2.BÖLÜM

1297 Words
SAAT 10.00 Dolaştım, daha okul çağına gelmemiş çocukların anneleri tarafından getirildikleri oldukça gürültülü parklarda oturup onları izledim. Bir tost daha yiyip iki su alıp çantama koydum. Çantam büyük atıştırmalıklarım sağlamdı. Büyük çantalar modaydı biraz fazla dolu olmasını kimse umursamazdı herhalde. Mağazalarda ki kıyafetleri imrenerek inceledim belki bir gün bende bu güzel mantoyu almak için gelebilirdim fiyatı gözüme ilişince bir daha uğramamaya karar verdim neydi bu mantonun kumaşı bunu alacağıma beşi bir yerde altın alıp geleceğime yatırım yapmak daha mantıklı olurdu… Her kadının hayali olan güzel giyinmek uzun süre bana uzak olacaktı. SAAT 11.25 Nihayet zaman geldi, benimle konuşan kadın öğle yemeğine çıkmadan görüşürüz demişti. Otele girmeden ceketimi giyip tekrar saçlarımı topladım. Resepsiyonda duran genç adama Dilek Hanım tarafından iş görüşmesi için çağrıldığımı söyleyince on beşinci kata çıkmam için asansörlere yönlendirildim. “Kapıyı tutun” Asansör görevlisi seslenen kişinin isteğine uyarak kapıyı açık tuttu, içeri giren kalabalık grupla yüz ifadesi değişim gösterse de çabuk düzeldi. Üç erkek, ikisi aşırı şişman dört kadın ve biz asansör ötmeye başladı… “Ağır oldu bir sonra ki asansörle sizi alırım efendim” diyen görevlinin sözlerine hiç birisi aldırmadı. Madem burada çalışmak için adaydım çıkmak için müsaade istedim, kimse bizden önce sizsiniz demedi. Ben çıkıp diğer asansörün önüne yürürken asansör hala ötmeye devam ediyordu. Cam asansöre binmek daha güzeldi gideceğim katın düğmesine bastım ağır ağır yukarı çıkarken hem otelin içini hem İstanbul’u izlemek oldukça keyifliydi. Gökyüzü garip bir şekilde kızarmıştı boş bir tuvalin üzerine kırmızı toz boya atılmış gibiydi. Saatler içinde bir sürü doğa olayına tanık olmak görsel olarak harika olsa da biraz ürpermeme neden oldu… Nihayet asansör durdu, elimle ceketimi düzelttim, görüşeceğim kişinin görselliğe fazla önem vermemesini diledim. Kapı açıldı adımımı attım… “Asansörü tutar mısınız?” İki arada bir derede kalmak deyimi tam bu ana göreydi ve ikinci kez asansörden çıkmamak için bir ayağım dışarda bir ayağım içerde kalakaldım son anda yanlış kata bastığımı fark etmek paniklememe neden olmuştu… Genç bir adam koşarak geldi, onunla birlikte geri binerek bir üst katın düğmesine bastım. O butona basmamıştı “Siz!” gerçi bana neydi hangi kata ineceği veya çıkacağı… “Sizin bastığınız kat” Bir kat bile olsa gökyüzünü tekrar görmek istiyordum, geri dönünce adamla yüz yüze geldim… “Pardon manzaraya bakmak istedim” Adam sesini çıkarmadan bir adım yana çekildi, gökyüzünü bir anlığına görebildim hala kırmızılık devam ediyordu. Yüzümün gökyüzüne yakın kırmızılıkta olduğundan emindim, ince uzun bir fizik, kadınları kıskandıracak şekilde kahverengi gür saçlar, uzun kirpiklerle çevrili koyu kahverengi gözler. Anlık bir bakışla neredeyse adamın iç organlarının bile röntgenini çekecek hale geldiğime inanamıyordum. Onunda gökyüzüne baktığını gördüm “Tabloya