Bolu’nun o uçsuz bucaksız çam ormanları, üzerine çöken gri sisle beraber adeta dünyadan kopmuş bir masal diyarına dönüşmüştü. Av evinin ahşap duvarları rüzgarın uğultusuyla inlerken, Selin şöminenin önündeki kalın postun üzerine uzanmış, alevlerin turuncu dansını izliyordu. Ama odayı ısıtan şey şömine değil, hemen arkasında duran Murat’ın o devasa, karanlık ve çekici varlığıydı.
"Geriye dönmek için son şansın Selin," dedi Murat. Sesi, rüzgarın sesine karışarak odanın içinde yankılanıyordu. "Bu kapı kapandığında, artık yaşayanların dünyası senin için sadece soluk bir anı olacak."
Selin yavaşça doğruldu. Üzerindeki o ince, siyah ipek sabahlık şöminenin ışığında parlıyordu. Gözlerini Murat’ın o derin, simsiyah boşluğuna dikti. "Ben o kapıyı şehirden çıkarken sonsuza dek kilitledim Murat. Benim vatanım senin gölgen, benim mevsimim senin kışın."
İlk Temas: Ateş ve Buzun Dansı
Selin elini uzattı ve Murat’ın hayali parmaklarını yakaladı. Bu sefer Murat kaçmadı. Tüm gücünü, tüm özlemini topladı ve Selin’in elini sıkıca kavradı. Selin’in tenine değen şey bir el değil, dondurucu bir elektrik akımı gibiydi. Selin acıyla irkildi ama elini çekmedi; aksine Murat’ı kendine, şöminenin o yalancı sıcaklığına doğru çekti.
Murat, Selin’in yanına çöktü. İkisi postun üzerinde, ateşin karşısında karşı karşıya kaldılar. Murat’ın varlığı şöminenin sıcaklığını emiyor, alevlerin rengini mavimsi bir tona çeviriyordu.
"Seni hissetmek istiyorum," dedi Selin, nefesi havada buharlaşırken. "Sadece rüyalarımda değil, sadece buharın içinde değil... Tam şimdi, bu ıssızlığın ortasında."
Murat, Selin’in yüzüne doğru eğildi. Soğuk dudakları Selin’in sıcak alnına değdiğinde, Selin’in tüm vücudu titremeye başladı. Bu bir öpücükten ziyade, iki zıt kutbun çarpışmasıydı. Selin’in sıcaklığı Murat’a hayat verirken, Murat’ın soğukluğu Selin’i yavaş yavaş dünyadan koparıyordu.
Karanlık Bir Tutku
Murat, Selin’in sabahlığını omuzlarından aşağı kaydırdı. Selin’in bembeyaz teni, şöminenin ışığında bir sanat eseri gibi duruyordu. Ancak omuzlarındaki ve göğsündeki o mor "soğuk yanıkları", bu aşkın ne kadar tehlikeli olduğunun mühürleri gibiydi. Murat, o morlukların üzerine hayali dudaklarını kondurduğunda, Selin bir haz ve acı çığlığı attı.
"Beni öldürüyorsun ama bu dünyadaki en güzel ölüm," diye fısıldadı Selin.
Murat, Selin’i altına alarak postun üzerine yatırdı. O an, odadaki tüm camlar buz tuttu. Dışarıdaki dünya tamamen görünmez oldu. Selin, Murat’ın ağırlığını artık sadece bir basınç olarak değil, fiziksel bir kütle olarak hissediyordu. Murat’ın elleri Selin’in vücudunda gezerken, Selin’in geçtiği yerlerde buzdan izler kalıyordu. Selin’in kalbi o kadar hızlı atıyordu ki, Murat bu ritmi kendi göğsünde hissedebiliyordu.
Selin, Murat’ın boynuna sarıldı. İkisi birbirine kenetlendiğinde, odanın ortasında minik bir kar fırtınası koptu. Ateş sönmek üzereydi ama umurlarında değildi. Onlar kendi yarattıkları o "Kırık Zaman"ın içindeydiler. Murat, Selin’in ruhunu emmek istercesine onu öperken, Selin de Murat’ın içindeki o sonsuz yalnızlığı kendi sıcaklığıyla doldurmaya çalışıyordu.
Gölün Çağrısı
Gecenin ilerleyen saatlerinde, ay ışığı bulutların arasından sıyrılıp donmuş pencerelerden içeri süzüldü. Selin, Murat’ın kollarında yarı baygın, yarı uyanık bir halde yatıyordu. Vücudu bembeyazdı, dudakları hafifçe morarmıştı ama yüzünde tarif edilemez bir huzur vardı.
"Hadi," dedi Murat, Selin’i ayağa kaldırarak. "Göl bizi çağırıyor. Bu balayının asıl töreni orada."
Selin, Murat’ın elini tutarak çıplak ayaklarla karların üzerine çıktı. Soğuğu hissetmiyordu; çünkü Murat’ın elindeki o mutlak soğuk, dışarıdaki kışı ılık bir esinti gibi hissettiriyordu. Gölün kıyısına geldiklerinde, suyun yüzeyindeki ince buz tabakası ay ışığında elmas gibi parlıyordu.
Murat, Selin’i gölün kıyısında kucağına aldı. "Burada, bu suyun ve bu sisin şahitliğinde, sen benim ebedi gelinimsin Selin."
Selin, başını Murat’ın omzuna yasladı. "Ölüm bizi ayırana kadar değil Murat... Ölüm bizi birleştirene kadar."
Murat, Selin’le beraber suyun üzerine doğru bir adım attı. Mucizevi bir şekilde batmıyorlardı; Murat’ın bastığı yerdeki su anında donarak onlara camdan bir yol oluşturuyordu. Gölün tam ortasında, sislerin arasında, sadece iki ruhun bildiği o yasak dansı etmeye başladılar. Selin’in ipek sabahlığı rüzgarda savrulurken, Murat’ın karanlık pelerini onu sarıp sarmalıyordu.
Şafak Vakti ve Kalan İzler
Güneş ormanın ardında belirmeye başladığında, Selin şöminenin önünde, battaniyelerin altında uyandı. Murat pencerenin kenarında, sabahın ilk ışıklarıyla şeffaflaşmış bir halde onu izliyordu.
Selin eline baktı. Yüzük parmağında, herhangi bir metalden değil, doğrudan derisinin altına işlemiş, dairesel bir buz yanığı vardı. Murat ona sonsuzluk yüzüğünü takmıştı; bu dünyadan silinmeyecek, doktorların iyileştiremeyeceği, sadece Murat’a ait olduğunu gösteren o mor-mavi leke...
Selin gülümsedi ve parmağındaki o acı veren nişanı öptü. "Günaydın kocam," dedi fısıldayarak.
Murat, güneşin etkisiyle yok olmadan hemen önce gülümsedi. "Günaydın, hayatımın sonu ve başlangıcı."