Güneş, Selin’in salonuna her zamankinden daha insafsızca doğmuştu. Dün gecenin savaş alanı; boş şampanya şişeleri, cips kırıntıları ve salonun orta yerindeki yer yataklarında şekilden şekle girmiş cemiyet kızlarıyla doluydu. Hande, koltuğun kenarından sarkmış; Pelin, kafasına bir kırlent bastırmış; Melis ise hala üzerinde sadece bir ipek atletle horlamanın eşiğindeydi.
Selin, başındaki hafif sızıyla mutfağa süzülürken Murat’ı gördü. Murat, havada asılı duran bir gazete okuyormuş gibi yapıyordu ama gözleri yerdeki kızların üzerindeydi.
"Hala buradalar mı?" diye fısıldadı Murat, sırıtan bir yüzle. "Selin, Hande gece rüyasında benim ismimi sayıkladı, haberin olsun. 'Murat, o dövme senin için değil' falan dedi. Bu kız beni rüyasında bile görüyor olabilir."
Selin ters bir bakış attı. "Rüyasında görmüyordur, senin o soğuk enerjin kızın bilinçaltına sızmıştır sapık hayalet! Yürü, mutfağa geç."
Kapıdaki Felaket: Kerem
Tam o sırada kapı, o kendine has nazik ama ısrarlı tonuyla çalmaya başladı. Selin donup kaldı. "Olamaz... Kerem!"
"Aç kapıyı," dedi Murat, ellerini ovuşturarak. "Bu dağınıklığı görmesi lazım. Karizma yerle bir olacak."
Selin kapıyı araladığında karşısında Kerem duruyordu. Elinde taze sıkılmış portakal suları ve fırından yeni çıkmış kruvasanlarla dolu bir tepsi vardı. "Günaydın Selin! Gece çok gürültü geldi, kızlarla olduğunu tahmin ettim ama sabah bir kahvaltı... Oha!"
Kerem’in cümlesi, salonun ortasında, üzerinde sadece minicik bir şortla yatan Pelin’in uykusunda bacağını koltuğa fırlatmasıyla kesildi. Kerem tepsiyle beraber taş kesilmişti.
"Şey... Selin... Ben... Müsait değilsiniz galiba?" dedi Kerem, gözlerini kaçırmaya çalışırken ama erkeklik içgüdüsüyle salondaki bu 'sss kampını' süzmekten de geri duramıyordu.
Kaos Başlıyor
Selin, Kerem’i içeri çekip kapıyı kapattı. "Kerem, gir içeri, kapıda kalma! Kızlar biraz... rahattır."
O sırada Hande uyandı. Saçları birbirine karışmış, maskesi yüzünde yarı kurumuş bir halde doğruldu. Kerem’i görünce bir çığlık attı. "Ayyy! Kim bu? Selin, eve hırsız mı girdi?"
Melis de uyanmıştı. "Hırsız değil şekerim, bu bizim meşhur komşu Kerem değil mi? Ay Kerem, gel gel, şu sırtıma bir masaj yap, kaskatı kesilmişim yerlerde yatmaktan."
Kerem, elindeki tepsiyi masaya bırakırken kıpkırmızı olmuştu. Murat ise Kerem’in tam arkasında durmuş, her hareketini taklit ediyordu. "Bak bak," dedi Murat, Selin’e dönerek. "Kerem’in tansiyonu fırladı. Portakal suyunu dökmemek için kendini zor tutuyor."
Murat’ın Şakaları
Murat durmuyor, Kerem’in sabrını sınıyordu. Kerem kruvasanları masaya dizerken, Murat masadaki bir peçeteyi hafifçe havalandırıp Kerem’in burnuna sürttü. Kerem, "Hapşuuuu!" diye bağırınca, yerdeki Pelin zıplayarak uyandı.
"Ay ne oluyor be! Deprem mi?" diyen Pelin, üzerindeki yorganın kaydığını fark etmeyince Kerem arkasını döndü. "Pardon! Özür dilerim! Ben sadece... kahvaltı getirmiştim."
Hande, maskesini yüzünden soyarken Kerem’e sırıttı. "Ay Kerem, ne kadar kibarsın sen böyle. Selin, bu çocuğu bize niye daha önce tanıştırmadın? Bak, Murat’tan sonra sana böyle bir korumacı lazım."
Selin, Murat’ın öfkeyle parlayan gözlerini gördü. Murat, Hande’nin önündeki boş kadehi hafifçe titretti. Kadeh masada "çın çın" ötmeye başlayınca kızlar duraksadı.
"Ayy, yine başladı bu evin perileri," dedi Melis, kahkaha atarak. "Kerem, bu evde bir hayalet var diyorlar, doğru mu?"
Kerem kekeleyerek, "Ben... ben öyle şeylere inanmam ama... bazen rüzgar oluyor işte," dedi. O sırada Murat, Kerem’in hırkasının arkasından çekiştirmeye başladı. Kerem, hırkasının bir yere takıldığını sanıp kendi etrafında dönmeye başlayınca Selin patlamaya hazır bir bomba gibi gülmemek için dudaklarını ısırdı.
Mutfaktaki İkinci Perde
Selin ve Kerem mutfağa kahve yapmaya gittiklerinde, Murat da peşlerinden geldi. Kerem, "Selin, bu kızlar her zaman mı böyle... yani... böyle rahat?" diye sordu, hala şoku atlatamamış bir sesle.
"Cemiyet hayatı Kerem, alışman lazım," dedi Selin, omuz silkerek.
Murat, Kerem’in kahve fincanına koymak üzere olduğu şekeri tam o anda parmağıyla (hayali de olsa) masanın altına itti. Kerem elini boşluğa atınca dengesini kaybetti ve Selin’in üzerine doğru devrildi.
Tam o an, Murat’ın odayı donduran o meşhur soğukluğu hissedildi. Kerem, Selin’e çarpmadan havada durur gibi oldu. "Bu evde gerçekten bir terslik var," dedi Kerem, korkuyla geri çekilerek.
Selin, Murat’a "Yeter artık!" der gibi baktı. Murat ise kollarını kavuşturmuş, "Benim kadınıma fazla yaklaşma komşu," der gibi duruyordu.
Final: Dağılan Ekip
Kızlar kahvaltılarını yapıp, Kerem’i yeterince darladıktan sonra (Pelin bir ara Kerem’e i********:’ını bile sormuştu), nihayet toparlanıp gittiler. Kerem de "Benim bir toplantım var," bahanesiyle kaçar gibi dairesine sığındı.
Ev tekrar sessizliğe gömüldüğünde, Selin salondaki dağınıklığa bakıp kahkahayı bastı. "Gördün mü Murat? Kerem’in o 'beyefendi' imajı yerle bir oldu."
Murat, Selin’i belinden kavradı. "Beyefendiymiş... Kruvasan getirmiş bir de. Bir dahaki sefere peynirli poğaça getirmesini söyle, Pelin onu daha çok sever."
Selin, Murat’ın boynuna sarıldı. "Sen gerçekten çok kıskanç bir hayaletsin Murat."
"Sadece benim olanı koruyorum Selin. İster cemiyet kızları gelsin, ister kibar komşular... Sen sadece benimsin."