Selin’in kulaklarında sadece o son cümle çınlıyordu: "Ceyda ile o gece otele gitmemesi için çok yalvardım ona..." Arkadaş grubundaki o kızın kıskançlık ve suçluluk karışımı itirafı, Selin’in yas tutan kalbine saplanmış paslı bir bıçak gibiydi. Murat... Onun kahramanı, onun ruh eşi, uğruna haftalardır gözyaşı döktüğü adam, onu en yakın arkadaşıyla aldatmıştı.
Eve girdiğinde içerisi her zamanki gibi serin ve sessizdi. Ama bu sessizlik artık huzur değil, mide bulantısı veriyordu. Selin anahtarlarını darmadağınık masaya fırlatıp salona geçtiğinde, Murat’ın o yarı saydam silüetini her zamanki pencere kenarında gördü. Murat, sanki hiçbir şey olmamış gibi, sanki o kutsal aşkı kirletmemiş gibi hüzünlü bir ifadeyle ona bakıyordu.
"Neredeydin Selin? Seni çok bekledim," dedi Murat. Sesi, ruhunun bir yansıması gibi odanın içinde yankılandı.
Selin bir kahkaha attı ama bu kahkaha daha çok bir hıçkırığa benziyordu. "Beni mi bekledin Murat? Yoksa Ceyda'nın yeni bir mesaj atmasını mı?"
Murat’ın yüzündeki o hüzünlü maske bir anlığına sarsıldı. Gözlerini kaçırdı. "Selin... Bak, açıklayabilirim. O sadece..."
"O sadece ne Murat?" diye bağırdı Selin. "Fiziksel bir şey miydi? Anlık bir hata mıydı? Erkeklik dürtülerin miydi? En yakın arkadaşım lan! En yakın arkadaşım!" Selin’in sesi titriyordu ama bu sefer üzüntüden değil, saf nefretten. Eline geçen ilk şeyi, Murat’ın ona geçen doğum gününde aldığı o ağır kristal kül tablasını kaptı. "Ölmen bile seni bu günahtan kurtarmaz!"
Kül tablasını Murat’ın tam alnının ortasına fırlattı. Kristal, hayaletin içinden sanki bir duman bulutunun içinden geçiyormuş gibi süzüldü ve arkadaki antika aynaya çarpıp büyük bir gürültüyle parçalandı. Selin durmadı. Raftaki kitapları, vazodaki çiçekleri, Murat’ın en sevdiği o porselen bibloları tek tek fırlatmaya başladı. Her eşya hayaletin içinden geçip yere çakılırken, Selin daha çok bağırıyordu.
"Neden gitmiyorsun! Neden hâlâ buradasın? Cehennemde olman gerekiyordu senin!"
Murat çaresizce ellerini kaldırdı, onu sakinleştirmeye çalıştı ama fiziksel bir varlığı olmadığı için Selin’in dokunduğu her şey onun içinden geçip dağılıyordu. "Selin, gitmek istiyorum ama gidemiyorum! Beni burada tutan şey senin aşkındı sanıyordum ama belki de bu öfken!"
"Öfkem seni burada tutuyorsa, hazır ol Murat!" dedi Selin dişlerinin arasından. "Sana bu evi de, bu dünyayı da dar edeceğim. Sen bittin!"
Tam o sırada kapının anahtarı sertçe döndü. Selin elindeki ikinci vazoyu fırlatmak üzereyken kapı açıldı ve içeriye elinde pazar poşetleriyle Gönül Hanım daldı.