Selin o sabah uyandığında kendini dinlenmiş hissetmedi. Uykusu bölünmemişti ama ağırdı. Sanki gece boyunca bir şey düşünmüş, ama ne düşündüğünü hatırlamıyordu.
Yatağın içinde doğruldu. Saatine baktı. Çok erken değildi. Ama geç de sayılmazdı.
Ev sessizdi. Kerem hâlâ uyuyordu.
Ayağa kalktı. Üzerine bir şeyler geçirdi. Banyoya gitti. Diş fırçasını eline aldı. Aynaya baktı. Yüzü biraz solgundu. Gözlerinin altı hafif kararmıştı.
Musluğu açtı. Suyu fazla soğuk buldu. Ilık hale getirdi.
Dişlerini fırçalarken aynadaki yansımasına baktı. Bir an için gözleri başka bir noktaya takıldı. Omzunun arkasına. Boştu. Ama Selin yine de baktı.
Alışkanlık, diye düşündü. Hepsi bu.
Mutfakta kahve yapmaya karar verdi. Dünkü gibi çay istemedi canı. Kahve makinesinin düğmesine bastı. Makine gürültüyle çalıştı. Bu ses, Selin’i rahatsız etmedi. Aksine, evin içinde bir hareket olduğunu hatırlattı.
Kahvesini alıp masaya oturdu. Telefonu masanın üstündeydi. Ekranı kapalıydı. Selin bir süre bakmadı. Sonra aldı. Bildirim yoktu.
Buna sevindiğini fark etti. Bu fark ediş, hoşuna gitmedi.
Buna sevinmemeliyim, diye düşündü.
Kerem biraz sonra çıktı odasından. Üzerinde tişört vardı. Esnedi.
“Günaydın,” dedi.
“Günaydın.”
Kerem kahveye baktı. “Bana da var mı?”
“Yapabilirsin,” dedi Selin. Ses tonu sert değildi ama mesafeliydi. Kerem bunu fark etti.
“Bir şey mi oldu?” diye sordu.
Selin omuz silkti. “Yok. Sadece uykum var.”
Kerem kahve makinesine yöneldi. Bir şey demedi. Bu sessizlik Selin’i rahatlattı ama aynı zamanda huzursuz etti.
Kahvaltıyı birlikte yaptılar. Ama önceki günkü gibi değildi. Konuşma azdı. Selin lokmalarını yavaş yavaş aldı. Kerem birkaç kez konuşmaya çalıştı ama Selin kısa cevaplar verdi.
“Bugün dışarı çıkmak ister misin?” diye sordu Kerem.
Selin bir an düşündü. “Bilmiyorum,” dedi. “Belki sonra.”
Kerem başını salladı. “Tamam.”
Bu “tamam”, Selin’in içini burktu. Neden bu kadar kolay kabul etti? diye düşündü. Zorlamasını mı bekliyordum?
Kahvaltıdan sonra Selin koltuğa geçti. Dizlerini karnına çekti. Televizyonu açtı. Rastgele bir kanal. İzlemiyordu.
Kerem mutfağı topladı. Tabakları yerleştirdi. Sandalyeyi yerine itti. Her şey normaldi. Ama Selin için bir şey eksikti.
Ne eksik? diye sordu kendine. Sessizlik mi? Gürültü mü?
Birden içini bir huzursuzluk kapladı. Nedensiz. Sebepsiz. Ama tanıdık.
Ayağa kalktı. Pencerenin önüne gitti. Dışarı baktı. Sokakta insanlar vardı. Hayat devam ediyordu. Selin camdan yansıyan kendi yüzünü gördü. Arkasında bir şey yoktu.
Ama yine de dönüp baktı.
Kerem bunu fark etti. “Bir şey mi arıyorsun?” diye sordu.
Selin duraksadı. “Hayır,” dedi. “Sadece… hava kapalı gibi.”
Oysa hava açıktı.
Kerem bir şey demedi. Ceketini aldı. “Ben biraz dışarı çıkıyorum,” dedi. “Market falan.”
“Tamam,” dedi Selin.
Kapı kapandığında ev daha sessiz oldu. Bu sessizlik, Selin’in üstüne çöktü. Koltuğa geri oturdu. Ellerini dizlerinin üstüne koydu. Parmaklarını sıktı.
Bu normal, diye düşündü. Yalnız kalmak normal.
Ama kalbi biraz daha hızlı atmaya başladı.
Telefonu eline aldı. Açtı. Fotoğraflara girmedi. Ama mesajlara baktı. Eski konuşmalar vardı. İsimler. Tarihler.
Bir isimde durdu.
Murat.
Parmağı ekranın üstünde kaldı. Açmadı. Ama orada durması bile yeterliydi.
“Yapma,” dedi kendi kendine. “Buna gerek yok.”
Telefonu masaya bıraktı. Ayağa kalktı. Evde dolaştı. Gereksiz yere dolapları açtı. Kapattı. Kitap rafına dokundu. Bir kitabı çekti. Sonra geri koydu.
Birden içinden bir ses yükseldi. Net değildi. Bir cümle değildi. Ama his olarak çok tanıdıktı.
Bensiz yapamıyorsun.
Selin olduğu yerde kaldı. Kalbi hızlandı. Etrafına baktı. Ev boştu.
“Kes,” dedi yüksek sesle. “Bu benim sesim.”
Ama bu cümle onu ikna etmedi.
Kapı açıldı. Kerem içeri girdi. Elinde poşetler vardı. Selin’in duruşunu fark etti.
“İyi misin?” diye sordu.
Selin başını salladı. “İyiyim.”
Kerem poşetleri bıraktı. Selin’e baktı. “Emin misin?”
Selin bir an durdu. Sonra, istemeden biraz sert konuştu. “Evet dedim ya.”
Kerem geri çekildi. “Tamam,” dedi. “Sadece soruyorum.”
Bu cevap Selin’i rahatsız etti. İçinde bir çatlak daha oluştu. Neden böyle davrandım? diye düşündü.
Akşam yemeğini yaptılar. Ama konuşmadılar. Sessizlik bu kez ağırdı. Selin yemeği bitiremedi. Tabağını kenara itti.
“İştahın yok mu?” diye sordu Kerem.
“Yok.”
Kerem daha fazla sormadı.
Gece olduğunda Selin yatağa uzandı. Kerem salondaydı. Aralarında mesafe vardı. Selin gözlerini kapattı ama uyuyamadı.
Bir süre sonra uykuya daldı.
Rüyasında Murat’ı gördü.
Ama Murat konuşmuyordu.
Karşısında duruyordu. Yakın değildi. Uzak da değildi. Sadece bakıyordu.
Selin ona bir şey söylemek istedi. Ağzını açtı. Ses çıkmadı.
Murat gülümsedi.
Selin irkilerek uyandı. Kalbi hızlı atıyordu. Oda karanlıktı. Saatine baktı. Geceydi.
Derin bir nefes aldı.
Bu sadece rüya, diye düşündü. Sadece bir rüya.
Ama gözlerini kapattığında, Murat’ın bakışı hâlâ oradaydı.
Ve Selin, ilk kez şunu kabul etti:
Bu sadece bir hatırlama değildi.
Bu, içindeki bir çatlağın büyümesiydi.