selin’in elinin üzerine koydu. Bu seferki soğukluk, bir tehdit değil, bir teşekkür gibiydi.