benziyor, gökyüzüne bir avuç kırmızı toz atılmış gibi muhteşem bir görüntü” diyerek tekrar kapıya doğru döndü. Gökyüzünün rengi hiç tanımadığım birinde de aynı hisleri uyandırmıştı. Böyle düşünmüş olan tek ben değildim. Asansör durmuş olmalıydı ki adam “İnmeyecek misiniz?” diye soruyor bir yandan kapının tekrar kapanmasına engel olmaya çalışıyordu. “Teşekkür ederim” sözcüklerini duyulur duyulmaz şekilde söylediğime emindim, utancımdan sesim yeteri derecede çıkmamıştı. Aynı anda aynı yönde yürümeye başladık… Telefonumun saatine baktım son anda yetişecektim… SAAT 11.30 Aniden başım döndü, zorlukla duvara tutunduğum an yere düştüm. Kayıyordum çığlık atmaya başladım kolumdan sertçe tutuldum. “Sıkı tutun deprem” Adam can simidimdi, yanımdan savrularak yürümeye çalışan kadın bir anda gözden kayboldu, camlar kırılıyor, taş bloklar üzerimize yağıyordu. Elektrikler birkaç yanıp sönmeden sonra tamamen kesilirken paniğim daha çok büyüdü, elim adamın kolundan kayıyordu. Son bir hamleyle koluna sıkıca sarıldım, birlikte kaymaya başladık kendimle birlikte adamı da sürüklüyordum. Sertçe bir yere vurdum omzum çok fazla yandı, adam üzerime yuvarlanınca acım daha da fazlalaştı, çığlıklarım diğer seslere karışıp duyulmaz oldu. Acıdan nefes alamıyordum, içim kayıyordu. Hiçliğe karışırken son düşündüğüm daha hiç yaşamadım ki oldu… Can acısıyla kendime geldim. Bir saniyemi, beş dakikamı veya saatler mi ne kadar baygın kaldığımı bilemiyordum. Gözlerimi açtım, zifiri karanlık çevremde koza gibiydi. Deprem durmuştu… Sol kolumu kıpırdatmam mümkün değildi en ufak bir harekette acı fazlalaştı. Bedenimi hissetmeye çalıştım, alnım, sırtım, sağ baldırım biraz acıyordu. Sağlam elimle alnıma dokundum kaşımın hemen üstü yarılmış olmalıydı… “Sesimi duyan var mı?” Kımıldamaya korkuyordum, camlı asansör den fazla uzak olmamalıydım… “Ne olur ses verin” Beni tutan, sonra üzerime yuvarlanan adama ne olmuştu? Yavaş hareketlerle çevreme dokunmaya başladım. Camlar, taş parçaları, tam elimin uzandığı yerde biri vardı. “Hey cevap ver” Ses çıkmadı, ölmüş müydü? Avazım çıktığı kadar çığlık atmaya başladım, kendi sesimden başka ses veren yoktu. Gırtlağım acıyınca sustum, parmağımla dokunduğum bedeni tekrar dürttüm hareket etmedi. Elim yapış yapış oldu, kan kesinlikle kandı… “Yardım edin, orada kimse yok mu?” Bağırdım, tekrar sustum, bağırdım, tekrar sustum. Aralıklı olarak bağırmaya devam ettim, ikide bir yanımda ki bedene dokunuyor belki hareket eder diye bekliyordum… Yine deprem oluyordu, yamuk zeminde biraz daha aşağı kaydım… Bir inilti duyduğuma yemin edebilirdim, parmaklarımın dokunduğu bedene şimdi çok daha yakındım. Avucumu koluna sonra göğsüne koydum çok hafif olsa da göğsü hareket ediyordu. Erkek olduğu kesindi… “Uyan” Nefes aldığı konusunda yanılmış olabilir miydim? Bir daha elimi koydum, göğsü, çenesi, ağzı ve nihayet burnu nefesinin sıcaklığı elime geliyordu, bu zifiri karanlıkta tek başıma olmadığım için garip bir şekilde sevinmiştim. Yanımda ki adamın nefes alış verişi sıklaştı “Hey uyandın mı?” Karşılığım bir inilti oldu “Benim ya omuzum, ya kolum kırıldı hiç bilemiyorum ne olduğumu. Vücudumda çok fazla kesik olduğundan eminim, kaşımın üstü kesin yarıldı. Ya senin neyin var?” Ses yoktu… “Gözlerini açacak olursan sakın korkma, zifiri bir karanlığın içindeyiz. Yani kör değilsin” Biraz daha kıpırdadım, sanki kolumdan alevler ciğerime kadar işledi… “Biraz hareket edeyim dedim canım çok yandı. Senin neden burada olduğunu bilmiyorum ama ben görüşme için geldim, şansıma bak işi alamadan otelin içinde mahsur kaldım” Nefes alması devam ediyordu “Depremin büyüklüğü neydi ki böylesi bir otel yıkıldı” Birden ağlamaya başladım, tüm deprem uzmanları büyük deprem olacak zamanı yakın deyip duruyorlardı. Kaç kişi dinlemiş önlem almıştı ki? Koskoca İstanbul kim bilir ne haldeydi… “Deprem olacak diyen yetkilileri izledikçe tek dileğim göçük altında kalmayayım da ne olursa olsun diyordum. Çok büyük konuşmuşum şu an göçük altında kurtarılmayı bekliyorum, gelen olmazsa açlıktan, susuzluktan ya da kolum kangren olursa zehirlenerek öleceğim. Sona geldiğimde kesin deliririm…” Tekrardan fenalaşmış olmalıydım, yeni bir sarsıntıyla gözlerimi açtığım an çığlık attım “Kimse yok mu cevap verin” Ses yoktu yanımda ki adamı kontrol ettim hala çok yakındı, nefes almaya devam ettiğini fark edince içim rahatladı. “Artık uyan, ne olur uyan artık. Ölmeye hazır değilim, saçmalıyorum değil mi?” Saçmalamak, içimde bulunduğum durumda benim hakkımdı. “Cevap ver, inlesen bile razıyım” Elini tuttum konuşamıyorsa bile belki böyle iletişimde bulunabilirdi. Uzun parmaklı büyük elleri vardı ve parmağında bir alyans, ateşe değmiş gibi elimi çektim başka birinin erkeğine dokunmak kötüydü. Bir süre kötü hissini içimden atmaya çalıştım. Bu durumda başkasının erkeği değil, benim gibi göçük altında kalmış biriydi. “Eşin yanında mıydı? Umarım iyidir yani kurtulmuştur. Neden buradaydın, çalışanlardan mısın? Cevap versen ölür müsün?” Saçmalık, dibine kadar saçmalıyordum… “Hayır” “Sen konuştun mu? Yoksa hayal mi ettim, iyi misin?” “Kımıldayamıyorum” “Yeni uyandın, bedenini hissetmeye çalış” “Ne zamandır bu haldeyiz?” “İki kez daha deprem oldu, kaç saattir buradayız, acıdan baygınlık geçirdiğim anların süresi ne kadardır bilemiyorum” Küfür etti hem de en ayıbından, başka zaman olsa kulaklarımı kapardım… “Kusuruma bakma” “Devam edebilirsin, seni rahatlatıyorsa istediğini söyleyebilirsin. Ben çığlık atıp kimse var mı demekten başka hiçbir şey yapamadım” “Cevap veren oldu mu?” “Kimse cevap vermedi” “Sen asansörde ki kadın mısın?” “O zaman sende asansördeki adamsın” Aramızda garip bir sessizlik oldu, birbirimize yabancı sayılmazdık iki dakikalığına da olsa tanışıklığımız vardı. Aynı asansörde bir kat çıkıp yan yana sayılacak şekilde beş on adım kadar yürümüştük. “Ben kımıldayamıyorum, uzanabildiğin yerlerden taş ne bileyim ses çıkaracak bir şey bulabilirsen vurarak belki dikkat çekebiliriz”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD