3.Bölüm | Maskeli Balo

1278 Words
Beyaz, uzun ve zarif bir elbise giyiyordum. Straplez elbisem göğüs altında ki bir kemerle ikiye ayrılıyor ve yürürken kendimi bir prenses gibi hissetmeme sebep oluyordu. Taksi beni maskeli balonun yapılacağı otele doğru götürürken derin derin nefesler almaya devam ettim. Kalbim yerinden çıkacakmış gibi atıyordu. Korkmadığımı söylersem yalan olurdu. Babamın ne işlere bulaştığını bilmiyordum. Eh, baloya gönderdiği adamda pek tekin biri gibi durmuyordu. Balo salonunun önüne geldiğimizde son bir kez derin bir nefes daha aldım ve el çantamdan parayı çıkarıp taksi şoförüne uzattım. İşte başlıyorduk. Bu gece gizli kalmış ne varsa ortaya çıkacaktı. İçimde, bugün öğrendiklerimden sonra bildiğim bütün doğrular yerle bir olacakmış gibi bir his vardı ve ben bu hissin doğru olmamasını umuyordum. Maskemi sıkıca kavrayarak taksiden indim ve elbisemi düzelttikten sonra kapıyı kapattım. Başımı kaldırıp otele baktım. Titriyordum. Hayatım mahvolacakmış gibi hissetmekten kendimi alıkoyamıyordum. Elbisem gibi beyaz olan, boncuklarla işlenmiş olan maskemin üst kısmında beyaz tüyler vardı. Maskemi taktım ve yürümeye başladım. Baloya gelmeye karar verdikten hemen sonra küçük bir araştırma yapmıştım. Sadece özel davetlilerin girebildiği bir baloydu bu. Biraz zor olsa da sonunda kapıya ‘Lillia Micheal’ olarak adımı yazdırmayı başarmıştım. Tek yapmam gereken içeri girmek ve o adamı bulmaktı. Tabi bu bir maskeli balo da yapılabilecek en zor şeydi. Kapıda ki görevliye ismimi söyleyip içeri girdikten sonra çevremi incelemeye başladım. Tüm kadınlar, bir birinden şık ve gösterişli balo elbiseleri ve maskeler içinde salonda geziyor, eğleniyor ve dans ediyordu. Erkekler genellikle siyah takım elbiseler ve sade maskeler tercih etmişlerdi. Salonu incelemeye devam ettim ancak bir türlü babamın görüştüğü adamı göremiyordum. Aslında tanıyamıyordum demek daha doğru olurdu. Yüzünü çok net bir şekilde hatırlıyordum. Unutmam mümkün değildi ama herkes maskeliyken… of bu iş gittikçe zorlaşıyordu. Sıkkınlıkla başımı çevirdim ve girişe, görevlilerin davetlileri karşıladıkları tarafa baktım. Ordaydı! Maskesini henüz takmamıştı. Kapıda ki görevliye adını söyleyip içeri geçti ve maskesini yavaşça yüzüne taktı. Yavaşça hareketlerini incelemeye başladım. Salonun ortasına doğru yürüdü ve tam yanımdan geçerken… gözüm yakasında ki armaya takıldı. Üzerinde ‘Y’ harfi olan bir armaydı bu. Y harfi mi? Gizli bir örgüt filan mıydı bu? Adam yanımda geçip gitti ve salonun sonuna doğru ilerlemeye devam etti. O yürümeye devam ederken iki adamın gözleriyle adamı takip ettiğini fark ettim. Adam salonun arka çıkışına doğru ilerlerken onlarda yanlarında ki insanlardan izin isteyip oldukları yerden ayrıldılar ve onun peşinden ilerlediler. Önce olduğum yerde bir süre durdum ve ne yapmam gerektiğini düşündüm. Derin bir nefes aldım. Peşlerinden gitmeliydim. Ne yapacaklarını kendi gözlerimle görmeli ve ne konuştuklarını kendi kulaklarımla duymalıydım. Elbisemin eteklerini hafifçe topladım ve salonun arka tarafına doğru ilerleyip dışarı çıktım. Tanrı aşkına, sadece bir saniye önce yanımdan ayrılmışlardı ve onları kaybetmiştim. İlerlemeye devam ettim. Koridor sola doğru dümdüz devam ediyordu. Odalardan birine çıkmış olabilirler miydi? Asansöre doğru ilerleyip hangi katta olduğunu anlamaya çalıştım. Hayır. Asansöre binmemişlerdi. Hala aynı kattaydı çünkü. Ben de koridoru takip etmeye ve nereye gidiyorsa oraya gitmeye karar verdim. Adımlarımı atarken titriyor ve kesik kesik nefesler alıp veriyordum. Amacıma ulaşmak üzere olduğumu kanımın son damlasına kadar hissedebiliyordum ama bu beni tamamıyla dehşete düşürüyordu. Ne göreceğimi bilmiyor olmak… Sonunda koridorun sonunda gelmiştim. İki kapı vardı. Biri çıkışa açılıyordu. Sanırım diğer kapı otel çalışanlarının eşyalarını koydukları bir odaydı. Kapı kolunu tutup aşağı çektim ancak kapı açılmadı. Kilitliydi. Birkaç kez zorladım ancak yine de açılmadı. İçerde olabilirler miydi? Kulağımı kapıya yasladım ve içerden ses gelip gelmiyor mu anlamaya çalıştım. Hayır. Hiçbir ses yoktu. Burada olamazlardı. Arkamı döndüm ve çıkış kapısına doğru ilerledim. Dışarda hafif bir rüzgâr vardı ve ürpermeme sebep olmuşlardı. Gözlerimle boş sokağı inceledim. Etrafta gözükmüyorlardı. Nereye gitmişlerdi? “Demek kralın yeni soytarısı sensin?” dedi bir ses Hızla arkamı döndüm ve sesin nereden geldiğini anlamaya çalıştım. Sokağın diğer ucundan geliyordu. “Kralın soytarılarından haberin olduğuna göre sende onlardan biriydin anlaşılan” dedi başka bir ses ve ben bu sesi tanıyordum. Bu onun sesiydi. Eteğimi toplayıp ayakkabılarımı çıkardım ve sokağın diğer ucuna doğru ilerlemeye başladım. Ben sessizce ilerlemeye devam ederken tekrar konuşmaya başladıklarını duydum. “Komiksin. Seni sevdim. Eğer Alexander’ın köpeği olmaktan sıkıldıysan benim için çalışabilirsin” Alexander’ın köpeği. Bunun tam olarak ne anlama geldiğini bilmiyordum ama tek bir cümle kanımın donmasına sebep oldu. Babamın onun için çalışan bir sürü adamı olduğunu biliyordum ama bu… Sokağın sonuna gelince yavaşça köşede ki duvara yaslandım ve onları dinlemeye başladım. Başımı hafifçe çıkarıp baktığımda onları görebiliyordum. 3 adam konuşuyorlardı. Aralarında mesafe bırakmışlardı. Sanki birbirlerinden tiksiniyorlardı. Sırtımı duvara yasladım ve nefesimi tutup dinlemeye devam ettim. “Önce soytarı, şimdi köpek. Kelime bilgin oldukça genişmiş. Küçük çocukları satan bir pisliğe göre oldukça zekisin ahbap” Aman! Tanrım! Duyduklarımın doğru olmamasını diledim. Teslimat bu muydu? Babamın karşılığını ödediği şey bu muydu? Bu adamlar ona küçük çocukları mı satmışlardı? Yoo, hayır! Babam böyle bir şey yapmış olamazdı. “Her neyse.  Basit bir kuryeyle harcayacak zamanım yok. Parayı ver ve toz ol!” Midem bulanmaya başlamıştı. Ellerim deli gibi titriyordu. Buradan bir an önce uzaklaşmalı ve duyduklarımı hazmetmeliydim. Geriye doğru bir adım attım ancak eteğime takılıp tökezledim ve gürültülü bir şekilde arkamda ki öp konteynırına çarpıp öne doğru savruldum. Kahretsin! Adamlar gözlerini dikmiş bana bakıyorlardı. Yakalanmıştım ve şimdi sonum gelmişti. Ona baktım. O da bana bakıyordu ve gözlerinde tarif edemediğim bir ifade vardı. “Demek burada küçük bir misafirimiz varmış. Maalesef biz davetsiz misafirleri sevmeyiz” dedi diğer adam. Kahramanım bana “Kaç!” diye bağırdıktan hemen sonra adamların silahlarını çektiklerini gördüm. Gözlerimi dehşetle açtım ve ne yapacağımı bilemeden orada öylece kaldım. Kahramanım adamlara karşı saldırıya geçti ve silahlardan biri patladı. Bana tekrar “Koş. Hemen uzaklaş buradan” diye bağırdıktan sonra eteğimi sıkıca toplayıp tüm gücümle koşmaya başladım. Çıplak ayaklarımla koşuyor ve nereye gittiğimi bilmiyordum. Çantam otelin vestiyerinde kalmıştı ama umurumda değildi. Tanrım! Burada ölecektim. En sonunda artık koşamayacak duruma geldiğimde cadde üzerinde ki arabalardan birinin arkasına saklandım ve sırtımı arabanın bagaj kapağına yaslayıp nefes almaya çalıştım. Buradan nasıl kurtulacaktım. Üzerimde para yoktu. Taksiye binemezdim. Telefonum da yoktu. Zaten kimi arayacaktım ki. Babam kesinlikle seçenek dışıydı. Mindy’de arayamazdım çünkü o zaman ona her şeyi anlatmak zorunda kalırdım. Hayatım gözlerimin önünden film şeridi gibi geçmeye başladı. Yalanlarla dolu hayatım. Babamın nasıl böyle bir şey yaptığını bir türlü aklım almıyordu? Neden böyle bir şey yapıyordu? Neden ona kral diyorlardı? Aklımda bir sürü cevaplanmamış soru vardı ve ben cevaplarımı alabilecek kadar uzun yaşayıp yaşamayacağımı bilmiyordum. Gözlerimi kapayıp sakinleşmeye başladığım anda omuzumda bir el hissettim ve küçük bir çığlık atıp yerimden sıçradım. Beni yakaladıklarını düşündüm ama bu oydu. “Senin derdin ne?” diye bağırdı “Be-ben…” konuşamıyordum. Titremeye devam ediyor ve öylece ona bakıyordum. “Sen kafayı mı yedin? Cici bir kız için fazla tehlikeli sokaklarda geziyorsun!” “Bak ben…” dur bir dakika “Ben olduğumu nasıl anladın?” Güldü. “New Heaven’da saçı ateşten bile daha kırmızı ve beyni bir kuşunkinden bile daha küçük olan tek kişi büyük ihtimalle sensindir” Ah! Benimle ne cüretle bu şekilde konuşurdu? Beni tanımıyordu bile. Bana hakaret hakkına sahip değildi. Yaslandığım yerden destek alarak ayağa kalktım ve maskemi hızla yüzümden çekip çıkardım. “Birincisi bana cici kız demekten vaz geç. İkincisi bana hakaret edemezsin. Üçüncüsü buradayım çünkü babamın ne işler çevirdiğini öğrenmeye geldim. İyi ki de gelmişim yoksa asla babamın ne tür bir pisliğe bulaştığını asla öğrenemeyecektim.” Öfkeyle yüzüne baktım. O da en az benim kadar öfkeli görünüyordu. Ancak yüzünde hala aynı sinir bozucu gülümseme vardı. “Bak kızım, senin yüzünden başım belaya girdi. Şimdi babanla uğraşmak zorunda kalacağım ve senin kim olduğunu öğrenmek için peşine adam takmayacak mı sanıyorsun? Öyleyse çok aptalsın. Şimdi evine git cici kız ve bir daha boyundan büyük işlere karışma” Tek kelime daha etmedi ve arkasını dönüp hızla uzaklaştı. İkinci kez hayatımı kurtarıp kahramanım olmuştu ama ben ne adını biliyordum ne de babamla ne işi olduğunu. Ancak her şeyi öğrenecektim. Tüm sorularım cevabına alacak ve maskelerin ardında kalan bütün karanlık sırlar ortaya çıkacaktı.  
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD