Gecenin köründe, sokağın ıssızlığını yırtan bir araba motoru sesi apartmanın önünde durdu. Evin içinde, saatlerdir perdenin arkasından sokağı dikizleyen Murat, saydam parmaklarını camın soğukluğuna bastırmıştı. İçindeki o kor ateş, Selin’in yokluğuyla birleşince onu bir hayaletten çok bir enkaza çevirmişti.
Aşağıdaki araçtan yüksek sesli bir müzik yayılıyordu. Selin, arabanın yolcu koltuğundan kahkahalar atarak indi. Yanındaki koltukta Melis oturuyordu, direksiyon başındaydı ama arabanın içi karanlıktı ve camlar filmliydi. Selin, arabanın açık camına doğru eğildi. Yüzünde, alkolün verdiği o hafif gevşeklik ve intikamın verdiği keskin parıltı vardı.
"Harika bir geceydi Can," dedi Selin, sesi sokağın sessizliğinde kristal bir vazo gibi kırıldı. "Gerçekten... Beni ne kadar özlediğini hissetmek güzeldi. Yarın akşamki konser için sabırsızlanıyorum."
Murat, yukarıda pencerenin başında donup kalmıştı. "Can mı?" diye mırıldandı. "Gerçekten orada mı? O arabanın içindeki o gölge gerçekten o mu?" Murat, arabanın içini görmeye çalışıyordu ama sadece direksiyon başında bir karaltı seçebiliyordu. Selin’in o "Can" ismini telaffuz edişindeki samimiyet, Murat’ın ruhuna atılan en ağır dikişti.
Selin, arabanın camından içeri doğru uzandı, sanki birini öpüyormuş ya da elini tutuyormuş gibi bir hamle yaptı. Aslında içeride Melis ona elini uzatmıştı ama Murat yukarıdan bunu "bir erkeğin Selin’i uğurlaması" olarak kodladı.
Araba uzaklaştığında, Selin sendeleyerek apartman kapısına yöneldi. Murat ise saniyeler içinde odanın ortasındaki yerini aldı. Selin anahtarı kilitte çevirdiğinde, Murat’ın öfkesi odanın havasını buz gibi soğutmuştu.
Selin içeri girdi; ayakkabılarını koridorun ortasına fırlattı, çantası bir köşeye düştü. Üzerindeki payetli siyah elbise ışıkta parlıyor, saçlarından yayılan o yabancı sigara ve alkol kokusu Murat’ın genzini yakıyordu.
"Nasıldı?" dedi Murat, sesi bir mezar derinliğinde yankılandı. "Can Bey’le geçirdiğin o 'heyecanlı' gece nasıldı Selin?"
Selin, sanki odada biri konuştuğunu yeni fark etmiş gibi yavaşça Murat’ın olduğu tarafa döndü. Gözleri pusluydu ama o alaycı bakış yerli yerindeydi. "Ah Murat... Sen hala uyumadın mı? Pardon, sen uyuyamazsın değil mi? Vicdan azabı insanı uykusuz bırakır, hayaletleri ise sonsuza kadar uyanık..."
Selin mutfağa yöneldi, bir bardak su doldurdu. Murat peşinden bir gölge gibi sürüklendi. "O adam kim Selin? Kapıda ona nasıl bakıyordun öyle? Arabanın içinde ne konuştunuz dakikalarca?"
Selin suyu bir dikişte bitirdi ve bardağı tezgaha bıraktı. "Dakikalarca ne mi konuştuk? Gelecekten bahsettik Murat. Seninle hiç kuramadığımız o gelecekten. Can, bir kadına nasıl değer verileceğini biliyor. O senin gibi, nişanlısını evde bırakıp en yakın arkadaşıyla otele kaçan bir korkak değil."
"Yalan söylüyorsun!" diye bağırdı Murat. "Beni delirtmek için uyduruyorsun bu adamı! O arabanın içindeki gölgeyi gördüm, hiç de öyle hayal ettiğin gibi biri değildi!"
Selin bir kahkaha attı, bu seferki daha samimi ama daha yaralayıcıydı. "Gördün mü? Karanlıkta neyi gördün Murat? Sen sadece görmek istediğin kabusu görüyorsun. Ama benim için Can, gerçeğin ta kendisi. Teninin sıcaklığı, sesinin tonu... Bunlar senin o soğuk hayalet dünyandan çok daha gerçek."
Murat’ın saydam elleri titremeye başladı. Selin’in bu kadar rahat bir şekilde "teninin sıcaklığı"ndan bahsetmesi, Murat’ın erkeklik gururunu yerle bir etmişti. "Teninin sıcaklığı mı? Selin... Sen... Daha dün öldüm ben! Nasıl bu kadar çabuk başkasının dokunuşuna alışırsın?"
Selin yatak odasına doğru yürürken, Murat’ın ocağın yanındaki köşesine hapsolduğunu biliyordu. Durdu ve ona acıyan bir bakış fırlattı. "Zaman görecelidir Murat. Sen benim için Ceyda ile o otele girdiğin gün öldün. Cenazeni ise dün kaldırdık. Şimdi hayatıma devam ediyorum. Can, o cenazenin üzerine açan bir çiçek gibi... Ve inan bana, kokusu çok daha güzel."
Selin odaya girip kapıyı sertçe kapattığında, Murat koridorun ortasında bir hiçlik olarak kaldı. Kendi zihni, Selin’in o küçük yalanlarını alıp devasa bir ihanet tablosuna dönüştürüyordu. Araba, arabanın içindeki o karaltı, Selin’in kapı önündeki vedası... Murat için "Can" artık bir yalan değil, hayatındaki en büyük rakibiydi. Ve bir hayaletin, yaşayan bir rakiple başa çıkma ihtimali yoktu.
Selin yatağına uzandığında, Melis’ten gelen mesajı gördü: "Kanka, arabanın içinden Murat’a el salladığını düşünmek beni bitirdi, çok iyi oyuncusun!"
Selin gülümsedi. Murat ise koridorda, "Can... Can... Can..." diye o ismi sayıklayarak kendi kabir azabını kendi elleriyle besliyordu. Bir kadınla, hele ki intikam yemini etmiş bir kadınla başa çıkmak, ölmekten çok daha zordu.