Güneş, Selin’in odasına her zamankinden daha ağır ve gri bir ışıkla süzüldü. Gece boyu süren o sirkeli temizliğin keskin kokusu, odanın havasını ağırlaştırmış, atmosferi bir morg sessizliğine bürümüştü. Selin, yatağında doğrulduğunda ilk işi odanın köşesine bakmak oldu. Murat oradaydı. Gece boyu üzerine çöken o hüzünlü ve çaresiz ifadeyle, saydam bedenini duvara yaslamış, Selin’in uyanmasını beklemişti. Hayaletlerin uyumaya ihtiyacı yoktu ama Murat, Selin’in öfkesi altında ezilmekten o kadar yorulmuştu ki, sanki her an dağılacak bir duman bulutu gibi görünüyordu.
"Günaydın Murat," dedi Selin, sesi bir bıçak kadar keskin ve pürüzsüzdü. "Umarım gecen huzurlu geçmiştir. Çünkü bugünün senin için pek de öyle olmayacağını hissediyorum."
Murat bir şey söylemek için dudaklarını kıpırdattı ama Selin onu dinlemeden banyoya yöneldi. Aynadaki yansımasına baktığında, gözlerinin altındaki hafif morlukları gördü. Bu morluklar artık yasın değil, kusursuzca planlanmış bir intikamın izleriydi. Tam o sırada mutfaktan neşeli sesler gelmeye başladı. Gönül Hanım, sanki dünyanın en mutlu sabahına uyanmış gibi tıkırtılar çıkarıyordu.
Selin mutfağa girdiğinde, masanın donatılmış olduğunu gördü. Gönül Hanım, "Kızım, bak bugün seni çok daha iyi gördüm. Doktor Levent’in o konuşması gerçekten işe yaradı, değil mi?" dedi, Selin’e sıkıca sarılarak. Gönül Hanım’ın bu temiz sevgisi, Selin’in içindeki karanlığı bir anlığına sızlattı ama vazgeçmedi.
"İyiyim anne, gerçekten," dedi Selin, sahte bir gülümsemeyle. "Sadece biraz acıktım."
"Afiyet olsun kuzum. Bak, ben bugün bir şey yaptım," dedi Gönül Hanım, sesine gizemli bir ton katarak. "Madem iyileşiyorsun, madem hayata dönüyorsun; senin için bir sürprizim var. Ceyda’yı aradım. O da dünden beri perişanmış, sesini duyduğunda çok ağlamış. Onu kahvaltıya çağırdım. 'Gel,' dedim, 'kızımın yanında ol, beraber toparlanın.' Birazdan burada olur."
Selin’in elindeki çatal tabağa çarparak tiz bir ses çıkardı. Murat, mutfağın kapısında belirmiş, şok içinde Gönül Hanım’a bakıyordu. Selin’in içindeki öfke, bu haberle birlikte devasa bir dalgaya dönüştü. "Ceyda mı? Onu buraya mı çağırdın anne?"
"Evet evladım. En yakın arkadaşın o senin, sığınağın. Murat’ın yokluğunda birbirinize tutunmanız lazım," dedi Gönül Hanım, Selin’in tepkisini "duygulanmak" sanarak.
Selin yavaşça sandalyesine geri yaslandı. Bakışları, kapının eşiğinde tir tir titreyen Murat’a kaydı. "Çok iyi yapmışsın anne," dedi Selin, sesi şimdi korkutucu bir sakinliğe bürünmüştü. "Ceyda’nın gelmesi harika oldu. Konuşacak o kadar çok şeyimiz var ki..."
On dakika sonra kapı zili çaldı. Kapı açıldığında, Ceyda suçluluktan omuzları çökmüş, gözleri şişmiş bir halde içeri girdi. Gönül Hanım onu "Ah yavrum, gel bakalım" diyerek içeri buyur etti. Ceyda’nın gözleri Selin’le çakıştığında, kız bir adım geri çekilmek istedi. Selin’in bakışları, bir insanın üzerine dökülebilecek en soğuk su gibiydi.
Salona geçtiklerinde, manzara tam bir tiyatro sahnesine dönüştü. Masanın bir ucunda hiçbir şeyden haberi olmayan, sevgi dolu Gönül Hanım; diğer ucunda ihanetin ağırlığı altında ezilen Ceyda; onların tam karşısında, saydam bedeniyle acı içinde kıvranan hayalet Murat; ve baş köşede, bu üçgeni yöneten Selin.
"Eee Ceyda," dedi Selin, çayından ağır bir yudum alarak. "Neden bu kadar sessizsin? Murat’ın vefatından beri pek görüşemedik seninle. Oysa seninle ne kadar çok ortak noktamız varmış, değil mi?"
Ceyda’nın elleri titremeye başladı. Gönül Hanım araya girdi: "Canım benim, o da çok üzgün Selin. Bak, Murat’ın o lacivert ceketinden bahsediyordu dün telefonda. Nişanda ne kadar şık olacağını konuşmuştuk, değil mi Ceyda?"
Selin kahkahayı bastı. "Ah o ceket! Evet anne, o ceket artık parça parça. Tıpkı Murat’ın sadakati gibi."
Ceyda başını önüne eğdi. "Selin... Ben sadece... Çok üzgünüm," diye fısıldadı.
Murat o sırada Ceyda’nın tam yanında belirdi. "Ceyda, git buradan! Selin seni bitirecek, hemen git!" diye haykırdı ama Ceyda onu duyamıyordu. Sadece odada bir anlık bir esinti hissetti ve ürpererek hırkasına sarıldı.
Selin ayağa kalktı ve Ceyda’nın arkasına geçti, ellerini onun omuzlarına koydu. Ceyda kaskatı kesildi. "Anne biliyor musun?" dedi Selin, Gönül Hanım’a bakarak. "Ceyda aslında Murat’ı benden daha iyi tanıyormuş. Onun hiç bilmediğim yönlerini biliyormuş. Mesela, Murat’ın hangi otelleri sevdiğini, gece kaçamaklarında nelerden hoşlandığını..."
Gönül Hanım’ın yüzündeki gülümseme yavaş yavaş soldu. "Kızım... Ne diyorsun sen?"
"Diyorum ki anne," dedi Selin, sesini yükselterek. "Bu masada iki hain var. Biri şu an karşımda hıçkıra hıçkıra ağlıyor, diğeri ise tam burada, yanımızda hayalet olarak bizi izliyor ve korkudan titriyor!"
Ceyda masadan fırladı. "Selin, yapma yalvarırım!"
"Neyi yapmayayım Ceyda? Murat’ın seninle olduğu o geceyi mi anlatmayayım? Yoksa Murat’ın hayaletinin şu an senin kulağına 'git buradan' diye fısıldadığını mı?" Selin, Ceyda’nın üzerine yürürken Murat araya girmeye çalıştı. Murat, saydam elleriyle Selin’i durdurmaya çalışıyordu ama Selin onun içinden geçip Ceyda’nın kolunu kavradı.
"Bak!" dedi Selin, boşluğu işaret ederek. "Tam burada duruyor Murat! Ve biliyor musun ne diyor? Senin bir hata olduğunu söylüyor. Seninle olan o gecenin hayatının en büyük iğrençliği olduğunu söylüyor!"
Gönül Hanım elindeki bardağı masaya bıraktı, bardağın çatlama sesi odadaki çığlıkları bastırdı. "Selin... Sen... Sen gerçekten..." Gönül Hanım kızının yanındaki boşluğa öyle bir nefret ve acıyla baktığını görünce, Doktor Levent’in uyardığı o "kopuş" anının gerçekleştiğini sandı.
Ceyda hıçkırıklar içinde kapıya doğru koştu. "Selin sen delirmissin! Murat’ın hayaleti falan yok, sen sadece canımı yakmak istiyorsun!" diyerek evden kaçtı.
Gönül Hanım, dizlerinin üzerine çöken kızına baktı. "Yavrum... Murat burada değil. Murat öldü..."
Selin ise yere yığılmış, hala Murat’ın durduğu yere bakarak gülümsüyordu. "Gördün mü Murat?" dedi fısıltıyla. "En yakın arkadaşın bile senden kaçıyor. Artık sadece ben varım. Senin tek gerçeğin benim."
Murat, odanın ortasında diz çökmüş, görünmez gözyaşlarıyla sarsılıyordu. Selin’in yarattığı bu cehennem, onun beklediği her türlü azaptan daha ağırdı. Gönül Hanım ise hemen telefona sarıldı. "Doktor Levent Bey... Kızım... Kızım çok kötü. Lütfen hemen gelin!"
Selin başını arkaya yasladı ve kapalı gözlerinin ardından mırıldandı: "Şimdi oyun başlıyor Murat. Bakalım Doktor Levent, senin bu evdeki varlığını hangi tıbbi terimle açıklayacak?"