Muayenehaneden çıktıklarında Selin'in adımları her zamankinden daha sert, her zamankinden daha kararlıydı. Gönül Hanım, kızının sakinleştiğini sanıp "Bak gördün mü, Doktor Levent ne güzel konuştu seninle. İnsan anlatınca rahatlıyor," diyerek koluna girdi. Selin sadece gülümsedi ama bu gülümseme, avını köşeye kıstırmış bir kaplanın diş göstermesi gibiydi. Murat ise hemen arkalarından, sanki görünmez bir zincirle Selin’e bağlıymış gibi geliyordu.
Eve girer girmez Selin, Doktor Levent'in yazdığı reçeteyi mutfak masasına fırlattı. Gönül Hanım, "Hadi kızım, ben eczaneye gidip geleyim de hemen başla ilaçlarına. Hem biraz da alışveriş yaparım, sana güzel bir çorba yaparım," diyerek evden çıktı. Kapı kapandığı an Selin'in yüzündeki o sahte, "normal insan" maskesi düştü.
"Eee Selin, ilaçlarını içip beni unutacak mısın?" dedi Murat, salondaki koltuğa pişkinlikle yerleşerek. "Doktor amcan öyle dedi ya; zihnin yorgunmuş, halüsinasyon görüyormuşsun. Belki de beni görmeyi bırakırsın, ne dersin? Hem sen rahatlarsın hem ben."
Selin yavaşça Murat'a doğru döndü. Bakışları o kadar soğuktu ki, Murat bir an için gerçekten üşüdüğünü hissetti. "Zihnim yorgun değil Murat, zihnim hiç olmadığı kadar berrak," dedi Selin. "O ilaçları asla içmeyeceğim. Çünkü seni unutmak, sana verebileceğim en büyük ödül olurdu. Ben seni hatırlamanı, her saniye burada olmanı ve benim her lafımı duymanı istiyorum. Sen benim en sadık dinleyicim olacaksın."
Selin mutfağa gidip büyük bir kova çıkardı. İçine banyodan getirdiği sirkeleri, kristalleri, tuzu ve Gönül annesinin dolabında bulduğu o keskin kokulu otları boşalttı. Murat ne olduğunu anlamadan, merakla izliyordu. Selin kovayı kaptığı gibi salona geldi ve Murat'ın oturduğu (veya durduğu) her yere bu karışımı serpmeye başladı.
"Ne yapıyorsun sen? Deli misin?" diye bağırdı Murat. Su fiziksel olarak ona çarpmıyordu ama Selin'in o kararlı, tiksinti dolu bakışları ruhuna çarpıyordu. Selin’in her hamlesi, Murat’ın bu evdeki varlığını bir lekeymiş gibi kazımaya çalışıyordu.
"Evi temizliyorum Murat. Senin ve Ceyda'nın o iğrenç kokusunu bu evden kazıyana kadar durmayacağım," dedi Selin. Bir yandan temizlik yapıyor, bir yandan Murat'ın gardırobunu açıp en sevdiği tişörtlerden birini eline alıyordu. "Ceyda ile o gece hangi oteldeydiniz Murat? Anlatsana biraz... O çok sevdiğin ipek çarşaflar mı vardı yoksa ucuz bir pansiyon muydu? Kahvaltıda ne yediniz? Ya da o sana 'canım' dediğinde beni hiç mi düşünmedin?"
Selin elindeki tişörtü hırsla ikiye böldü. Murat sustu. O hüzünlü hayalet maskesi yavaş yavaş çatlıyordu. Selin'in bitmek bilmeyen soruları, her eşyaya zarar verişi ve o keskin dili, Murat için öbür dünyaya gidememekten daha büyük bir işkenceye dönüşüyordu.
"Selin, yeter artık... Ben hata yaptım dedim ya!" diye inledi Murat.
"Hata mı? Hata yere su dökmektir Murat, hata yanlış otobüse binmektir. Sen benim ruhumu, geleceğimi, hayallerimi ateşe verdin!" Selin telefonunu çıkardı ve Ceyda'nın numarasını tuşladı. Hoparlörü açtı. Murat panikle "Ne yapıyorsun? Kızı arama, o masum!" diye bağırdı.
"Masum mu?" Selin acı bir kahkaha attı. Telefon açıldı. Ceyda'nın ağlamaklı, suçlu sesi duyuldu: "Selin... Çok özür dilerim, yemin ederim sadece bir kere oldu..."
Selin, Murat'ın gözlerine bakarak konuştu: "Özür dileme Ceyda. Sadece bilmeni istedim; Murat şu an yanımda. Evet, tam burada, karşımda duruyor. Ve inan bana, seninle geçirdiği o geceden nefret ediyor. Senin ne kadar ucuz olduğunu, onun için hiçbir şey ifade etmediğini, sadece bir boşluk doldurma olduğunu söylüyor bana."
Ceyda hıçkırıklara boğulurken Murat, "Yalan söylüyorsun! Ben öyle bir şey demedim! Ceyda dinleme onu!" diye haykırdı. Ama sesi sadece Selin’in odasında yankılanıp kayboldu. Selin telefonu kapattı.
"Bak Murat," dedi Selin, yatağa geri uzanırken. "Ceyda artık senden nefret ediyor. Ben zaten nefret ediyorum. Kimsenin sevmediği, kimsenin istemediği, iki dünya arasında sıkışıp kalmış zavallı bir ruhsun artık. Yarın Gönül annem seni psikoloğa değil, daha beter yerlere götürmeye çalışacak ve ben seni kurtarmayacağım. O koltukta oturup senin rezil oluşunu, kimsesizliğini izleyeceğim."
Murat odanın karanlık köşesine çekildi, dizlerini karnına çekip oturdu. Hayatında (ve ölümünde) hiç bu kadar çaresiz hissetmemişti. Selin ise arkasını dönüp yatarken mırıldandı: "İyi uykular Murat. Tabii eğer ihanet eden ruhlar uyuyabiliyorsa..."