Gece, Selin’in aynadaki yansımasına fısıldadığı o son cümleden sonra odanın havası sanki asılı kalmıştı. "Bu benim kararım," demişti. Kelimeler o kadar net, o kadar ağırdı ki; odanın köşesinde pusuda bekleyen o tanıdık, soğuk enerjinin bir anlığına geri çekildiğini hissetmişti. Murat oradaydı, biliyordu. Eskiden olsa bu başkaldırıya karşı bir camı çatlatır ya da odayı zemheri bir soğuğa boğardı. Ama bu kez Selin’in kararlılığı, Murat’ın öfkesinden daha baskın çıkmıştı.
Selin yatağına uzandığında, odanın tavanındaki gölgelerin eskisi kadar korkutucu olmadığını fark etti. Murat, yatağın ayakucunda oturuyordu. "Selin," diye fısıldadı sesi, sadece Selin’in zihninde yankılanan bir piyano teli gibi titreyerek. "Beni böyle dışarıda bırakma. Ben senin bir parçanım."
Selin gözlerini bile açmadı. "Sen sadece benim izin verdiğim kadarsın Murat," dedi düz bir sesle. "Şimdi uyu ya da git, ne yaparsan yap. Ben yarın Kerem’le kasabaya gidiyorum."
Murat’ın o görünmez, hırçın nefesinin odada bir tur attığını hissetti ama umursamadı. İlk defa uykuya dalarken bir hayaletin gölgesinden değil, kendi iradesinin gücünden güç alıyordu.
Sabah, kasabanın o taze, deniz kokulu havası ciğerlerine dolduğunda Selin kendini yıllar sonra ilk kez hafiflemiş hissetti. Kerem, direksiyonun başında o sakin ve güven veren duruşuyla yolu izliyordu. Arka koltukta ise görünmez bir yolcu daha vardı: Murat. Camdan dışarıyı, kaçırdığı hayatı izliyor; Selin’in bu yabancı adamla, üstelik kendisinin hiç sevmediği o rüzgarlı kasabaya gitmesine içten içe köpürüyordu. "Neden burası?" diye söyleniyordu Murat sürekli. "Selin, burayı sevmezsin sen. Dönelim eve."
Selin, Murat’ın bu vıdı vıdılarını, tıpkı eski bir radyo cızırtısı gibi arkada bıraktı. Kerem’e dönüp gülümsedi. "İyi ki geldik. Hava tam istediğim gibi."
Öğleden sonra, sahil kenarındaki o küçük, salaş balıkçı restoranına oturduklarında güneş yavaş yavaş çekiliyordu. Masanın örtüsü denizden gelen nemle ağırlaşmıştı. Kerem, menüye bile bakmadan Selin’in gözlerinin içine baktı. Ama bu bakışta bir sevgilinin beklentisi değil, bir dostun, bir koruyucunun derin şefkati vardı.
"Bugün daha farklı bakıyorsun Selin," dedi Kerem. "Gözlerindeki o sis perdesi dağılmış sanki."
Selin başını salladı. Murat hemen yanındaki boş sandalyeye tünemiş, kollarını göğsünde kavuşturmuştu. "Bakma ona öyle!" diye bağırdı Murat, sesi Selin’in kulaklarında çınladı. "Ona öyle bakamazsın!"
Selin, masadaki tuzluğu tam Murat’ın parmaklarının üzerine gelecek şekilde, bilerek ve sertçe bıraktı. Murat elini refleksle geri çekti. Selin, Kerem’e doğru eğildi.
"Kerem... Sana bir şey söylemem lazım," dedi Selin. Sesi titrese de kararlıydı. "Biliyorum, belki sen, belki dışarıdan bakan herkes aramızda farklı bir şey olacağını düşündü. Hatta belki ben de bir an için o güven duygusuna kapılıp kafamı karıştırdım. Ama bugün, bu yolda gelirken her şeyi anladım."
Kerem garsonun getirdiği rakı bardaklarından birini önüne çekerken gülümsedi. "Anlat Selin. Ben seni sadece duymak için değil, anlamak için buradayım."
Selin derin bir nefes aldı. "Murat... O benim hayatımın ilk ve tek aşkı olarak kalacak. O bir fırtınaydı Kerem. Beni yıkan, ama aynı zamanda yaşatan bir fırtına. Ama o fırtınanın içinde ben hep çok üşüdüm. Hep korunmaya, bir sığınağa ihtiyaç duydum. Şimdi anlıyorum ki; ben bir eş değil, bir abi aramışım aslında. Beni olduğum gibi kabul edecek, düştüğümde elimi tutup 'kalk kızım' diyecek, sırtımı yaslayabileceğim o sarsılmaz dağı aramışım."
Kerem’in yüzünde ne bir kırgınlık belirdi ne de bir hayal kırıklığı. Aksine, bir onur duyma ifadesi, bir rahatlama yayıldı simasına. Bardağını yavaşça masaya bıraktı. "Biliyor musun Selin," dedi, sesi denizin dinginliğiyle yarışıyordu. "Benim hiç kız kardeşim olmadı. Ama seni tanıdığımdan beri, içimde hep bir koruma içgüdüsü vardı. Seni bir kadın olarak değil, canından bir parça olarak gördüm. Eğer bana bu hakkı verirsen, hayatın boyunca arkanda duran o 'abi' olmaya hazırım. Aşk biter, tutku söner; ama bu bağ, bu kardeşlik asla yıkılmaz."
Murat, oturduğu sandalyede ilk kez bu kadar küçük göründü. Eğer Selin, Kerem’e aşık olsaydı, Murat kıskançlığıyla o restoranı yerle bir ederdi. Ama "kardeşlik"? Bu, Murat’ın ulaşamayacağı bir mertebeydi. Murat, Selin’in hayatındaki "eş" olma tekelini kaybetmemişti ama Selin’in "dünyası" olma özelliğini yitirmişti.
"Hayır!" diye fısıldadı Murat, çaresizlikle. "Selin, ben yetmedim mi sana? Ben koruyamadım mı seni?"
Selin, Murat’ın bu çaresizliğini duydu. Hatta Murat, kendisini affettirmek için masadaki peçeteliği Kerem’in üzerine devirmeye çalıştı ama gücü yetmedi. Selin sadece omuz silkti. "Bak, rüzgar yine başladı," dedi Selin, Murat’ın durduğu boşluğa bakarak. "Ama artık üşümüyorum Kerem. Çünkü üzerimde senin gibi kalın bir hırka var."
Kerem güldü. "İşte bu! Bak, her şey ne kadar netleşti. Artık omuzlarındaki o yükü biraz bana devredebilirsin. Ben senin abinim; senin için kavga da ederim, senin için fırtınaya da göğüs gererim."
Yemek boyunca bu yeni bağın tadını çıkardılar. Selin, Murat’la ilgili komik bir anısını anlatırken Murat yanlarında köpürüyordu. "Benimle dalga mı geçiyorsun?" diyordu Murat. Selin ise Kerem’e dönüp, "Biliyor musun abi, Murat bazen o kadar inatçı olurdu ki, duvara konuşuyorum sanırdım. Şimdi o duvarlar dile geldi sanki, ama artık ben dinlemiyorum," diyordu.
Selin, Murat’ın ihanetini, o Ceyda meselesini unutmamıştı. Ama artık bu acıyı bir silah olarak Murat’ın tepesinde tutuyordu. Murat, kendisini affettirmek için çırpındıkça, Selin ona "Hayalet Hizmetçi" muamelesi yapıyordu. "Tuzu mu döktün Murat? Aferin, temizle o zaman," der gibi bakıyordu boşluğa. Bu, bir kadının alabileceği en rafine, en zekice intikamdı. Murat ne gitmeyi becerebiliyordu ne de kalmayı. Selin'in dilinden ve elinden kaçış yoktu.
Gecenin sonunda kasabadan ayrılırken, Selin Kerem’in koluna girdi. Tamamen kardeşçe, tamamen güven dolu bir yürüyüştü bu. Murat, arkalarından bir gölge gibi takip ederken, ilk kez gerçekten ölmüş olduğunu hissetti. Çünkü Selin artık onunla değil, onun "üzerinde" bir hayat kuruyordu.
Arabaya bindiklerinde Selin başını koltuğa yasladı. "Teşekkür ederim abi," dedi yorgun bir gülümsemeyle. "Bugün ilk defa eve değil, kendime dönüyorum sanki."
Murat arka koltukta sessizleşmişti. Selin, dikiz aynasından arkadaki o boşluğa baktı. Murat’ın yansımasını gördü; Murat başını cama yaslamış, Selin’in bu huzurunu izliyordu. Selin biliyordu; Murat artık onu korkutamayacaktı. Çünkü artık Selin, Murat’ın bir kurbanı değil, onun gardiyanıydı. Ve gardiyanın artık güvenebileceği bir abisi vardı.