Selin, Levent’i kapıdan uğurladıktan sonra salona döndüğünde, yüzünde zafer kazanmış bir komutanın edası vardı. Murat, salonun köşesindeki o görünmez kafesin içinde, tuzların arasında diz çökmüş haldeydi. Saydam bedeni, Selin’in az önceki "mutlu kadın" rolünden dolayı sarsılmıştı.
"Neden yaptın bunu?" diye sordu Murat, sesi bir esinti gibi cılızdı. "O herife neden o kadar yakın durdun? Sırf canımı yakmak için mi?"
Selin ona cevap vermedi. Hatta bakmadı bile. Elindeki telefonu çıkardı ve rehberinden Melis ile diğer kızların olduğu grubu buldu. Parmakları ekranın üzerinde dans ediyordu. Murat, Selin’in ne yaptığını anlamak için boynunu uzattı.
"Kızlar!" dedi Selin, ses kaydı tuşuna basarak. Sesi o kadar neşeli ve taze geliyordu ki, Murat bu sesin altındaki nefreti sadece kendisinin bildiğini fark etti. "Bu gece evde duramıyorum, içim içime sığmıyor. Hazırlanın, en iddialı mekan neresiyse oraya gidiyoruz. Yas bitti, Selin geri döndü! Sizi on dakikaya kapıda bekliyorum."
Murat kulaklarına inanamadı. "Ne? Selin, dışarı mı çıkacaksın? Bu saatte mi? Kiminle? Kızlarla mı?"
Selin telefonu yatağın üzerine fırlattı ve gardırobunun kapaklarını hızla açtı. İçeriden, Murat’ın hayattayken "Bunu sadece benim yanımda giyebilirsin" dediği o sırt dekolteli, payetli siyah elbiseyi çıkardı. Elbiseyi üzerine tutup aynada kendine bakarken, Murat’ın saydam görüntüsü aynanın bir köşesinde belirdi.
"O elbiseyi giyemezsin Selin! O çok kısa, o çok açık! Ben ölmeden önce bile buna izin vermezdim!" diye haykırdı Murat. Sinirden etrafındaki tuzları dağıtmaya çalıştı ama her hamlesinde bir elektrik çarpmasına benzer sızıyla geri çekildi.
Selin, Murat’ın çığlıklarını bir fon müziği gibi dinleyerek hazırlanmaya başladı. Yüzüne ağır bir makyaj yaptı; dudaklarına o kan kırmızısı ruju sürerken, Murat’ın aynadaki yansımasına bakıp gülümsedi. "Hayat devam ediyor Murat," dedi fısıltıyla. "Sen toprağın altında çürürken, ben bu gece payetlerin altında parlayacağım."
Gönül Hanım odaya girdiğinde Selin’i o halde görünce önce bir duraksadı. "Kızım? Bu halin ne? Nereye böyle?"
Selin annesine dönüp neşeyle gülümsedi. "Anne, kızlar aradı. 'Selin, artık eve kapanma, çık biraz hava al' dediler. Haklılar değil mi? Murat da beni böyle görse üzülürdü herhalde."
Murat arkadan feryat etti: "Üzülmek mi? Kahroluyorum burada! Gönül Anne, gönderme onu! Bu gece tekin değil!"
Gönül Hanım, kızının gözlerindeki o yapay ama güçlü parıltıya baktı. "İyi yapıyorsun yavrum. Git, eğlen. Murat’ın acısını kalbine göm ama kendini gömme."
Selin çantasını aldı, parfümünü Murat’ın tam içinden geçecek şekilde sıktı. O keskin koku Murat’ın genzini yaktı, ruhunu sızlattı. Kapıdan çıkarken son kez salona baktı. Murat, o tuz çemberinin içinde hapsolmuş, çaresizce ona bakıyordu.
"Bekleme beni Murat," dedi Selin, kapıyı kapatmadan hemen önce. "Geç gelebilirim. Belki de gelmem..."
Dışarıda Melis ve diğer kızlar Selin’i çığlıklarla karşıladılar. "İşte bizim eski Selin!" "Kızım harika görünüyorsun!" "Bu gece İstanbul bizden sorulur!" Selin, kızların arasına karışıp arabaya bindiğinde, camdan evin ışıklarına baktı. Murat’ın o pencereden ona baktığını biliyordu.
Gittikleri mekan, şehrin en popüler, en gürültülü kulüplerinden biriydi. Müziğin bas sesleri Selin’in göğüs kafesinde yankılanıyordu. Selin, elinde kokteyliyle dans pistinin tam ortasındaydı. Murat ise evde, o sessizliğin içinde, Selin’in her bir kahkahasını ve her bir dans figürünü hayal ederek azap çekiyordu.
"Şu an ne yapıyordur?" diye düşündü Murat. "Birisi ona yaklaşıyor mudur? Birisi elini beline koyuyor mudur? Lanet olsun! Neden öldüm ki o gün? Neden Ceyda ile o otele gittim?" Murat, pişmanlığın ne kadar ağır bir yük olduğunu şimdi çok daha iyi anlıyordu. Kabir azabı dedikleri şey, ateşler içinde yanmak değil; sevdiğin kadının sensiz, hatta senden daha mutlu olduğunu izlemekti.
Selin kulüpte her kahkaha attığında, Murat evde bir eşyayı devirmek için ruhunu zorluyordu. Ama tuzlar onu engelliyordu. Selin ise o sırada Melis’e eğilmiş, "Biliyor musun Melis," diyordu bağırarak. "Kendimi hiç bu kadar özgür hissetmemiştim. Üzerimdeki o ağır ölü toprağını attım sanki."
Murat, salonun ortasında diz çöktü. Selin’in neşesi, onun bu dünyadaki son yaşama sevincini de söküp alıyordu. "Selin... Beni duyuyorsun, biliyorum. Beni cezalandırıyorsun... Ama bu kadarı çok fazla. Lütfen eve dön..."
Selin ise o gece eve döndüğünde, ayakkabılarını kapının ağzına fırlatıp mutfağa gitti. Suyu içerken Murat yine karşısında belirdi. Yorgun, bitkin ve perişan bir haldeydi.
"Eğlendin mi?" dedi Murat, sesi kırık döküktü.
Selin bardağı bıraktı, ağzındaki ruj lekesini sildi. "Eğlenmek ne kelime Murat... Birisiyle tanıştım. Adı can’mış. Senin tam tersin; neşeli, dürüst ve... yaşıyor."
Selin odasına gidip kapıyı Murat’ın yüzüne kapattığında, Murat koridorda öylece kaldı. Selin yalan söylüyordu, kimseyle tanışmamıştı; ama Murat’ın kalbine (ya da kalbinden kalan o boşluğa) o zehirli şüpheyi ekmişti bir kere. Murat için asıl işkence şimdi başlıyordu.