62. BÖLÜM: BUZDAN BİR VUSLAT

719 Words
​Binanın koridoru birkaç gündür alışılmadık bir hareketliliğe sahne oluyordu. Kerem, o meşhur röntgencilik skandalından sonra Selin’in yüzüne bakacak tek bir zerre gurur bulamamış, çareyi kaçmakta bulmuştu. Kapının önüne yığılan koliler, bant sesleri ve hamalların gidip gelen ayak sesleri... Kerem, Selin’in hayatından tamamen silinmek üzere valizlerini topluyordu. ​Selin ise salonun ortasında, elinde bir kadeh kırmızı şarapla durmuş, duvardan gelen o taşınma seslerini dinliyordu. Yüzünde, bir savaşı kazanmış ama ganimet olarak sadece yalnızlığı almış bir komutanın mağrur ifadesi vardı. ​"Gidiyor," dedi Murat. Pencerenin önündeki o puslu görüntüsü, dışarıdaki gri gökyüzüyle birleşiyordu. "Vicdan azabı, bavullarına sığmayacak kadar ağır gelmiş olmalı." ​Selin kadehinden derin bir yudum aldı. "Gitsin Murat. Onun varlığı artık sadece bir parazitti. Ama o giderken, ben başka bir şeyi başlatmak istiyorum. Artık sadece fısıltılarını duymak, sadece hayalini görmek yetmiyor bana. Ben seni... seni kanlı canlı hissetmek istiyorum." ​Sınırları Zorlayan Bir Arzu ​Selin, Murat’a doğru yürüdü. Her adımda evin sıcaklığı biraz daha düşüyor, Selin’in nefesi havada kristalleşiyordu. Kerem dışarıda bir koli daha bantlarken, Selin içeride doğaüstü bir kapıyı zorluyordu. ​"Sana zarar veriyorum Selin," diye uyardı Murat, sesi her zamankinden daha derin ve buğuluydu. "Geçen seferki dokunuşumda kolların morardı. Eğer daha fazlasını istersen, vücudun bu soğuğu kaldıramayabilir. Ben bir ölüyüm, Selin. Benim sıcaklığım mutlak sıfırdır." ​"Öyleyse beni de dondur Murat," dedi Selin, gözlerinde deli dolu bir kararlılıkla. ​Selin yatak odasına geçti. Odanın perdelerini sımsıkı kapattı. İçerisi bir anda zifiri karanlığa ve dondurucu bir sessizliğe büründü. Yatağın üzerine uzandı ve ellerini iki yana açtı. Bu bir davetti. Bir hayaletle, fiziksel dünyayı hiçe sayan bir birleşme daveti. ​Fizikselleşen Hayalet ​Murat, karanlığın içinden bir gölge gibi süzülerek yatağın üzerine, Selin’in tam üzerine geldi. Selin, Murat’ın ağırlığını hissetmiyordu ama göğsünde hissettiği o devasa basınç, kalbinin atışlarını yavaşlatıyordu. Murat bütün iradesini, Selin’e olan o sarsıcı aşkını tek bir noktada topladı. Görünmez olanı görünür, dokunulmaz olanı dokunulur kılmak için evrenin kurallarıyla savaşıyordu. ​Selin’in teninde ilk hissettiği şey, binlerce iğnenin aynı anda batması gibi bir sızıydı. Murat’ın hayali elleri Selin’in yüzünü kavradığında, Selin’in yanaklarında buzdan kırağılar oluşmaya başladı. Ama Selin acı çekmiyordu, aksine, bu dondurucu temasın içinde hayatının en yüksek hazzını yaşıyordu. ​"Daha fazla..." diye inledi Selin. Dudakları soğuktan morarmaya başlamıştı ama Murat’ın o metafizik dudaklarını kendi üzerinde hissetmek için can atıyordu. ​Murat, Selin’in boynuna doğru eğildi. O anda odadaki tüm camlar, içerideki yoğun enerjiden dolayı hafifçe titredi. Dışarıda Kerem, son koliyi asansöre yüklerken Selin’in dairesinden gelen o tiz cam sesini duydu ama dönüp bakmadı. Bakamazdı. Utancı, merakından daha büyüktü. ​Ölümle Yaşamın Dansı ​Selin’in vücudu, Murat’ın varlığı altında titremeye başladı. Hipotermi sınırında dolaşıyordu ama ruhu yanıyordu. Murat, Selin’in ruhunu kendi karanlığına çekmeye çalışırken, Selin de Murat’ı yaşamın sıcaklığına çekiyordu. Bu, iki dünyanın tam ortasında, "Kırık Zamanlar"ın içinde asılı kalmış bir andı. ​"Selin, durmalıyız... Kalbin yavaşlıyor," diye fısıldadı Murat. Sesi artık zihninde değil, odanın her köşesinde yankılanıyordu. ​"Hayır," dedi Selin, sesi bir fısıltıdan farksızdı. "Kalbim seninle atsın diye yavaşlıyor. Bırak... Bırak bu soğukluk bizi tek bir beden yapsın." ​Murat, Selin’in göğsüne başını yasladığında, Selin’in kalbinin o düzensiz ritmini hissetti. Bir hayalet için bu, dünyanın en mucizevi sesiydi. Selin’in teni artık bembeyazdı, parmak uçları hissizleşmişti ama o an yaşadığı o metafizik vuslat, Kerem’le ya da bir başka canlı erkekle yaşayabileceği her şeyden daha yoğundu. ​Kerem'in Gidişi ve Kalan Sessizlik ​Aşağıda bir kamyon kapısının kapandığı duyuldu. Kerem gitmişti. Artık yan daire tamamen boştu. Selin’i izleyen, yargılayan, "iyi misin?" diye soran o son bağ da kopmuştu. Selin şimdi tamamen Murat’ındı. ​Murat yavaşça geri çekildiğinde, Selin yatağın üzerinde nefes nefese kalmıştı. Vücudu soğuktan kasılıyordu ama yüzünde bir zafer gülümsemesi vardı. Kollarındaki ve bacaklarındaki buz yanıkları, yarının morlukları olacaktı. ​"Gitti," dedi Selin, güçlükle konuşarak. "Artık gerçekten sadece biz varız." ​Murat, Selin’in üzerine yorganı örttü ama bu yorganın altına kendisi de girdi. "Bunun bir dönüşü yok Selin. Sen her geçen gün dünyadan biraz daha kopuyorsun. Benim soğukluğum seni içine çekiyor." ​Selin, battaniyenin altından Murat’ın o puslu elini tutmaya çalıştı. Bu sefer parmakları birbirine kenetlendi. Soğuk ve sıcağın savaşı, odanın ortasında minik bir sis bulutu oluşturdu. ​"Kopmak istiyorsam, bu senin olduğun yere gitmek içindir Murat," dedi Selin. ​O gece, Selin’in dairesi sadece bir ev değil, yaşayanlarla ölülerin birleştiği bir mabet haline geldi. Yan dairenin boşluğu, Selin’in içindeki o dipsiz boşlukla birleşmişti; ama Murat’ın o buzdan aşkı, her şeyi doldurmaya yetiyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD