52. BÖLÜM: HAZIRLIK, HASRET VE HAKİKAT

847 Words
​Öğleden sonra güneş, İstanbul’un gri binaları arasından çekilirken karşı dairenin kapısı her zamankinden daha sık açılıp kapanmaya başlamıştı. Selin, elinde yeni aldığı boş defterle koltukta otururken, koridordan gelen telaşlı ayak seslerini duyabiliyordu. Az sonra kapısı, sanki bir acil durum varmışçasına tıklandı. ​Gelen Kerem’di. Ama her zamanki o sakin, her şeyi kontrol altında tutan Kerem gitmiş; yerine eli ayağına dolanmış, saçları hafifçe dağılmış bir adam gelmişti. Elindeki market poşetlerini mutfak tezgahına bırakırken nefes nefeseydi. ​“Selin, acil müdahale lazım!” dedi Kerem, poşetlerden bir paket krema ve taze kekik çıkarırken. “Aylin bir saate geliyor. Ben bu sosu ne zaman yapmaya kalksam ya kesiliyor ya da tadı saman gibi oluyor. Rezil olmak istemiyorum, lütfen bir el at.” ​Selin, Kerem’in bu hallerine bakıp geniş bir kahkaha attı. Onu ilk kez böyle "savunmasız" görüyordu. Mutfak tezgahına yaslanıp kollarını göğsünde kavuşturdu. “Vay be! Bizim ağırbaşlı, dağ gibi Kerem Bey bir kadın için mutfakta ter mi döküyor? Neydi bu kızın adı? Aylin mi? Kerem, bu kadar heyecanlandığına göre durum sandığımdan daha ciddi.” ​Kerem mahcup bir gülümsemeyle ensesini kaşıdı, yüzü hafifçe kızarmıştı. “Bilmiyorum Selin, farklı bir enerjisi var. Beraber vakit geçirmekten keyif alıyorum ve bu akşamın... yani, kusursuz olmasını istiyorum.” ​Selin, üzerindeki ataleti atıp ocağın başına geçti. “Tamam, çekil kenara usta iş başına geçsin. Ama bak, bu yardımım karşılıksız değil. Bir ara bana o meşhur kahvelerinden borçlusun.” Sos tenceresini ateşe koyarken Kerem’le dalga geçmeye devam etti. “Ayrıca Kerem, o gömleğin üstten iki düğmesini açman biraz 'fazla' çaba gibi durmuyor mu? Bırak da kız senin zekana aşık olsun, kaslarına değil.” ​Kerem gülerken Selin’in omzuna dostça vurdu. “Tamam usta, ne dersen o. Ama gerçekten, sen olmasan bu akşam bir felaketle sonuçlanabilirdi.” ​Selin sosa son dokunuşları yaparken, odanın köşesinde beliren o ağır ve soğuk enerjiyi hissetti. Murat oradaydı. Mutfak dolabına yaslanmış, Selin’in başka bir erkek için, üstelik o erkeğin randevusu için böyle hevesle yardım etmesini nefret dolu gözlerle izliyordu. “Onun için mi bu çaba?” diye fısıldadı Murat. Sesi bir bıçak kadar keskindi. “Onun gecesini, başka bir kadının kollarında geçirmesi için mi uğraşıyorsun Selin? Gerçekten bu kadar düştün mü?” ​Selin’in eli bir an duraksadı ama Murat’a bakmadı. İçindeki o hırsı, yemeğin içine gizledi. “İşin bitti abi,” dedi Kerem’e dönerek. “Sos hazır, şaraplar soğuk, mumlar da yerinde. Hadi bol şans. Ama dikkat et, duvarlar ince; sonra bana 'hiç uyuyamadım' diye şikayet etme.” ​Kerem neşeyle Selin’e sarıldı; bu tamamen saf, minnet dolu bir kardeş sarılmasıydı. Selin kendi dairesine geçtiğinde, içinde tarif edemediği bir boşluk hissetti. Kapıyı kapattığı an, Kerem’in dairesinden gelen o ilk kahkaha sesini duydu. Aylin gelmişti. ​Gece ilerledikçe, Selin için zaman geçmek bilmedi. Kendi dairesinin sessizliği, yan daireden gelen o boğuk müzik sesi ve neşeli konuşmalarla yırtılıyordu. Selin yatağına uzanmış, tavanı izliyordu. Kendi elleriyle hazırladığı o sosun, o özenle seçilen şarabın şu an Kerem ve Aylin arasındaki o görünmez buzları nasıl erittiğini hayal edebiliyordu. ​Derken, müzik sesi kısıldı. Konuşmalar dindi. Yerini o meşhur, ağır ve ritmik sessizliğe bıraktı. Selin’in bedeni, duvarın ötesinden gelen o ilk haz dolu iniltiyle birlikte adeta elektrik çarpmış gibi sarsıldı. Aylin’in sesi, Kerem’in o derin nefes alışverişleri... Her şey o kadar yakındı ki. Selin, Kerem’in o şefkatli ellerinin şu an bir başkasının teninde nasıl sahiplenici bir hırsa dönüştüğünü iliklerine kadar hissediyordu. ​“Duyuyor musun?” dedi Murat. Tam üzerine eğilmişti, gözleri zifiri karanlık gibiydi. “O, şu an bir başkasını inletiyor Selin. Sen ise burada, benimle, bir ölünün gölgesinde açsın. Tenin yanıyor, hissediyorum.” ​Selin’in alt karnına keskin, dayanılmaz bir sancı saplandı. Aylardır, Murat’ın ölümünden beri mühürlediği o kadınsı arzu, yan odadaki o hayvani tutkuyla birleşip bir volkan gibi patlamıştı. Selin artık ne ihaneti ne de ölümü düşünüyordu; sadece hissetmek, o boşluğu doldurmak istiyordu. ​“Murat...” diye inledi Selin. “Sadece gel. Artık konuşma, sadece burada ol.” ​Murat’ın varlığı o an her zamankinden daha somut, daha ağırdı. Selin, Murat’ın hayali ellerinin geceliğinin ince askılarını indirdiğini, soğuk ama yakıcı dokunuşlarının göğüslerinde gezindiğini hissetti. Bu bir halüsinasyon değildi; Selin’in arzusu Murat’ı yeniden yaratmıştı. Yan odada Kerem ve Aylin’in sevişmesi bir savaşa dönüşürken, Selin de kendi hayaletiyle o yasaklı eşiği geçiyordu. ​Murat’ın dudakları Selin’in boynuna gömüldüğünde, Selin’in bedeni bir yay gibi gerildi. Murat’ın hayali teni, Selin’in teninde yangınlar çıkarıyordu. Selin parmaklarını Murat’ın o sert omuzlarında (veya oradaki o yoğun enerjide) gezdirirken, zihninde Kerem’in görüntüsüyle Murat’ın dokunuşları birbirine karıştı. Bu, ölümün ve yaşamın, ihanetin ve sadakatin iç içe geçtiği muazzam bir kaostu. ​“Beni asla bırakmayacaksın,” dedi Murat, Selin’in bacaklarını ayırıp arasına yerleşirken. “Seni benden başka kimse böyle sarsamaz.” ​Selin, Murat’ın varlığını damarlarında hissediyordu. Yan odadan gelen o son, şiddetli haz çığlığıyla aynı anda Selin de kendi doruğuna ulaştı. Çığlığını yastığına gömerken vücudu dakikalarca sarsıldı. Gözlerinden yaşlar süzülürken içinde aylardır biriken o büyük irin, o ihanet sancısı sanki bu haz dalgasıyla akıp gitmişti. Murat, Selin’in üzerine kapandı; ruhu ruhuna, teni (hayali de olsa) tenine kenetlendi. ​“Affettim,” diye fısıldadı Selin, Murat’ın boynuna sarılarak. “Her şeyi bu gecenin karanlığına gömdüm.” ​
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD