Evin içindeki hava, Doktor Levent’in ziyaretinden sonra sahte bir sükunete bürünmüştü. Selin, annesinin hazırladığı bitki çaylarını içiyor, sabahları balkonda kitap okuyor ve her haliyle "iyileşmiş" bir kadın portresi çiziyordu. Ancak bu tablonun görünmeyen kısmında, salonun köşesindeki o tuz çemberinin içine hapsolmuş, her geçen saat biraz daha solan bir hayalet vardı. Murat, Selin’in bu sessiz ve planlı dönüşümünü dehşet içinde izliyordu.
Gönül Hanım, kızının bu "normalliğini" bir adım öteye taşımaya kararlıydı. "Bak Selin," dedi bir akşam yemeğinde, sesindeki o umut dolu ton Selin’in içini gıcıkladı. "Hayat devam ediyor yavrum. Murat rahmetli oldu, acısı hep kalbimizde ama sen gencecik bir kadınsın. Komşumuz Münevver’in oğlu Levent var, hani şu yurt dışından dönen mühendis çocuk... Seni sormuş. 'Selin nasıl oldu, bir çay içsek mi?' demiş. Ben de 'Neden olmasın' dedim."
Murat, ocağın yanındaki köşesinden fırladı; tuz çemberinin sınırına çarpıp acıyla geri çekildi. "Ne? Levent mi? Selin, sakın! Daha senem dolmadı lan, ne mühendisi?" diye haykırdı. Sesi sadece odadaki toz zerrelerini titretti.
Selin yavaşça çorba kaşığını bıraktı. Murat’ın olduğu tarafa tek bir bakış bile atmadı ama onun orada nasıl çırpındığını hissedebiliyordu. "Aslında haklısın anne," dedi Selin, sesine kasıtlı bir neşe katarak. "Belki de yeni insanlarla tanışmak, bu evin üzerindeki o ağır, 'ihanet kokan' havayı dağıtmama yardımcı olur."
Murat’ın yüzü saydam bir kirece döndü. "İhanet kokan mı? Selin, yapma! Ben buradayım, hala senin kocan sayılırım!"
"Harika!" dedi Gönül Hanım sevinçle ellerini çırparak. "O zaman yarın akşam bize gelsinler, bir tanışın. Hem çocuk çok efendi, tam senin dengin."
Ertesi akşam, Selin hayatının en özenli hazırlığını yaptı. Nişan töreni için seçtiği o elbiseyi giymedi; onun yerine çok daha iddialı, Murat’ın hayattayken "Selin bu biraz fazla dekolte değil mi?" diyeceği cüretkar bir elbise seçti. Aynanın karşısında rujunu sürerken, arkasında beliren Murat’ın öfkeden kudurmuş yüzünü izledi.
"O elbiseyi giyemezsin!" diye bağırdı Murat. "O herif buraya gelirse evi başına yıkarım Selin! Halüsinasyon değil, poltergeist görürsünüz!"
Selin aynadaki yansımasına göz kırptı. "Anne," diye seslendi içeriye. "Parfümüm bitmiş, Murat’ın bana almadığı o pahalı olanı bugün çarşıdan aldım, harika kokuyor değil mi?"
Kapı çaldı. Levent ve annesi içeri girdiler. Levent; uzun boylu, bakımlı ve Murat’ın aksine son derece özgüvenli bir adamdı. Selin onu kapıda en sıcak gülümsemesiyle karşıladı. Murat ise salonun ortasında, tuz çemberinin içinde hapsolmuş halde bu manzarayı izlemek zorundaydı. Bu, onun için gerçek kabir azabıydı: Sevdiği kadının, başka bir erkeğe elini uzatışını, ona gülümseyişini izlemek ve hiçbir şey yapamamak.
Salona geçildiğinde Selin, Levent’in hemen yanındaki koltuğa oturdu. Murat ise tuz çemberinin içinden çıkamadığı için karşı köşede, adeta bir kafes arkasındaki aslan gibi dolanıyordu.
"Selin Hanım, başınız sağ olsun. Murat Bey’in haberi bizi çok üzdü," dedi Levent, nazik bir sesle.
"Teşekkür ederim Levent Bey," dedi Selin, sesini yumuşatarak. "Zor bir süreçti ama insanın arkasından bıraktığı anılar temiz olmayınca, yas tutmak da bir yerden sonra anlamsızlaşıyor. Şimdi sadece geleceğe bakıyorum."
Murat o an öyle bir çığlık attı ki, odadaki avizenin hafifçe sallandığını sadece Selin fark etti. "Anlamsız mı? Benim için döktüğün o gözyaşları yalan mıydı?" diye inledi Murat.
Levent, Selin’e hayranlıkla bakıyordu. "Sizin gibi güçlü bir kadını tanımak benim için onur. Belki bir gün dışarıda, daha sakin bir yerde kahve içeriz?"
Selin, Levent’e doğru hafifçe eğildi; saçları adamın omzuna değmek üzereydi. Murat kuduruyordu. "Tabii ki, çok isterim," dedi Selin. O sırada gözü, tuz çemberinin içinde yere çökmüş, başını ellerinin arasına almış Murat’a kaydı. Murat ağlıyordu. Hayaletlerin gözyaşları yere düşmüyordu ama Selin onun ruhunun nasıl parçalandığını görüyordu.
"Bir şey mi oldu Selin Hanım? Dalıp gittiniz," dedi Levent, merakla.
"Yo," dedi Selin, sesindeki o intikam hazzıyla. "Sadece... Odada sanki bir böcek varmış gibi hissettim ama önemli değil. Ezilip gitmiştir çoktan."
Murat bu cümleyle birlikte tamamen yıkıldı. Selin onu sadece yok saymıyor, onu bir böcek seviyesine indiriyordu. Levent, Selin’in elini tutmak için bir hamle yaptığında, Murat tüm enerjisini kullanarak ocağın üzerindeki çaydanlığı devirmeye çalıştı. Çaydanlık hafifçe titredi ama tuz çemberi Murat’ın enerjisini emiyordu. Hiçbir şey olmadı.
"Bu akşam çok keyifli geçecek," dedi Selin, Levent’in gözlerinin içine bakarak. "Annem harika kurabiyeler yapmış. Murat kurabiye sevmezdi ama sizin seveceğinizden eminim."
Murat köşesinde, kendi hayaletinin içinde kaybolurken; Selin intikamın o en tatlı, en zehirli meyvesini yiyordu. Sevdiği adamın ihanetini, onun gözleri önünde başka bir hayata başlayarak ödetiyordu. Bu, Murat için ölümlerden daha ölümdü.