AYNALI ODA

1686 Words
Bana ‘Çocukluğunun en güzel günü hangi gündü?’ diye bir soru sorulsa, İstanbul’a taşındığımız gün derdim. Çünkü Lale’den kilometrelerce uzağa gidiyordum. Artık bitmek tükenmek bilmeyen kabusum bitiyordu. Aksi gibi, ben ondan ne kadar nefret ediyorsam, o beni o kadar seviyordu. Biz yola çıkarken çok ağladı. O ağlarken benim sırıtıyor olmam ailemin gözünde bir tık talihsizdi tabi. İstanbul’da ortaokula ilk başladığım günü hatırlıyorum. O gün hayatımda ilk defa üstüme başıma özen göstermiştim. Önceden ne yaparsam yapayım Lale’nin güzelliğinden kimse beni görmüyordu. Okulda bile onun, ona ‘hiç ama hiç’ benzemeyen kuzeni olarak biliniyordum. Siyah saçlarıma kıpkırmızı bir kurdele takmıştım. Arkadaşlarımı daha ilk görüşte sevmiştim. Öyle neşeliydim ki onlarda beni sevmişti ister istemez. Yaramaz çocuklara has bir şeytan tüyüm var benim. Ben istersem beni sevmeyecek insan pek yoktur. Sorun şuydu ki bunu çoğu zaman istemiyordum. İnsanlar beni görür görmez sevmeliydi. Bunun için çaba harcamak istemiyordum. En azından daha ilk bakışta görünüşüme göre yargılanmaktan nefret ediyordum. Üçüncü dersimiz ingilizceydi. Pınar öğretmenimiz sıraların arasında dolaşırken benim yanımda durmuş saçlarımı okşamıştı. “Sen bugün ne tatlı olmuşsun?” diyerek yanağımı öpmüştü. Hayatımda ilk kez kızardığımı ve bir öpücükten bu kadar zevk aldığımı hatırlıyorum. İlk kez ailemden olmayan biri bana tatlı demişti. Sonraki bir hafta her şey benim için çok güzeldi. Ama bir hafta sonra hayatım yine kabusa döndü birden. Çünkü sınıfımıza Ankara’dan bir ‘erkek Lale’ gelmişti… Leyla’nın defterinden… “Pamuk Şirin ne la?” dedi Umutcan. “Şu Allah’ın cezası grupta bir tane düzgün isim koymayı bilen yok mu?” Şirinlerde toplanmış, Nihat Çetin’in dönüşünü, evliliğini ve çocuğunu aynı anda kutluyorlardı. Aslı ve Akın’ın üç arkadaşı tam kadro oradaydı. Sadece Leyla yoktu. Nihat Çetin kucağında yeğeniyle oynarken Umutcan’a ters ters baktı. Ece onun saçma sapan şakalarına alışkın değildi. “Şirin’i ben istedim. Pamuk’u da Ece. Çünkü karımın ‘ölmüş’ annesinin adı.” dedi uyarır gibi. “Peki hayırsız evlat!” diye devam etti Umutcan sırıtarak. “Neden Pamuk Nermin değil? Nermin teyzemin suçu ölmemiş olmak mı?” “Düşündük.” dedi Ece gülümseyerek. “Ama Pamuk’la birlikte biraz garip oldu. Pamuk Şirin ise kulağa tatlı bıcır bıcır bir kız çocuğu adı gibi gelmiyor mu?” “Dünyanın en güzel ismi bence!” diye onun gülümsemesine ortak oldu Şirin. Ece’ye bayılmıştı. Yeğenine şimdiden daha çok bayılmıştı. “Peki o mühim kaza ne zaman oldu?” dedi Aslı, Ece’ye. Ece anlamamıştı. “Ne kazası?” diye sordu saf saf. “Senin gibi huri tabiatlı bir kızın NÇF’ye aşık olacak kadar kafayı kırmasına sebep olan kazayı diyorum.” diye açıkladı Aslı. Nihat Çetin ona çay kaşığı fırlattı. Ece güldü. “Kocam, sen ve Şirin’den bana çok bahsetti. Hepinizi sanki yıllardır tanıyor ve seviyor gibiyim. Bunda beni bu kadar nazik karşılamanızın etkisi de var tabi. Gerçekten çok teşekkür ederim. Normalde bir ortamda hemen açamam kendimi.” dedi. “Bizden bahsetmedi mi?” dedi Akın, Nihat Çetin’e somurtarak. “Bahsetti tabi.” dedi Ece telaşla. “Ama ben kızlarla daha çok ilgileniyordum açıkçası. Onlarla iyi arkadaş olmayı umuyorum.” “Bizle de olursun. Kötü erkeklerden değiliz biz.” dedi Bahri çayını yudumlarken. Koray gülümseyerek onayladı. “Tabi ki iyi arkadaş olacağız.” dedi Şirin, Ece’nin elini tuttu. “Evet, mutlaka olmalıyız. Yol gösterilmeye ihtiyacın olduğu çok açık.” dedi Aslı, Nihat Çetin’i göstererek. Umutcan sesli bir şekilde güldü. Nihat Çetin iki sevgiliyi süzdü. “Çok sinir bozucu bir çift olduğunuzu size söyleyen olmuş muydu?” “Evet.” dedi Umutcan. Kolunu Aslı’nın omzuna atıp kendisine çekti. “Akın günlük olarak raporluyor bunu bize.” “Daha hiçbir şey görmedin.” diye uyardı Nihat Çetin’i Akın. O sırada zil çaldı. Akın, Şirin’e gülümseyip ayağa kalktı. Aceleyle kapıyı açmaya gitti. Leyla her zamanki burnu havada tavrıyla selamsız sabahsız içeri girdi. Daha doğrusu değerli kelimelerini Akın’a harcamaya gerek duymamıştı. Akın gülümsemeye devam ederek onu içeri kadar takip etti. Leyla içeri girip sağa sola bakmadan ceketini çıkarırken konuşmaya başladı. “Salak salak park etmişsin Bahri. Duyarlı bir vatandaş olarak sana bir ders vermek amacıyla; aynalarını kapatıp sileceğini kaldırdım. Bir daha yaparsan arabanı çizeceğim.” dedi. “Sana da merhaba.” dedi Bahri. “Cümleten merhaba.” diyen Leyla kafasını ceketini koyduğu yerden kaldırıp etrafa bakınca Nihat Çetin’le göz göze geldi. “Gelmişsin.” dedi şaşkınlıkla. “Geldim.” dedi Nihat Çetin rahatsız bir tavırla. Ece’nin elini tutma ihtiyacı hissedince, Leyla’nın gözleri; önce karısıyla birleşen ellerine, sonra beyaz küçük elin sahibine kaydı. “Bu kim?” dedi düz bir sesle. Nihat Çetin’i cevap vermekten kurtaran Akın’dı. “Nihat Çetin’in karısı; Ece.” dedi sırıtarak. Leyla gözlerini kırpıştırdı. “Öyle mi?” diyebildi sadece. Akın belki ona şaka yapıyordur diye Şirin’e baktı. Ama Şirin’de gözlerini kapatıp açarak onayladı. “Tanıştığıma memnun oldum. Sizin adınızı öğrenebilir miyim?” dedi Ece. Yeni gelen kızın güzelliğinden büyülenmişti ama Şirin ve Aslı’yla tanıştığına göre bu kızın kim olabileceği hakkında hiçbir fikri yoktu. Çocuklardan birinin sevgilisiydi galiba. “Leyla Bedevi!” diye soğuk bir sesle tanıştırdı Nihat Çetin. “Akın’ın eski bir arkadaşı.” Leyla ona alaycı bir bakış attı. Ama gözünün altında atan damar başka bir hikaye anlatıyordu. “İzninizle mutfağa gidip bir su içmem lazım.” diyerek mutfağa yöneldi. Giderken Akın’ın kolunu tutup çekti. “Gel bana bardakları göster.” dedi. “Zevkle!” dedi Akın sırıtarak ayağa kalkarken. Koridorda Leyla’nın peşinden giderken öldürücü vuruşu yapmak için derin bir nefes aldı. Leyla’nın ‘evlilik’ meselesine odaklandığından dolayı daha önemli olan kısma dikkat ettiğini hiç sanmıyordu. “Seni tebrik ederim.” dedi Leyla’ya. Leyla soran bakışlarla ona döndü. Akın yüzüne ciddi bir ifade yapıştırıp devam etti. “Biz hepimiz bu evlilik haberine şok olduk. Sen gayet sakin karşıladın. Haberin var mıydı yoksa?” dedi. Gözlerini yalandan kocaman açmıştı. Leyla ise ona gözlerini kısarak baktı. Onunla dalga geçip geçmediğini anlamaya çalışıyordu. “Nasıl haberim olabilir?” dedi. Akın’ın aptallığı onu hasta ediyormuş gibi dönüp hızlıca mutfağa girdi. Akın peşinden girip dolaptan bardak uzattı. “Doğru nasıl olabilir? Ama en azından Pamuk Şirin’e şaşırmanı beklerdim.” dedi Akın. “O kim?” diye sordu Leyla kaşlarını çatarak. Nihat Çetin’in bir karısı daha mı vardı? Sinirle güldü. “Pamuk Şirin!” dedi Akın sanki Leyla’nın bilmesi gerekiyormuş gibi gözlerine bakıyordu. “Önce bana onun kim olduğunu açıklaman lazım şapşal.” dedi Leyla. Neden ya da nasıl bilmiyordu ama Akın onu bir şekilde deli ediyordu bugün. Özellikle şu an hiç çekilmiyordu. Bardağa su koyup içini serinletmesini umarak başına dikti. “Aaa, sen Ece’nin karnını görmedin mi?” dedi şaşırmış gibi Akın. Leyla ağzındaki suyu Akın’ın yüzüne püskürttü. “Yarabbi şükür!” diyen Akın iğrenerek yüzünü sildi. Leyla içeri koşarak girdiğinde Nihat Çetin karısının ağrıyan belini ovuyordu. Herkes, sabit gözlerle donup kalan Leyla’ya dönünce haliyle karı koca da dönmüş oldu. Nihat Çetin, Ece’ye arkadan sarılıp koruyucu bir tavırla karısının karnına elini koydu. Ki bu Leyla’nın içinde bir şeylerin kopmasına sebep olmuştu. Kendisini tutmak ve çığlık atmak arasında bir yerdeydi. Gülümsedi. “Bir işim çıktı. Ceketimi almaya geldim.” dedi. Ceketini alıp olabildiğince çabuk orayı terk etti. Onu yolculayan Akın sırıtarak içeri geldi . “İşi çıkmış!” diye açıkladı bir kez daha. Ama alenen gülüyordu. Şirin onu çimdiklemek zorunda kaldı. Umutcan, Leyla’dan önce konuştukları konuya geri döndü. “Yani gerçekten Pamuk Şirin koyarken bari bu herifin soyadını da hesaba katsaydınız. Pamuk Şirin Fak diye isim mi olur? Kıza zorbalık yapılsın mı istiyorsunuz?” Ece gülerek kocasına sokuldu. “Ne yapayım? Onun soyadına yakışacak isim yok ki. Kocamın soyadını seçme şansım olmadı maalesef.” dedi. Herkes dağıldıktan sonra eve dönerken Ece’nin dikkatini kocasının dalgın tavrı çekti. “Bir şey mi oldu?” dedi Nihat Çetin’in kolunu okşayarak. Nihat Çetin ona tedirgin bir şekilde baktı. Ece ona anlayışla gülümsedi. “İçimden bir ses Leyla’yla ilgili diyor. Bizi görünce tavrı bir garipleşti. Sen de bir gerildin.” Nihat Çetin direksiyonu sıktı. Karısından bir şey saklamak istemiyordu. Eğer böyle bir araya gelmeye devam edeceklerse neyle uğraştığını bilmeliydi. “Seni çok seviyorum. Biliyorsun değil mi?” dedi karısına. “Biliyorum. Bende öyle!” dedi Ece gülümsemeye devam ederek. “Üniversitede bir ay çıktık. Sonra beni terk etti.” dedi Nihat Çetin. Ece garipsedi. “Bu kadar mı?” diye sordu. “Değil.” dedi Nihat Çetin kısık bir sesle. Ece’yi herhangi bir şekilde üzmek istemiyordu. Ama Allah kahretsin ki anlatmalıydı. “Ondan sonra altı yıl boyunca sevdim onu. Bir gün onunla tekrar bir arada olabileceğimi hayal ettim.” Ece camdan dışarı baktı. Bir süre yolu izledi. Gözleri dolmuştu. Nihat Çetin arabayı kenara çekti. Yara bandını hızlıca çekmeli ve bu konuyu sonsuza dek kapatmalıydı. “Amerika’ya gitmeden önce kalbimi bir kez daha kırdı. Ve ben onu tamamen bitirdim. Bu konuda bana güvenmelisin.” “Başka bir şey?” diye sordu Ece, hala camdan dışarıyı izliyordu. Nihat Çetin onun titreyen sesinden nefret etti. “O beni hiç önemsemedi. Akın’a takıntılıydı uzun yıllar boyunca. Benimle zaten onunla iddiaya girdiği için çıkmıştı. Tek taraflı hastalıklı bir şeydi benim için ve bir sonuca varmadı. Ama seni daha temiz duygularla seviyorum.” dedi. Ece ona dönüp hüzünlü bir şekilde gülümsedi. “Sen kapattıysan bende kapatacağım. Seni bununla üzmek istemem.” dedi kocasına. Nihat Çetin onun elini tutup avcunun içini öptü. “Pek tekin biri değil. Ondan uzak dur olur mu güzelim?” “Arkadaşların onu seviyor gibi.” dedi Ece. “Arkadaşlarımın hepsi ayrı ayrı ruh hastası çünkü.” dedi Nihat Çetin. Gülüştüler. Leyla kendisini eve attı. Kapının arkasında kayar gibi yere çöktü. Evlenmişti… Evlenmişti. Evlenmişti! Bir de çocuk yapmıştı. Amerika’da ki projesi buydu demek. Bir kahkaha attı Leyla. Karısı çok güzeldi ama. Yakışmışlardı. Hamileliğin bir insanı çirkin gösterdiğini düşünürdü oysa. Bir kahkaha daha attı. Sonra dizlerinin üstünde emekleyerek, kıyafetlerini denemek için özel olarak yaptığı büyük aynalı odasına gitti. Boydan boya ayna yaptırmıştı duvarı. Karşısında bağdaş kurarak oturdu. Ve kendisini izledi. Ama aynada gördüğü, her gün mutlulukla süslediği 29 yaşındaki kadın değildi. On yaşında esmer, çirkin bir kız vardı şimdi karşısında. Çok çirkinim, diye düşündü. Boğazından bir hıçkırık koptu. O kız bembeyazdı. Pamuk gibiydi. Nihat Çetin Fak tabi severdi onu. Sahi! Seviyor muydu ki? Seviyor gibiydi. Leyla’yı sevdiğini söylediği gibi mi seviyordu acaba? Herkes mutluyken kendisinin burada böyle kendine acıyarak oturmasından tüm ruhuyla tiksindi birden. Silkelendi. Gözünden süzülen bir damla yaşı sildi. Aynaya bakarken elleriyle saçlarını taradı. Aynadan ona bakan çirkin çocuğun bakışları gittikçe kararıyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD