Üst kattaki çılgın muhabbet

1128 Words
Pembeydi. Görüyordum, yeşil ve turuncu çizgili, tüy tüy olmuş kazağının altından, üstünden fışkıran pembe badiyi. Anıl'ın dağınık kıvırcık saçlarına tutturulmuş, az önce Öykü'nün zorla taktığını anlatmıştı, pembe toka ile uyumluydu. Anıl gibi görünen birinde hiç hayal etmeyeceğiniz tarzda şeylerdi bunlar. Ancak o her konuda tezat olması ile meşhurdu. Yuvarlak, çıkık gözlerinin altında torbalar birikmişti, sakalları çenesinin ve yanaklarının alt kısmında yer yer çıkmıştı. Saçları ise yanlarından açılmaya başlamıştı bu yaşında. Gecesi gündüzüne karışmış, keş veyahut sıkı çalışan üniversite öğrencisini andırıyordu. Her an birine saldırabilecek gibi bakan ela rengi, fıldır fıldır dönen gözlere sahipti. Bu bakımdan herkes Anıl'ı ilk bakışta damgalardı, ondan çekinirdi. Nitekim demin dediğim gibi o tezatların insanıydı. Semra bize, dinlemeye heves eden tek kişi Mahir olduğundan, Mahire bakarak sevgilisinden söz ediyordu. Öykü, bu mistik hikayeyi defalarca duyduğundan yakınıp duruyordu. Anıl'a yanaşıyor, onunla sohbet etmeye çalışıyordu. "Bu çocuk benim eski sevgilimin fakbadisi çıktı..." diyordu Semra kocaman siyaha boyalı gözlerini açarak. Koyu kahverengi saçlarını kulaklarının arkasına atıp nefeslendi biraz. Mahir'in yerinde kıpırdanıp da bana baktığı anda Semra onu dürttü omuzlarından. "Mahir, dinliyor musun? İnanabiliyor musun buna?" "Ha?" dedi Mahir. Kendisinin kurban olarak seçildiğini daha yeni fark edip üzülüyordu şuan. Berbat bir oyunculukla konuştu. "İnanamıyorum, Semra. Nasıl yapar?" dedi. Neyse ki, veya olmaz olsun ki, Semra yeterince kafayı bulduğundan Mahir'in sıkılmış tavırlarının farkına varmıyordu. Ara sıra yükselip cırtlaklaşan sesi ile gitgide tuhaflaşan hikayesini anlatmaya harisçe devam ediyordu. İşin aslı dinlemeye Mahir'den çok ben meraklıydım ancak iki tarafım Anıl ve Öykü ile sarıldığından, ya da Semra bana anlatmak istemediğinden Mahir'e kalmıştı bu iş. "Sonra benim babam onu balkonda sallandırdı..." dediğinde yarım metre açılan ağzımı elimle kapattım. Mahir'se sorgular bakışları ile kendini gülmeye zorlamıştı. Az sonra ise neden güldüğünü dahi sorgular gibi kaşlarını çattı. "Semra iyi ki öldürmemiş ha!" diye bağırdığında Anıl, Öykü'nün dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme belirmişti. "Öldürdü." dedi ansızın Semra tekdüze bir tonda. Mahirin gözleri büyüyüp ağzı hafifçe aralanmıştı. Alnı kırışmıştı şaşkınlıkla. "Hapse girdi ya babam." diye devam etti Anıl'a küçük bir hatırlatma yaparak öğretmen gibi bir sesle. "Başında söylemen gerekmiyor muydu bunu?.." Sessizce köşesinde söylendiğinde Mahir gülmeden edememiştim. "Ne gülüyorsun lan zibidi?" Kolunu omzuma atıp beni sarsıyordu şimdi Anıl. "Komik mi be? Kızın babası hapse girmiş, gülüyorsun acısına ortak olman gerekirken!" "Sorun babasının hapse girmesi mi? Ben ölen çocuğa üzülüyordum." Diye ortaya atıldı Mahir. "Eh, doğru..." Çenesini kaşıdı havaya bakarak. "Doğru dedin." diye tekrar onayladı düşünceli gözlerle. "Boş verin. Ben unutuyorum...İyileşiyorum. Acılı ve yavaş yavaş..." Semra boş şişeye bakınarak söylemişti bunları. "Babam hapisteyken anneme ne yapacağım?.." derken birden yüksek sesle çalan telefon onu susturmuştu. Dikkatlerimizi dağıtmıştı. Artık kimse asıl can alıcı noktayı umursamıyordu. Semra ne yapacaktı? Annesi zaten çakışmıyordu, küçük kardeşleri ise çakışacak durumda değilken eve parayı kim götürecekti? Neyse neydi işte bir kez dikkatimiz çoktan dağılmıştı. Mahir bile artık Semra'yı dikkate almıyordu. Anıl ayağa füze gibi fırlayıp cebinden çıkardı telefonunu. Genzini temizledikten sonra cevap vermişti. "Anne," dedi. Şimdi sesi hiç sarhoş gibi çıkmıyordu. Ailesi aradığı anda ayılan tiplerdendi o da . "Anne kafedeyim arkadaşlarla. Gelirim az sonra...Kim mi var?" Etrafa bakındı. "Hah!" diyerek elini havaya kaldırdığında gözlerimi devirmiştim. "Alp geldi, onunla takılıyoruz. Dur, vereyim tamam." "Verme." dediğimde çoktan telefonu elime tutuşturmuştu bile. "Alo..." dedim sesimi olabildiğince tatlı çıkarmaya çalışarak. "Nuray teyze..." "Alp'çim, nasılsın? Nerelerdesin sen yahu? Annen nasıl, abin nasıl?" "Eee...Hepsi iyiler. Ben de iyiyim. Hazır gelince Anıl'ı da göreyim dedim." Ağzımı araladım gülmeye çalışarak. Dışarıdan acı çeker gibi göründüğüne emindim. Benim konuşmak için döktüğüm terlere Anıl ise pis pis gülüyordu karşımda. Ben kaşlarımı çatarken hala sevecen bir yüz ifadesi takınmaya çalışıyordum ki bu da beni daha aptal gösteriyordu. Yalnızca Anıl'ı eğlendiriyordu. "Bak biz seni çok seviyoruz. Ne zaman müsaitsen yemeğe gel. Özletme kendini bu kadar." Nuray teyze samimi duygularla beni tekrar davet ediyordu. Ona karşılık veremediğimden her zaman içimde bir suçluluk duygusu oluşurdu. Ama bilirdim ki bu hepimiz için daha yararlıydı. "Gelirim gelirim Nuray teyze. Kendinize iyi bakın, görüşürüz İnşallah." Dediğim gibi telefonu sahibine geri verdim. Yüzüm de aynı hızda değişip yine gerildi. Gözlerim kısılıp tehditkar bir tavırla Anıl'ı buldu. Anıl telefonu kapattığı gibi "O kadar iyi rol kesiyorsun ki hiç çaktırmıyorsun!" dedi gülüşlerin arasından. Saniyeler içinde kafedeki benliğini terk etmişti. Öykü olduğu yerde esnedi konuşmadan önce. "Sizin bu samimiyetin kökeni ne?" "Sorma." derken aynı anda Anıl cevap vermişti benim sesimi bastırarak. "Liseyi aynı sınıfta okuduk." "Ama sınıf arkadaşı değildik." diye sözünü kestim. "Nasıl oluyor o?" dedi Mahir. "Arkadaşım değil." dedim sessizce. "Lan, arkadaştık aslında." Gülerek koltuğuna oturup anında kolunu omzuma atmıştı. "Bir süre arkadaş kaldık." Gözlerimi devirmiştim. "Hiç olmadık." Dedim direterek. "Hayır hayır. Hani sen...Buse'yi dövdün ya amına koyayım. Orada bir uzaklaştık." "Buse kim?" Dedi Öykü kafasını çocuğun omzuna yaslarken. "Hiç bahsetmedin." Siyah uzun saçları yüzüne döküldü kafasını sola yatırdığında. Kızarmış yanaklarına ellerini koyup birkaç tuhaf ses çakardı. "Niye döversin ki kızı?" Dediyse de Mahir kimse duymamıştı. "Eski sevgilim anasını satayım! O zamanlar sevgilimdi! Kızı sınıfın ortasında dövdü ibne. Orada bir uzaklaştık işte seninle!" "İyi." Dedim somurtarak. "Seni yargılamıyorum bu konuda." "Ben seni yargılıyorum oğlum! Sen niye beni yargılayacaksın? Kızı döven sensin. Bir de..." sesini inceltip devam etti. "'Ben de kız olsaydım kimse bu kadar tepki vermezdi!' Diyordun." "Haklılık payı var..." derken Semra bağırdım anlık bir öfkeyle. "Sesim öyle değil bir kez! Doğru konuş!" Anıl tekrar sesini inceltip konuşmadan önce yüzümün taklidini yapmaya çalıştı. Kaşlarını çattı dudaklarını büzdü. "Sesim öyle değil bir kez!" Diye bağırdı tiz sesle. Sonra kollarını göğsünde birleştirdi şımarık kızlar gibi. Utançtan kulaklarım yanmaya başlamıştı. "Öyle yapmıyorum!" Dedim bu sefer sesimin kalın çıkmasına ayrı bir özen göstermiştim. Ama bu tavrım odadaki herkesi nedense güldürdüğünde yüzüm düşmüştü. "Sesin nasıl geliyor kulağıma biliyor musun?" Diye sordu ciddi bir tavırla Anıl. "Bak şöyle." Diyerek devam etti benim cevap vermemi beklemeden. "Hav hav hav ....Bir dakika, böyle değil!" Boğazını temizlerken "Ya!" Diye bağırdım. Anıl devam etti beni takmayarak. "Hev hev hev... Küçük köpek sesi! Çaktınız mı?" "Çok komik..." dedim mırıldanarak. Gerçekten komikmiş gibi herkes gülüyordu. Mahir'in bile sırıttığını görmüştüm. Sürekli havlayıp duran küçük köpekler mi? Bu benzetme korkunç derecede doğruyken elimden ne gelirdi? İyice bozulan moralim için şişenin hepsini kafama dikiverdim. Ağzıma gelen küfürleri söyledim sessizce. Alkol yavaşça kanıma karışırken başım gittikçe ağırlaşıyordu. Midem bulanıyor, dengemi sağlamakta zorlanıyordum. Yine de beni ayağa kaldıracak kadar sinir bozucu bir şeyler vardı. Tam karşımda dip dibe oturan iki kişiyi nefretle kasılan gözlerimle kesiyordum uzunca bir zamandır. Semra bacak bacak üstüne atıp da lise arkadaşıma bağırmaya başlamıştı. "Ailen bu kadar düzgünken sen niye buradasın kancık?" Diyordu. "Git adam gibi bitir üniversiteni." Belki haklıydı. Gayet düzgün bir hayat yaşama şansı varken ne diye buralarda sürtüyordu? Anıl ona kaşlarını kaldırıp kendince mantıklı sebepler sıralıyordu. "Sizi seviyorum gen-" diyebilmişti anca. Ben onun kolunun altından fırlayıp ayağa kalkınca afallayıp sustu. Şimdi konuşma sırası bendeydi! Arzularımı söyleyecektim. Sanki bir suçluyu gösterir gibi işaret parmağımla işaret ettim. "Semra kalk! Kalk! Mahir'in yanına ben oturmak istiyorum!" Diye bağırdım. Mahir'in ifadesiz sarhoş koyu bakışlarının yanında Semra'nın sanki 'dağdan gelip bağdakini kovamazsın' bakışlarına tanıklık etmiştim. -ara bölüm sonu-
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD