Sonunda ortaokulu bitirip birbirimizden kurtulduğumuzda o sevinçle birbirimize öyle bir sarılmıştık ki Akın’la. Hala o sarılmamızın fotoğrafı utanç fotoğrafı gibi durur yıllığımda.
Ne sınıfımız ne okulumuz aynı olmayacaktı artık. Benim Kayserili cimri ailem nihayet beni güzel ve pahalı bir koleje göndermeye razı olmuştu. Paralı kolejlerin benim nazımı ve sorunlarımı devlet okullarından daha iyi tolere edeceğine onları ikna etmiştim. Akın her orta halli ve çalışkan çocuk gibi fen lisesine gidecekti. O yaz Kayseri’ye gittiğimizde Lale’ye biraz katlanabildiysem bunun sebebi okul döneminde bütün bir yılı onsuz ve Akın’sız geçireceğimden emin olmamdı.
Ancak okul başladığında ve ben sevinçle cam kenarındaki sırama kurulduğumda hemen yan tarafımdaki sıraya gelip Akın oturdu. Yüzü sıkıntılı ve öfkeliydi. Dehşetle burada ne aradığını sorduğumda canı sıkkın bir şekilde kolejin sahibinin babasının bir arkadaşı olduğunu ve onun notlarını öğrenince ona burada burs ayarladığını söyledi. Sonra bana artık çocuk değiliz, iyi anlaşalım edebiyatı yaptı. Ama ben önümdeki kalemi alıp onun o güzel eline saplamamak için kendimi zor tutuyordum.
Sonraki haftalarda ona tuhaf bir şekilde dargındım. Bu yüzden kendisiyle ne konuştum ne uğraştım.
Bir gün öğretmenlerimizden biri sınıfımızdaki İrem’i haksız bir şekilde azarlamaya başladı. Kızda tourette sendromu vardı ve hıçkırır gibi gelen peşpeşe tik atağı çoğu zaman konuşmasını bile engelliyordu.
Daha hepimiz yeniydik. Öğretmen bizi tanımıyordu. Kızın durumunu bilmiyordu muhtemelen. Ders anlatırken kızın atağı tutunca ona bir kaç kez sessiz olmasını söyledi. Ama İrem duramadı çünkü elinde değildi. Öğretmen durmasını istedikçe daha da artıyor gibiydi. Diğer çocuklar gülmeye başlayınca İrem’in onunla dalga geçtiğini sandı öğretmen. Akın sınıf başkanı olarak durumu açıklamaya çalıştığında onu dinlemeden susturdu. Ben öfkeyle sıranın üstüne çıkıp bağıra bağıra anlatmasam kızın üstüne gitmeye devam edecekti. Bu sefer durumu anlasa da öfkesi bana yöneldi çünkü ona bağırmış ve hakaret etmiştim. Ve hala utanmadan karşılık veriyordum.
Akın araya girip bu sefer beni savunmaya çalıştı yine. Öğretmen üstüme yürüdüğünde beni arkasına çekip aramıza girdi. O sinirle ikimizi de disipline gönderdi öğretmen. Müdür benim ufak tefek şımarıklıklarımı tolere etse de bir öğretmene bağırışımı ve bağırırken araya sıkıştırdığım algı problemiyle ilgili bir kaç cümleyi suç saydı ve bana uzaklaştırma verdi. Akın’ın suçu da benim gibi terbiyesiz birini savunmaya çalışıp öğretmeni kışkırtmasıydı. O da uzaklaştırma aldı. İstediğim gibi Akın’sız bir hafta geçirecektim ama ufak tatilim boyunca aklımda sadece Akın ve beni savunması vardı.
Leyla’nın defterinden…
Toplantı esnasında patron Nihat Çetin’in aklı kesinlikle başka yerlerdeydi. Bunu bütün çalışanları fark etmişti. Akın sunumunu yaparken Nihat Çetin dalgın dalgın elindeki kalemle oynayıp durmuştu. Akın buna biraz alınmıştı çünkü yaklaşık bir aydır hazırladığı sunuma patron tarafından iyi ya da kötü bir tepki verilmemişti.
Bu yüzden toplantıdan sonra Nihat Çetin’in ofisine baskın yaptı. Onu pencerenin önünde karısıyla konuşurken buldu. Nihat Çetin onu görünce karısıyla vedalaşıp telefonu kapattı. Akın ellerini beline koydu.
“O s*kik sunum için ne kadar hazırlandığımı biliyor musun? Hadi dinlemedin, en azından ele güne karşı bir aferin deseydin.” diye azarladı arkadaşını.
Nihat Çetin gülüp koltuğuna yerleşti.
“Sen genel müdürsün. Bırak sunumu başkaları yapsın. Zaten beceremiyor gibisin.” dedi.
Akın gidip onun masasına iki elini dayayarak öne eğildi.
“Ulan sunumu sen istedin ya…” diye çıkıştı.
Nihat Çetin şaşırdı. Ama hatırlamamasına şaşırmadı. Bu aralar düşünecek çok şeyi vardı.
“Neyse ne! Aklım yerinde değil bu aralar.” dedi bıkkın bir şekilde. Akın koltuğa oturdu.
“Orası belli de sebebini çözemedim.” dedi.
Nihat Çetin anlatıp anlatmamaya kararsız kaldı.
“Leyla beni deli ediyor.” dedi.
“Evet, beni de… Onun deli etmediği kimse yok ki.” dedi Akın. Nihat Çetin masaya kollarını dayadı.
“Onu kalbimden ve aklımdan silmiştim. Buna emindim. Ece’yle öyle mutluydum ki… Hala mutluyum. Ama Leyla’nın etrafında olmaya katlanamıyorum. Ona hala ufak bir zaafımın olması bana kendimi kötü hissettiriyor. Ece’ye haksızlık ediyormuşum gibi…”
“Böyle düşünüyorsan haksızlık ettiğin doğru.” dedi Akın. Aklının Şirin’den başkasında kaldığı bir senaryoyu düşünüp titredi.
“Ondan uzak durmalıyım.” dedi Nihat Çetin.
“Bana sorarsan Leyla’yı unutmaya karar verdikten hemen sonra Ece’yle görüşerek daha en başında hata yaptın. Aşk öyle on ayda unutulacak bir şey değil ki…”
“Annemin zoruyla görüştüğüm Ece’ye aşık olmak benim de planlarım arasında yoktu. O öyle tatlı, öyle temiz ki… O… O…”
“Leyla değil!” diye tamamladı Akın.
“Kesinlikle. Ama yüzüme bakmayan Leyla nedense evli olmamla fazla ilgileniyor gibi. Bu da kafamı karıştırıyor. Ona altı yılımı verdim bir altı dakika bile vermek istemiyorum ama…”
“O zaman bir arkadaş olarak sana bir el atayım. Leyla sadece Ece’yle ego yarıştırıyor. Sen onun zerre s*kinde değilsin.”
Leyla’nın duygularından haberi olmasına gerek yoktu arkadaşının. Bu sadece ona gereksiz kafa karışıklığı verirdi. Karısını ve çocuğunu terk edecek değildi sonuçta. Ayrıca Akın’ın planlarına hiç uygun bir şey değildi bu.
Nihat Çetin onun söylediklerini çatık kaşlarla düşündü.
“Değil mi?” dedi. “Haklısın. Altı yıllık alışkanlık kolay değişmiyor tabi. Kendi kendime kuruyorum işte. Leyla, Leylalığını yapıyor. Ondan, bundan fazlasını beklemek aptallık olur.”
——
Leyla arabasını park edip hastaneye doğru yürüdü. Ece’ye hislerinden bahsedip bahsetmemekle iyi yapıp yapmadığını düşünüyordu. Hala içinde bir umut olması bile saçma değil miydi? Nihat Çetin hamile karısını bırakacak bir adam olsa zaten Leyla ona en başta aşık olmazdı. Avuç içleriyle yanaklarına vurdu. Derin bir nefes alıp verdi. Ve daha neşeli adımlarla hastaneden içeri girdi.
Buraya o kadar çok geliyordu ki danışmaya uğramaya gerek duymadı. Direkt asansöre gidip 5. Kata çıktı. Oradan da 138 numaralı odaya doğru yürüdü. Oda kapısının önünde neşe durumunu bir kez daha kontrol edip dozu arttırdı. Yüzüne kocaman bir gülümseme yerleştirdi.
“Kendinize hakim olun!” diye emretti göz pınarlarına. Tamamdı. Beyni onlara sahip çıkacaktı.
Cesaretini toplayıp içeri girdi.
“Bil bakalım kim başını ağrıtmaya geldi?” diye seslendi içeriye doğru. Sonra hep yaptığı gibi ellerini yıkamak için banyoya geçti. Göz pınarlarına son bir uyarı yaptı.
Tekrar içeri dönüp yatağa yaklaştı.
“Çok şükür bugün de yaşıyor buldum seni.” dedi kuzenine. Lale kahkaha attı.
“Amcam ve yengem nerede?” diye sordu Leyla.
“Kafeteryaya indiler. Doktorla konuştuktan sonra moralleri iyice bozulunca ben gönderdim onları.” dedi Lale.
Leyla eğilip kuzenini öptü.
“Şu durumda içime en dokunan ne biliyor musun? Söylemezsem içimde kalacak.” dedi Lale.
“Ne?” diye sordu Leyla ceketini çıkarırken.
“Gerçekten çok yakışıklı bir doktorum var ve ben bu haldeyim.” diyerek elini çıplak başına sürdü.
Güzelim saçları hatta kirpikleriyle kaşları bile tedaviden dolayı dökülmüş, bebek gibi teni solgun bir beyaza dönmüştü. Dudakları bile solmuştu sanki. Yüzünde kalan tek renk mavi gözleriydi.
Leyla ona alaycı bir bakış attı.
“Mezar taşına ‘ömrü yarıda aklı kocada kaldı’ yazdıracağım görürsün sen. Ayrıca sana peruk getirebileceğimi söylemiştim.” dedi.
“Bende sana o iğrenç şeyleri kafama takmayacağımı söylemiştim. Bil diye söylüyorum elalemin eşi, dostu, ‘kuzeni’ kanser hastası akrabaları için saçlarını kazıtıyorlar. Sen de karşıma geçmiş nispet yapar gibi sağa sola sallıyorsun. Azıcık beni düşünsen kendi uzun saçlarından peruk yaptırırsın bana.” diye yakındı Lale. Kollarını beş yaşında gibi birleştirmişti. Leyla da beş yaşında biri gibi omuz silkti.
“Bana ne işte. Kendi saçlarını kaybetmeseydin.” dedi dudaklarını büzerek.
Lale ellerini birleştirip havaya doğru gülümsedi.
“Doktor morale ihtiyacım olduğunu söyleyince hayallerimde o ipek gibi saçlarını tek tek yoluyorum.” dedi hülyalı hülyalı.
“Haaah! ZALIM KARII.” dedi Leyla saçlarına dokunma gereği hissederek. Sonra yüzünü buruşturup devam etti.
“Neyse bende küçükken bunu az hayal etmemiştim. Ödeştik diyelim.”
“Nasıl gidiyor?” diye sordu Lale. Leyla’nın getirdiği kitapları inceliyordu.
“Hayatım çok boktan Lale. Sakın yakın zamanda öleyim deme. Bir de senin için yas tutamam.” dedi Leyla tırnaklarını incelerken.
“Kendi boktan sorunlarını benimkilerle bir tutma hadsizliğin bir yana Leyla’cığım; gerçekten benim için yas tutacak mısın?” dedi Lale ona gülümseyerek.
Leyla gözlerini kısıp düşünüyor gibi yaptı.
“Immmm… Daha karar vermedim. Sana değer verdiğim bilinsin istemiyorum ama ailemize karşı da iyi bir kız havası vermeliyim.”
“Vefasız karı!” dedi Lale. Leyla kuzeninin yanına gitti.
“Yana kay koca götlü Lale!” dedi. Lale gözlerini devirerek yana kayınca Leyla yanına uzanıp kolunu onunkinden geçirdi. Başını kuzeninin omzuna yasladı. İlaç ve hastane kokuyordu Lale. Leyla onun omzunu öptü.
“Sana ihtiyacım var!” diye fısıldadı.”Beni bu dünyada kendimle baş başa bırakma!”
Lale onun saçlarını öptü.
“Elimden geleni yapıyorum.” dedi.
Bir saat sonra Leyla arabasına bindi. Bir süre boş boş bekledi. Amcası -Lale’den gizlice- ümit kalmadığını söylemişti ona. Boğazından bir hıçkırık koptu. Başını direksiyona yaslayıp ağlamaya başladı.
Her bakımdan boktan bir yıl olmuştu!