DENİZ YILDIZI

1866 Words
Elde etmeye çalıştığım yıllar boyunca Akın inatla benden kaçmayı sürdürdü. Eğer birazcık ondan hoşlanıyormuş gibi yapabilsem eminim Akın bana bir şans verebilirdi ama onu görünce içimde başlayan gerginlik ve küçümsemeyi yüzümden yok edemiyordum. Ailem dışında beni Akın’dan daha iyi tanıyan bir insan var mıdır bilmem. İçten içe benim neden onun peşinden koştuğumu biliyordu bence. Onu elde edememiş olmam amacımı gerçekleştirme ihtimalimi tamamen yok etmedi tabi. Ona ve çevresi üzerinde öyle bir korku ve baskı yarattım ki liseden mezun olduğumuzda kimsenin onun beni korumasını hatırladığını sanmıyorum. Geçip giden ergenlik yıllarında ben nihayet tam formumu bulmuş ve tanıdığım en güzel kadın olmuştum. Artık Lale’yle bile daha iyi anlaşıyordum. Bedevi ailesinin iki muhteşem güzellikte kızı olmamız gururumu okşuyordu. Biz bir ortama girdiğimizde her baş bize dönüyor, her şey ayağımıza geliyordu. Biraz da bu yüzden kuzenimin son yıllarını mahveden hastalığının sebebinin nazar olduğunu ciddi ciddi düşünüyorum artık. Belki de benim nazarım… Üniversitenin (hazırlıkla birlikte) üçüncü senesinde bu sefer ben Akın’ın okuluna geçtim. Beni gördüğünde yüzündeki ifade paha biçilemezdi. Ufaktan lisenin ilk günü yaşadığım hayal kırıklığının rövanşını da almıştım. Tabi ilk iki yıl başka üniversitedeyken de kendisini rahat bıraktığım sanılmasın. Hala onu elde ettiğimde insanların beni kıskanmasını istiyordum. Yaptığı her şeyden nasıl haberim olduğunu merak ediyor olmalıydı. Koynundaki yılan; bir şekilde tanışıp arkadaş olduğum Umutcan’dı. Başta bana yürüyor gibiydi ama sonra standartlarına uymadığım için vazgeçti sanırım. Ama Akın’ı satmasının en büyük sebebi sayemde eğleniyor olmasıydı. Bunu biliyordum. Ve ben onu hayal kırıklığına uğratmamak için gösterinin dozunu kaçırıyordum arada. Galatasaray’a geçtiğim yılın ikinci döneminde artık sevgili arkadaşına üzülmeye başladığını söyleyen Umutcan bana bir teklifle geldi. Onun aslında daha fazla eğlenmek istediğini bilen ben, şüpheyle ne olduğunu sordum. Okuldayken hep birlikte takıldıklarını bildiğim çocuklardan biriyle çıkmamı istiyordu. Çocuk bizden iki yaş küçüktü. Üstün zekalı olduğu için sınıf atlamıştı. Ben 21 yaşındayken o 19 yaşındaydı ve bu sene mezun olmak üzereydi. Daha önce hiç kız arkadaşı olmamıştı. Daha doğrusu bu yönde bir ilgisi bile yoktu. Eğer o inek çocukla bir ay çıkarsam yazın onlarla tatile gidecektim. Böylece o malum iddiaya girdik… Leyla’nın defterinden… Leyla hala dün geceyi nasıl atlattığını bilmiyordu. Mutfakta annesinden gizli içtiği -reçeteli- sakinleştiriciye teşekkür borçluydu muhtemelen. Şu an katil olmamasını buna bağlıyordu. Arkadaşlarının biraz eğlenmesini tolere edebilirdi. Kendisi de böyle bir durumda aksini yapacak biri değildi çünkü. Zoruna giden şey Nihat Çetin ve karısının da olaya dahil olmasıydı. Karı koca tüm gece Leyla’yla dalga geçip eğlenmişlerdi. Ece aktif olarak bir şey yapmamıştı tabii. Bunun için fazla ‘melekti’ o. Sadece diğerlerinin yaptıklarına kıkırdamakla meşguldü. Özellikle kocasının yaptıklarına… Leyla o meşhur gururunun son parçasını o ikisinin önünde eğilip Nihat Çetin’in yere devirdiği tabağın kalıntılarını temizlerken kaybetmişti. Ondan sonra salmıştı artık. Ertesi gün hepsini engelleyip hayatından çıkaracağına yemin etmişti. Gidip yerleşmek için başka şehirleri araştıracaktı. Sıkıcı bir iş gününün ardından adımları kendisini eski atölyesine götürdü. Burayı hala boşaltmamıştı. Yüreği el vermemişti. Kullanmadığı yere boş boş kira ödüyordu. Şimdi neden yine buraya geldiğini de bilmiyordu. Gelmişken Şirin’in oğluna ya da diğer yeğenlerine bir şeyler dikebilirdi belki. Diğer yeğenlerinin sayısını düşününce Şirin’in oğlunda karar kıldı. Biraz içeriyi dolaştı. Geçen sene mahvolan kıyafetleri atmış, ateşin izlerini temizletmişti. Sanki bir gün geri gelse hemen işe koyulacakmış gibi hazırdı her şey. Kaliteli pamuk kumaşlarının içinden tatlı, su yeşili bir kumaş buldu. İnternetten modellere bakıp güzel bir tulum seçti. Yıldız şeklinde olan bu tulumun içinde bebişi hayal edip gülümsedi. Leyla’nın en sevdiği şey çalışırken kendi adıyla yazılmış şarkıları açıp eşlik etmekti. 'Leyla' adlı o kadar çok şarkı vardı ki… Kadr’ın Leyla’sından başladı oynatmaya… Hızlıca kalıp çıkarıp dikiş makinasının başına oturdu. Bir taneyi dikip bitirdiğinde başka bir model bulup onu da dikiverdi. Sonra bir kaç tane daha… Bebek kıyafetleri küçük olduğu için çabuk bitiyordu. En son hepsinin üstüne LB işlemesi geçecekti. Kendisini pofuduk bir mont dikerken bulunca durmak zorunda hissetti. Oturup soluklandı. Lale’nin yanına gidip moral vermek yerine burada ne işi vardı? “Eski mesleğine mi dönmeye karar verdin?” diye bir ses duydu. Sesi tanıyordu. Kapıya yaslanmış ona bakan Nihat Çetin’e kaşlarını kaldırarak baktı. “Adaşına bir şeyler dikmeye karar verdim. Senin burada ne işin var?” “Geçerken kapıyı açık görünce şaşırıp bir bakayım, dedim.” diyen Nihat Çetin davetsizce içeri girdi. “Seni tek gördüğüme şaşırdım.” dedi Leyla alaycı bir şekilde. “Favori kol çantan nerede?” “Evde dinleniyor sanırım. Ben işten geliyorum.” “Öyleyse ben seni tutmayayım. Kapının yerini biliyorsun.” dedi Leyla. İşleme işi için hazırlık yapmaya başladı. Nihat Çetin gitmek yerine yaklaştı. Az önce diktiği kıyafetleri inceledi. “Güzel olmuşlar. Belki benim Pamuk Şirin’ime de dikmene izin veririm.” Leyla kıyafetleri kendine çekti. “Kızın benim yan sanayi ürünlerim içinde rahat etmez. Benden daha iyi modacılar bulabilirsin. Ayrıca bunları arkadaşlarımın bebeği için diktim. Ve sizin arkadaşım olmadığınızı daha önce belirttiğimi sanıyorum.” “Akın’la arkadaş olduğuna inanıyor musun gerçekten?” dedi Nihat Çetin alayla. “Onunla ilişkimin boyutu seni ilgilendirmez. Dünyanın en gıcık insanı olabilir ama şarta bağlı bir şekilde de olsa arkadaş olmayı becerdik.” dedi Leyla. Ona bakmadan LB işlemesi yapmaya odaklamıştı kendisini. “Neymiş o şart?” diye sordu Nihat Çetin. Kendi kızına daha çok yakışacağını bildiği yıldız tulumu çaktırmadan çalıp ceketinin içine soktu. “Bu seni ilgilendirmez.” dedi Leyla. “Aynı şartları sağlayabilirsek belki biz de arkadaş oluruz.” Leyla onun bu dediğine kahkaha attı. “İstemem! Artık gerek yok zaten. Dün bana yaptığınızdan sonra göçüp başka diyarlara gitmeye karar verdim.” “Kaçıyorsun yani?” dedi Nihat Çetin alayla. “Yine!” diye mırıldanarak ekledi. “Karın dün benim evime gelmene nasıl bir şey demedi şaşıyorum doğrusu. Ben olsam değil eski sevgilinle aynı odada olmanı, adının herhangi bir harfini bile kullandırtmazdım sana.” “İyi ki ‘karım’ sen değilsin o zaman.” dedi Nihat Çetin. “Ayrıca ‘karım’ seni o kadar umursamıyor.” “Sanmıyoruuum.” diye şarkı gibi uzattı Leyla. Kadın içgüdüsü Ece’nin onun varlığından rahatsız olduğunu söylüyordu ona. Ki hak veriyordu. Sadece Ece her anlamıyla pısırık bir tavşan olduğu için kocasına onu kıskandığını söyleyemiyordu muhtemelen. Belki de mükemmeliyetini bozar diye korkuyordu. “Karımı benden daha iyi mi bileceksin?” dedi Nihat Çetin. Leyla onun ne zaman Ece’den bahsetse savunmacı bir tona geçip sertleştiğini fark etmişti. İşlemesini yaparken cevap verdi. “Sadece erkeklerin kadın duyguları konusunda cahil olduğunu söylüyorum. Bir çok konuda dahi olabilirsin ama iş kadınlara ve onların iç dünyalarına gelince dünyanın en aptal insanlarından biri oluyorsun.” “Ece senin gibi içi farklı, dışı farklı, ikiyüzlü biri değil. Açık bir kitap gibi.” Leyla omuz silkip güldü. “Konuyu dağıtma hem.” dedi Nihat Çetin. Konuyu Ece’den uzaklaştırırken gözle görülür derecede gevşeyip alaycı moduna geri döndü. “Gerçekten bir gece dalga geçildin diye tası tarağı toplayıp gidecek misin?” diye sordu Leyla’ya. “Bir gecede sizinle arkadaşlık etmek istemediğime karar vermiş olamaz mıyım?” dedi Leyla. “Arkadaşın olmadığımı sanıyordum.” dedi Nihat Çetin imayla. “Değilsin zaten.” dedi Leyla düz bir sesle. Nihat Çetin bir süre onu izledi. “Ailen neden seni cümbür cemaat ziyaret etme gereği duydu?” diye sordu sakince. “Seni ilgilendirmez.” “Bu kadar gizemli davranmak zorunda mısın?” dedi Nihat Çetin. Leyla yine omuz silkti. “Bence tatlıydın.” dedi Nihat Çetin birden. O kadar hızlı konu değiştiriyordu ki Leyla ucunu kaçırmıştı. “Ne?” diye sordu şaşkınlıkla. İlk defa gözlerini gerçekten ona çevirdi. Nihat Çetin de parmak uçlarıyla masada ritim tutarken onun gözlerinin içine baktı. “Dün gece yani. Çoğu zaman o kadar şirret görünüyorsun ki… Ailenin yanındaki tavrın hepimiz için farklı bir deneyim oldu. Herkes senin dün gece çok tatlı ve komik olduğunu düşünüyor. Bu öğlen yemekte konu sendin.” Leyla dönüp işine devam etti. Dişlerini sıkmıştı. “Bir tur da bugün dalga geçtiniz yani.” dedi. Ciddi ciddi taşınmayı düşünüyordu artık. “Lafı götünden anlamayı bıraksan hayat kaliten bayağı yükselecek.” dedi Nihat Çetin. “Ben söylenmeyen anlamları duyuyorum merak etme.” dedi Leyla. “Kimsenin sana bir şey söylediği yok. Neden hep bu kadar savunma pozisyonundasın?” Leyla cevap vermedi. “Ailen neden geldi?” diye sordu Nihat Çetin bir kez daha. Bu kadar kalabalık bir ziyaretin normal olmadığını biliyordu. Dün gece Leyla’nın ailesini mutlu etmek için bu kadar çabalaması da gözünden kaçmamıştı. Sanki incinmesinler diye çok ince bir şekilde uğraşıyordu. Ayrıca gerçekten çok tatlıydı… Fazla tatlı… Leyla bıkkınlıkla nefes verdi. “Söylesem defolup gidecek misin?” “Belki!” Leyla ona ters ters bakınca gülümsedi. “Kuzenlerimden biri ağır hasta. Onu ziyarete geldiler.” dedi Leyla. “Geçmiş olsun.” dedi Nihat Çetin. Leyla’nın sesindeki ufak kırılma ona kendisini kötü hissettirmişti. Leyla’nın onunla işi bitmiş gibi işine döndüğünü görünce arkasını dönüp çıkışa doğru yürümeye başladı. “Yolu biliyorum, geçirmene gerek yok arkadaşım.” diye bağırdı giderken. Arkasından fırlatılan tahta bir cetvel yanındaki duvara çarpıp yere düşünce güldü. Eve gittiğinde Ece yemek yapıyordu. Nihat Çetin mutfağa girdi. Ona arkasından sarılıp boynunu öptü. Ece huylanınca kıkırdadı. Kocasına dönüp kollarını boynuna sardı. Dudaklarını ona uzatırken kapı güm güm vuruldu. Ece iç çekip kocasına çorbayı karıştırmasını söyleyerek kapıya bakmaya gitti. Delikten baktığında Leyla’nın geldiğini gördü. Kollarını kavuşturmuş ayağını yere sinirli sinirli vuruyordu. Tereddütle kapıyı açtı. “Ne old-.” demeye kalmadan Leyla içeri daldı. “NEREDE O?” diye çemkirdi şirret şirret. “Kim nerede?” dedi Ece. “KOCAN!” dedi Leyla. Burnundan soluyordu. O sırada Nihat Çetin sesleri duyunca kapıya gelmişti. Onu görünce sırıttı. Neden geldiğini adı gibi biliyordu. “Ne olduğunu anlat bir önce!” diye Leyla’yı sakinleştirmeye çalışan karısına acıyarak baktı. Kuduruk cadı laftan anlayacak biri değildi ki! Leyla, Ece’ye dönüp parmağıyla Nihat Çetin’i işaret etti. “Bana kocanı beni kışkırtmaması için uyaracağını söyledin. Hadi dün ailem var diye bir şey demedim. Bugün utanmadan yine bana bulaştı.” Ece kocasının alaycı sırıtışına baktı. Yaramazlığını gizlemek gibi bir çabası yoktu Nihat Çetin'in. “Ne yaptın?” diye sordu azarlar gibi. “Bugün karşıdaki atölyesini açık bulup girdim. Oradaydı. Biraz konuştuk o kadar. Şimdi niye böyle kafasından duman çıktığını anlamadım. Ayrıca ne zaman ona böyle bir söz verdin?” dedi kocası. Ece gözlerini kırpıştırdı. Leyla’nın özrünü de ona verdiği sözü de kocasına anlatamamıştı çünkü Leyla’nın o günkü itirafından sonra kocasının yanında adını bile anmaya cesaret edememişti. Hem kocasının onun yanında ne işi vardı öyle başbaşa? Leyla ayağını yere vurarak hırsla tepindi. “Biraz konuşmuşmuş. Şirin’in oğlu için yaptığım kıyafetlerden birini çaldın. Utanmadan yalan söylüyorsun.” “Ne kıyafeti?” diye sordu Ece. Nihat Çetin ona kocaman gülümseyip heyecanla ceketine yürüdü. “Yıldız şeklinde tulum. Bizim kız içinde deniz yıldızı gibi görünecek.” dedi. Leyla onun pişkinliğine inanamıyordu. Ece de kocasına aptal aptal gülümsemeye başlamıştı. Kocasının vizyonunu gördüğü belliydi. Leyla bu kadar öfkeli olmasa kusardı. Nihat Çetin’in karısına uzattığı kıyafeti almak için hamle yaptı ama Nihat Çetin daha hızlı davranıp arkasına sakladı hemen. Ece yalvaran bakışlarla Leyla’ya döndü. “Alt tarafı bir tulum.” dedi. Tulumu iade ederek kocasının hevesli baba kalbini kırmak istemiyordu. “O tulumun bir sahibi var. Sizin boklu ve çirkin bebeğinizin değil. Fakir de değilsiniz ki ihtiyacınız var diyeyim.” diye bir kez daha çemkirdi Leyla. Ece üzülse mi sinirlense mi bilememişti. Hormonları deli gibi bağıra bağıra ağlamasını fısıldıyordu ona. “Benim… bebeğim… boklu da değil… çirkin de…” derken her kelime arasında ufak ufak hıçkırdı. Hem bebeği hem karısı adına sinirlenen Nihat Çetin tehditkar bir gülümsemeyle Leyla’nın önüne kadar geldi. Onu kolundan tutup evinden dışarı sürükledi. Üstüne kapıyı kapatırken “Sensin ÇİRKİN!” diye bağırdı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD