8- Furkan’daki ikilem

1169 Words
O taşlı, bozuk yoldan aşağı indiğimde biraz daha çabalasaydı ana sokakta olacak -ne kadar ana sokak denebilirse- yapımı bir sebepten ötürü yarım bırakılmış dört katlı binaya vardım. Evi bu civarlarda olan insanlar gece vakti bu çirkin yapının önünden geçerken tırsmadan edemezdi. Hele birden yanan o bozuk sensörlü ışık, içeriden gelen farklı demir sesleri ve fısıltıyı andıran konuşmalar da eklenince bu bina çoktan kötü bir şöhrete kavuşmuştu mahallede. Biraz düzgün olan insanlar veya sadece belaya bulaşmak istemeyenler yolun karşısından hızlı adımlarla geçer giderdi. Kimse de onlara bulaşmazdı burada sebepsiz yere. Benim gibi mayası bozuk insanların ise uğrak noktasıydı işte burası ya. Yine dönüp dolaşıp gelmiştim. Binanın önünde dikilip öylece bakıyordum. Sert betonun kirli kokusunu ciğerlerime çekiyor, duvarın üzerine yazılmış küfürleri, çoktan belleğime kazınmış olan tuhaf cümleleri tekrar okuyordum. 'Zalım Semra nasıl kıydın bana?' Hemen yanına ise fosfor yeşiliyle çizilmiş bir p***s konumlandırılmıştı. Bu onların sanatı ve öfkesini ifade ediş biçimiydi. Hatta bir ihtimal ataerkilliğe üstü çizilmiş veya açıkta bırakılıp öne çıkarılmış birçok p***s çizimi ile karşı koyuyor olabilirlerdi ya. Ceketimin cebimdeki çakıyı sıkı sıkı tuttum. Kullanmama gerek kalmayacağını umuyordum. Ki kullansam bile bir işe yarar mıydı, emin değildim. İçeri girdiğimde kokuşmuş serseri ruhu benim de içime nüfuz ediverdi. Belki yürüyüşüm değişti ve kabalaştı, belki kaşlarım çatıldı ve ağzımdaki çilekli lolipopun yerini parliament aldı. İlk katın merdivenlerini iki elim cebimde tırmandıktan sonra Kayra'nın mesken edindiği odaya geldim. Kapıyı yavaşça fakat görgüsüzce -Kimseyi yanlış pozisyonda yakalamamayı umarak- açtım. İçeride iki kadın vardı. Biri masanın üstüne oturmuş, bacak bacak üstüne atmıştı diğeri ise ayakta öylece duruyordu. Kayra ortalıkta yoktu. Eylül beni gördüğünde ağzına şeytani bir gülüş kondurmuştu. Diğerinin ise -ayakta olan- adını unutmuştum çoktan. Ne hissettiğini belli ettirmemeye gayret eden bir havası vardı fakat şaşa kalıp önce bana sonra Eylül'e döndüğünü görmüştüm. "Hoş geldin." dedi Eylül İki eliyle yukarıdaki bacağını tutarak. "Otursana." Bir şey demeden ilerleyip koltuğa oturdum o kadın beni grimsi gözleri ile süzerken. "Fikret'in borcunu ödemeye mi geldin?" Şekeri ağzımdan çıkarıp konuştum. Elimle yüzümün hizasında tutup konuşurken refleks olarak sallıyordum. "Fikret'i görmeye geldim." dedim. "Sizinle de konuşmak istiyorum." "Mesajımı okumadın mı? Önce borcunu istiyor." Sesi söylediği şeye göre öyle mutlu çıkıyordu ki kafamı karıştırmıştı. "Anladım onu...Gerçi, şu kadın çıkarsa seninle özel bir şey konuşmak istiyorum." Gözlerimle bu sefer duvara yaslanmış olan kadını gösterdikten sonra devam ettim. "Seni aradığım gün hakkında." Eylül masadan kalktı zıplayarak. Çenesine gelen sarı saçları birden dağılıp yüzüne düştü. Üstünü düzelttikten sonra kapının önüne ilerledi. Öteki kadın da onu peşi sıra takip etti. Hala koltukta kös kös oturuyordum. Onunla konuşmadan bir yere ayrılmayacaktım. "Kayra az sonra burada olur. O gelince üçümüz konuşalım, olur mu?" Tek gözünü kırpıp yarım ağız gülümsedi Eylül. Koltuğa kolumu dayayıp, yüzümü elime yasladım. İkisi odadan çıkıp kapıyı kapattıkları gibi Eylül'ün kapıyı açıp kafasını uzatması bir oldu. Kocaman, pörtlemiş gözlerini kısarak gülümsedi. "Burada oturup beklemeyeceksin herhalde?" Diye sordu. "Bekleyeceğim." dedim gözlerimi devirerek. O kapıyı kapatıp geri çıktığında bacaklarımı koltuğa uzattım yan yatarak. Kimseyle muhatap olmayacaktım. İşimi halledip defolup gidecektim işte. Ne bela alacaktım başıma ne de birinin başına bela olacaktım. Kafamı salladım aşağı yukarı kendimi onaylamak için. Verdiğim en mantıklı karardı! Az sonra merdivenleri çıkıp en üst kata ulaşmıştım. İleride birkaç kişi toplanmış, eski püskü koltuk takımının -takım mı emin değildim. Hepsi is ve pisliğin içinde aynı renk görünüyordu- ortasındaki bir varili ateşe vermişlerdi. Ellerinde birkaç şişe ve bazılarında toz gördüm. Hepsi kafayı çoktan bulmuşa benziyordu. Gözlerimi kısarak birine odaklandım. Siyah dağınık saçlı, bir köşede insanları izleyen biri... Mahir! İçten içe gülüyordum onların yanına giderken. Kim madde kullanıyormuş ha? Kafamda bin bir çeşit onu rezil etmeye yönelik planı çoktan kurmuştum. Abini arayacağım Mahir!(Eğer varsa.)Diyordum kendi kendime. Ya da anneni...Eğer annesini aramayı ciddi manada isterse reddetmezdim. Onu bulmasına yardım ederdim... Yüzümde ateşin sıcaklığını hissetmeye başladığım anda tanıdık bir ses buz kesmeme sebep oldu. "Alp?" Kalınca bir ses birden incelip kahkalar atmaya başladı. "Alp! Harbiden sensin amına koyayım!" Mahir dehşete düşmüş gibi kafasını bana çevirmişti. Kan çanağı gözlerini sadece bir iki saniye görebilmiştim, hemen sonra bakışlarını kaçırmıştı şaşkınlıkla. Poker suratla Anıl'ın mayışmış haline baktım. "Nasıl bildin?" dedim sessizce. Kimse de duymadı ve uğultunun arasında yok oldu sesim. "Şansa bak amına koyayım!" diye bağırıyordu Anıl sarhoşluğun verdiği heyecanla. "Bak bak! Ananı sikeyim!" Ellerini birbirine vurdu. Ortamdaki iki kız Anıl'ın bu tavrına gülüşmeye başlamıştı. Anıl'sa onları fark etmemişti bile. "Bak, Furkan da bugün gelmişti!" Gülüp Furkan'ın omzuna kolunu atıp onu sarstı. Furkan şimdiye kadar bana arkası dönük duruyordu. Yavaşça omzunun arkasından yüzünü gösterdiğinde yüzüm tiksintiyle kasılmıştı. Durmayıp üstüne "Iy." deyivermiştim. Furkan birden ayağa kalkınca geri çekildim. Buradaki herkesten uzun ve güçlü duruyordu. Bir fil gibi kocaman olmasına rağmen onun gibi sakin olmak yerine fevri hareketleri olan biriydi. Yani, ondan tırsıyordum. "Iyy mı?" dedi arkadaşlarına dönerek. "Bana mı ıy dedin sen? Çocuk senin ananı sikerim!" "Sakin o biraz." diye araya girdi Mahir. Ayağa kalkmıştı. Semra ve Öykü ise kıs kıs gülüyordu artık. Drama çıkmıştı işte. İzleyen taraf olsaydım ben de eğlenirdim diye düşündüm. "Bu işe bulaşma sen." diye söylendi Furkan. Sonra Mahir'e dönüp yüzünü gösterdi. Parmağı ile gözünden aşağı çenesine kadar inen yarığı gösterdi. "Bu orospu çocuğu kör etti gözümü." dedi dişlerinin arasından. "Evet, bu hesaplaşma daha bitmedi!" diye bağırdı Anıl. "Alp bunun bedelini ödemedi." "Çünkü." dedim ellerimi sallayarak. "Bana önce Furkan bulaştı. Hem özür dilediğimi söylemiştim." "Ahaahah!" diye tiz bir gülüş araya girdi. "Tam olarak, 'Gözünü kör ettiğim için özür dilerim' mi dedin?" diye bağırdı Öykü gülüşünün arasından. "Tam olarak öyle değil..." dedim somurtarak. "Ben de senin gözünü kör edene kadar ödeşmiş olmayacağız. Bunu bilesin." deyip yerine oturdu Furkan. "Siktir git şimdi. Gözüm görmesin seni." "Sol tarafına geçersem görmez." Sola doğru ilerlerken Anıl kendini kaybederek bağırdı. "Ananııı! Alp kes sesini! Ahhaha! Palyaço orospu çocuğu seni!" Şişeyi kafasına dikti sonra. "Kes lan! Anneme küfredip durma." diye söylendim ciddi bir tavırla. "Ne fark eder? İkiniz de orospusunuz." Dedi Furkan bana dönerek. Yüzünde meydan okuyan bir hava vardı. Gözleri -gözü- şevkle parlıyordu şimdi, ağzı hafifçe aralanıyordu. Yemi yutmamı bekliyordu hevesle. Ben de gülümsedim kaşlarımı çatarak. "Tamam yeter, başka şeyler konuşalım." diye sızlanırken Semra cilveli bir edayla, ansızın yumruğu Furkan'ın çenesinde patlatmıştım. Furkan acı bir şekilde inleyip sakalları yeni çıkmaya başlamış çenesini tuttu. Yüzü gerilmişti, kaşı seğiriyordu. Bense elim acıyarak geriye gittiğimde Furkan yakamdan sertçe tutuverdi. Bir anda dengemi kaybedip ona doğru çekilmiştim. "Amına kodumun böceği!" Yüzüme doğru bağırıp beni sarstı. Anıl'ın aksine bağırırken sesi incelemiyordu. Vahşi bir hayvanın bağırışını andırıyordu. Eli ise öyle büyük ve kabacaydı ki tek eliyle bile beni istese öldürebileceğini biliyordum. "Furkan." diyerek sendeleyerek yanımıza geldi Anıl. "Bırak şunu. Biz de ileri gittik bugün." Furkanın kolundan tutup onu sakinleştirmeye çalışıyordu. "Hmm...Furkan yüzüme yumruğu çakarsan ya da gözümü kör edersen nasıl orospuluk yapıcam hem? O zaman bana hakaret edemezsin. Düşün biraz." Mırıldandım. "Sik kafalı piç." "Ne dedin lan?" diye bağırdı Furkan. "Sik beni?" dedim. Yüzünü buruşturup yakamı bıraktı beni iterek. "Uzak dur benden." dedi. "Ben gidiyorum gençler. Siz devam edin." dedi sonra arkasını dönüp giderken. Anıl beni suçlayan bakışlarla keserken birden vazgeçerek gülmeye başladı. Furkan'ın yerine oturdum. Kızarmış elimi ovalarken en az hasarla kurtulduğumu düşünüyordum. Anıl yanıma oturmuştu. Bira şişesini bana uzattı sevecen bir tavırla. İsteğini reddetmeyip ağzıma götürdüm şişeyi. Kayra anca gelirdi herhalde. "Eeee?" dedim. "Ne var ne yok?"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD