​61. BÖLÜM: UTANCIN GÖLGESİ

764 Words
​Selin ve Murat’ın o sarsıcı vuslatının ardından evin içindeki hava hâlâ kristalize bir soğuklukla doluydu. Selin, kollarındaki o hafif morlukları ipek şalıyla örterken, Murat salonun ortasında Kerem’in duvarın arkasındaki tedirgin nefes alışlarını dinliyordu. Kerem’in merakı artık bir hastalık boyutuna ulaşmıştı; Selin’in odasından gelen sesleri, o açıklanamayan soğukluğu ve Selin’in kiminle konuştuğunu çözmek için yanıp tutuşuyordu. ​Tam o sırada, Kerem’in o büyük hatayı yapacağı an geldi. ​Gözetleme Deliği ve Kırılan Gurur ​Kerem, dairesinde huzursuzca bir sağa bir sola gidiyordu. Selin’in koridorda "Murat, hayır!" diye fısıldayışını duyduğundan beri aklı başından gitmişti. Antredeki ortak duvarda, eski bir tadilattan kalma, tabloyla kapatılmış küçük bir açıklık vardı. Kerem, tamamen "Selin iyi mi, bir saldırıya mı uğruyor?" bahanesinin arkasına sığınarak, titreyen elleriyle o tabloyu yana kaydırdı. ​Sadece bir anlığına, Selin’in salonunu, onun omuzlarındaki şalı düzeltişini ve boşluğa bakarak gülümsemesini görmek istemişti. Ama Murat, o doğaüstü radarlarıyla bu ihlali anında fark etti. ​"Selin," dedi Murat, sesi bir bıçak gibi keskindi. "Komşun az önce sınırları aştı. Tablonun arkasından bizi izliyor." ​Selin’in gözlerinde ani bir parlama oldu. Bu, beklediği fırsattı. "Öyle mi?" dedi fısıldayarak. "O zaman ona unutamayacağı bir gösteri sunalım." ​Selin, sanki hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi yavaşça koridora doğru yürüdü. Tam Kerem’in baktığı hizaya geldiğinde, üzerindeki şalı "tesadüfen" düşürdü ve aynanın karşısına geçip kollarındaki o buz yanıklarını, morlukları incelemeye başladı. Kendi kendine, Kerem’in duyabileceği bir tonda mırıldandı: "Ah Murat... Beni ne hale getirdin, canım çok yanıyor ama sana değer..." ​Kerem, gördükleri ve duydukları karşısında dehşete düşmüştü. Selin’in vücudundaki izleri bir darp izi sanmış, o "Murat" ismini duyunca zihni bulanmıştı. Tam o sırada Selin, aniden bakışlarını Kerem’in gizlendiği o küçük açıklığa dikti. ​"Kim var orada?" diye bağırdı Selin, sesine mükemmel bir korku ve dehşet katarak. "Kerem? Sen misin?" ​Büyük Yüzleşme ​Kerem panikle tabloyu yerine oturtmaya çalışırken tablo gürültüyle yere düştü. Selin çoktan kapıya fırlamış, koridora çıkmıştı. Kerem de dairesinin kapısını açtığında, Selin’i gözü yaşlı ve titrerken buldu. ​"Selin... Vallahi açıklayabilirim, ben sadece..." ​"Sen beni mi dikizliyordun Kerem?" dedi Selin, sesi titriyordu. "Sen benim mahremiyetime, yatak odamın sınırına kadar mı girdin? Babam seni bana abi ol, koru diye bıraktı! Sen ise... sen bir röntgenci gibi beni mi izliyorsun?" ​Kerem’in yüzü kireç gibi bembeyaz oldu. "Hayır Selin, yemin ederim... Sesler duydum, biri sana zarar veriyor sandım, morlukları gördüm..." ​"O morluklar benim özelim!" diye bağırdı Selin, koridorda yankılanan sesiyle. "Kendi kendime zarar veriyor olabilirim, spor yapıyor olabilirim, ya da hayatıma birini almış olabilirim! Bu seni ne hakla bir dikizciye dönüştürür? İnanamıyorum sana... Kendimi hiç bu kadar kirletilmiş hissetmemiştim." ​Kerem dizlerinin üzerine çökecek kadar mahcuptu. "Selin, özür dilerim. Bin kere, on bin kere özür dilerim. Ben sadece seni korumak istedim, niyetim o değildi." ​"Niyetin ne olursa olsun Kerem," dedi Selin, buz gibi bir asaletle. "Artık benim için o 'güvenilir abi' değilsin. Sadece kapı komşumsun. Hatta o bile değilsin. Lütfen... Bir daha sakın kapımı çalma. Yüzüne bakamıyorum." ​Görünmez Duvar ​Selin kapıyı Kerem’in suratına öyle bir çarptı ki, binanın içinde yankısı saniyelerce sürdü. İçeri girdiği anda Murat’a dönüp gülümsedi. "Nasıl oynadım ama?" ​Murat, hayranlıkla Selin’i izliyordu. "Sen bir dâhilsin Selin. O adam artık utancından bu koridora bile çıkamaz." ​Selin haklıydı. O geceden itibaren Kerem adeta yer yarıldı da içine girdi. Mahcubiyet ve utanç, bir zamanlar Selin’i kontrol etmeye çalışan o hırslı adamı bir gölgeye dönüştürmüştü. Artık sabahları kapıya bırakılan kruvasanlar yoktu, "bir şeye ihtiyacın var mı?" mesajları kesilmişti. Hatta Kerem, Selin’le karşılaşmamak için asansörü kullanmıyor, Selin’in evinden bir ses geldiğinde hemen televizyonun sesini açarak "duymuyorum, izlemiyorum" mesajı vermeye çalışıyordu. ​Kerem, kendi evinde bir mahkuma dönüşmüştü. Selin’in o "kırılmış" imajı, Kerem’in üzerinde kurşun bir yelek gibi ağırlaşmıştı. Selin koridorda topuk seslerini duyurduğunda, Kerem kapısının arkasında nefesini tutuyor, onun geçip gitmesini bekliyordu. ​Selin’in Zaferi ​Selin ise bu durumun keyfini sürüyordu. Artık evde Murat’la dilediği gibi yüksek sesle konuşabiliyor, müzik açabiliyor, hatta balkon kapısını sonuna kadar açıp Murat’ın o serin varlığıyla dans edebiliyordu. Kerem’in ördüğü o utanç duvarı, Selin’in özgürlük kalesi olmuştu. ​Bir akşam, Selin elinde şampanya kadehiyle balkona çıktı. Yan dairenin ışıkları kapalıydı ama Kerem’in orada, karanlıkta oturup sessizliği dinlediğini biliyordu. ​"Gördün mü Murat?" dedi Selin, geceye doğru. "İnsanları kendi vicdanlarıyla vurmak, onlara silah çekmekten çok daha etkiliymiş." ​Murat, Selin’in arkasından sarıldı. Artık dokunuşları daha belirgin, varlığı daha yoğundu. "Kerem artık yok Selin. Sadece sen, ben ve bu sonsuz sessizlik var. Ama dikkat et, bazen sessizlik en büyük fırtınanın habercisidir." ​Selin kadehini karanlığa kaldırdı. Kerem’in o karanlık oda içinde, yaptığı hatanın altında ezilişini hayal ederek gülümsedi. Artık oyunun ipleri tamamen Selin’in parmakları arasındaydı ve o bu ipleri bırakmaya hiç niyetli değildi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD