Selin, aynadaki yansımasına bakarken yüzünde büyük, çocuksu bir tebessüm vardı. Bugün, hayatının en önemli dönüm noktalarından biri olan nişan töreni için hazırlıkların son aşamasındaydı. Üzerindeki elbise tam istediği gibiydi; zarif ama iddialı.
"Kızlar, gerçekten oluyor değil mi?" dedi Selin, heyecandan titreyen elleriyle saçlarını düzelterek. "Bazen rüyada gibiyim. Murat’la o kadar çok bekledik ki bu anı... Biliyorsunuz, ilk tanıştığımızda bana 'Senin bu fırtınalarına ancak ben katlanabilirim' demişti. Şimdi ise o fırtınaların içinde beraber yürüyeceğiz."
Melis, Selin’in omzuna elini koydu. "O sana aşık Selin. Senin o deli dolu hallerin, kararsızlıkların bile onun için birer huzur kaynağı. Bugün senin günün, tadını çıkar."
Selin, derin bir nefes aldı. "Onu çok seviyorum Melis. Öyle bir sevgi ki bu, bazen kalbim göğsüme sığmıyor gibi hissediyorum. O benim sadece sevgilim değil, evim, sığınağım."
Müzik sesi ve neşeli sohbetler arasında masada titreyen telefon, Selin’in dikkatini çekti. Arayan Murat’ın annesi Füsun Hanım’dı. Selin, telefonu neşeyle açtı.
"Füsun Anne! Merak etmeyin, her şey harika gidiyor. Murat nerede? Ona ulaşamadım bir saattir, kesin heyecandan telefonu bir yerde unutmuştur o şaşkın sevgilim..."
Selin sustu. Karşı taraftan gelen ses, bir cümle değil, ruhu paramparça eden bir hıçkırıktı.
"Selin... Yavrum..." dedi Füsun Hanım, sesi titreyerek. "Murat... Hastanedeyiz. Dayanamadı Selin... Kalbi durdu oğlumun. Onu kaybettik..."
Selin’in yüzündeki o hayat dolu ifade bir anda dondu. Beyni, duyduğu bu kelimelerin ne anlama geldiğini biliyordu ama kabul etmeyi reddediyordu. 25 yıllık hayatı boyunca hiçbir "hayır" ile karşılaşmamış, sevdiği her şeyi yanında tutabilmiş bu genç kadın için ölüm, gerçek olamayacak kadar "mantıksız" bir hataydı.
"Füsun Anne, ne diyorsunuz siz?" dedi Selin, sesi her zamanki netliğindeydi ama içten içe bir uçuruma sürüklendiğini hissediyordu. "Murat az önce beni arayacaktı. Daha yüzükleri takmadık. Şaka mı yapıyorsunuz? Bu... Bu mümkün değil. Murat beni bırakmaz, söz verdi."
Odadaki herkes Selin’e dehşetle bakarken, o telefonu masaya bıraktı. Elindeki kristal şampanya kadehi parmaklarının arasından kayıp yere düştü. Camın o keskin, parçalanma sesi odadaki tek gerçeklikti.