5.Bölüm | Sonuna Kadar

4647 Words
 “Bütün bunlara hala inanamıyorum. Sanki şimdiye kadar bir rüyayı yaşamışım ve şimdi uyanmış gibi hissediyorum Mindy” Mindy ve ben telefonda durum değerlendirmesi yapıyorduk. Dün eve geldiğimde berbat haldeydim. Hemen odama çıktım ve bütün gece yatağın içinde dönüp durarak uyumaya çalıştım. Taylor’ın söyledikleri aklımdan çıkmıyordu. Sürekli onu düşünüyordum. Yani… onunla yaptığımız konuşmayı. Bu işi çözmeliydim. Babamın o çocukları nereden ve nasıl aldığını bulmalı ve sakladığı tüm karanlık sırları ortaya çıkarmalıydım. Kim bilir benden baka neler saklıyordu? “Mindy bu işe bulaşmak istediğine emin misin? Sadece dinlemek bile beni deli gibi korkuturken sen nasıl bunun altından tek başına kalkacaksın?” Bu güzel bir soruydu. Aslında tek başıma olmayı düşünmüyordum. Bir şekilde Taylor’ı ikna etmeliydim. O uzun zamandır bu işin içindeydi. Onları değişiyle kral için çalışıyordu. “Taylor’dan yardım isteyeceğim. Hemen kabul etmeyeceğini biliyorum ama bir yolunu bulacağım” Mindy hiçbir yorum yapmadı sadece “Sen bilirsin Calla” dedi ve bana veda ettikten sonra telefonu kapattı. Babam bu sabah evden erken çıkmıştı ve ben de çalışma odasına girebilmek için okula gitmemiştim. Hızla odamdan çıktım ve babamın çalışma odasına gittim. Bir keresinde buraya geldiğimde kasaya şifresine girerken onu izlemiş ve şifrenin ne olduğunu görmüştüm. 030494. Bunun tam olarak ne ifade ettiğini bilmiyordum ama umurumda değildi. Önce kasaya doğru ilerledim ve orada ki tüm yazılı belgeleri özenle yerinden çıkarıp masanın üzerine koydum. Babamın odasında bir fotokopi makinesi vardı. Her bir belgenin fotokopisini tek tek çektim ve makinenin hafızasını sildim. Belgeleri yerine yerleştirdikten sonra babamın dolabında ki dosyaları incelemeye başladım. Belgeleri incelerken bir tanesinin üzerinde yer alan ‘Y’ harfi dikkatimi çekti. Aynı sembolü geçen gece balodayken, adamların yakasında ki rozette de görmüştüm. Hızla dosyayı yerinden çekip aldım ve incelemeye başladım. İçinde bazı insanlara ait bilgiler vardı ve hepsi soyadlarına göre alfabetik sırayla dizilmişti. Belki bu belgelerin içinde Taylor’la ilgili bir şeyler aramaya başladım. Babam ona buraya geldiğinde Jenkins diye seslenmişti. Demek ki soyadı buydu. Hızla sayfaları çevirdim ve Taylor’ın adını aramaya başladım. Sonunda onu bulduğumda Noel sabahında hediyesini eline alan küçük bir çocuk gibi hissettim. Hızla dosyayı yerinden çıkardım ve onunda fotokopisini çekip tekrar makinenin hafızasını sildim. Dosyayı yerine yerleştirdikten sonra etrafı toparladım ve arkamda hiçbir iz bırakmamak için dikkatle her yeri inceledim. Odayı terk ettiğimde büyük bir hızla odama geçtim. Bu dosyaları saklayacak bir yer bulmalıydım. Kimse benim odamı karıştırmazdı ama yine de güvenli bir yer bulmalıydım. Makyaj masamın en altında ki çekmeceyi açtım ve onu iç çamaşırlarımın altına yerleştirdim. Babamın açmaya asla cesaret edemeyeceği yegâne çekmece buydu. Çekmeceyi kapattım ve Taylor’ın dosyasını kucağıma alarak heyecanla okumaya başladım.   - - - Anne ve babamın odasına gittim ve kapıyı çalış gel sesinden sonra içeri girdim. Babam aynanın önünde papyonunu bağlıyor ve annem keyifsiz bir şekilde makyaj masasında oturmuş küpelerini takıyordu. Bu gece birlikte bir baloya katılacaklardı ve annem genelde onunla bu tarz etkinliklere katılmaktan pek hoşlanmazdı. “Bir şey mi oldu gelinciğim?” diye sordu babam bana bakıp “Şey…” diyerek konuşmaya başladım “Bu gece siz geç döneceğiniz için Mindy’le kalsam bir sorun olmaz diye düşündüm.” Aslında Mindy’le kalmayacaktım. O kulübe geri gidecek Taylor’ı görecektim. İçeri nasıl gireceğimi bilmiyordum. Mindy benim için şifreyi öğrenmeye çalışıyordu. İkimizin ailesi de hatırı sayılır derece büyük ailelerdi ve üniversite kesinlikle tuhaf bir yerdi. Her türlü bilgi ortalıkta dolaşıyordu. “İyi düşünmüşsün. Böylece annen ve benim aklım sende kalmaz. Evde yalnız olmandan hoşlanmıyorum” dedi ve bana hafifçe güldü. Eskiden bana gülümsediği zaman, içim ısınırdı, bu bana uzun verirdi ama şimdi ne doğru ne yanlış ne gerçek ne yalan ayırt edemiyordum. Annem bana dönüp baktığı zaman ona sevecen bir şekilde gülümsedim ve ikisine de veda edip yanlarından ayrıldım. Arabama binerken kafamda Taylor’ı ikna etmek için çeşitli planlar kuruyordum. En güçlü silahımı en sona saklayacaktım. İlk olarak onunla normal iki insan gibi konuşmayı deneyecektim ki bunun pek işe yarayacağını düşünmüyordum. İkinci olarak bayılmış gibi yapacaktım çünkü geçen sefer fenalaştığımda bülbül gibi konuşmaya başlamıştı. Bir yola girmiştim ve sonuna kadar gidecektim… - - - Arabayı sokağın başına park ettim ve dışarı çıktım. New Heaven’da rüzgârlı bir hava vardı ve oldukça soğuk bir geceydi. Deri ceketimin fermuarını sıkıca çektim ve yakalarımı dikleştirdim. Arabamı kilitledikten sonra derin bir nefes aldım ve ellerimi ceplerime koyup yürümeye başladım. Binayı daha önce inceleme fırsatım olmamıştı. Yıkık binanın üzerinde yine aynı ‘Y’ harfi vardı. Ne anlama geldiğini bilmiyordum ancak bir çeşit sembol olduğunu tahmin ediyordum. Eski binadan içeri girmeden önce telefonumu cebimden çıkardım ve Mindy’nin bulup gönderdiği parolaya son bir kez daha baktım. Bu benim içeri giriş biletimdi. Parolayı beynime iyice kazımak için içimden bir kez daha tekrar ettim. İçeri girerken tekrar titremeye başlamıştım. Derin derin nefesler alarak sakinleşmeye çalıştım. Panik yapmamı gerektirecek bir durum yoktu. Sadece oraya gidecek ve Taylor’la konuşacaktım. Babama yakalanma riskimde yoktu üstelik. Yani sakin olabilirdim. Bodrum kata inerken içimden kendimi sakinleştirecek cümleler kurmaya devam ettim. Yine salona açılan kapının önünde uzun bir sıra vardı. Parolayı vermenin rahatlığıyla yavaş ve dikkatli adımlarla ilerledim ve sıraya girdim. İnsanlar görevlinin kulağına eğiliyor ve parolayı söyleyip içeri giriyorlardı. Sonuna kadar… diye tekrar ettim içimden. Sonuna kadar gidecektim. Henüz sona yaklaşmamıştım bile. Amacım asla dönmeyecektim. Görevlinin yanına geldiğimde adam gözlerini üzerime dikti ve yüzünde aptal bir sırıtışla bana baktı. “Sen şampiyonun kız arkadaşı değil misin?” diye sordu Taylor’dan mı bahsediyordu bu? Kız arkadaşı olduğumu da nereden çıkarmışlardı? “Ben onun…” dedim ve aklıma gelen fikirle sustum. “Kız arkadaşıyım. Evet. Taylor’ın kız arkadaşıyım” Dikkat çekmemek en iyisiydi. Taylor’ın kız arkadaşı olmadığımı söylersem o zaman onunla ne işim olduğunu soracaklardı. Böylesi daha iyiydi. “Taylor’ın kız arkadaşı olduğuna göre bizdensin demektir. Senin parolayı söylemene gerek yok.” Dedi ve geçebilmem için kenara çekildi. Vay canına! Bilseydim bunu daha önce söylerdim. Gerçi o zaman Taylor’ın adını dahi bilmiyordum. “Sağol” dedim ve ilerlemeye başladım ancak son anda aklıma gelen bir fikirle iki adım sonra durdum. “Bu arada, Taylor nerede? Bana buralarda olacağını söylemişti ama tam olarak nerede olduğunu söylemedi.” Bir de onu bulmakla uğraşamazdım. Adamdan yerini öğrenebilirsem böylece hiç vakit kaybetmeden onunla konuşmaya başlayabilirdim. “Dövüşü başlamak üzere. Büyük ihtimalle ringin yanındadır.” Dedi ve tekrar önünde ki sıraya döndü. Harika. Bir de onun dövüşmesini izlemek zorundaydım. Tanrım! O şeye bakmak bile tüylerimi diken diken ediyordu. Babam nasıl bu kadar gaddar olabilirdi? Nasıl insanları o kafese tıkar ve dövüşmeye zorlardı? Salonun iç kısmına doğru ilerlerken dikkatli olmaya ve kimseye çarpmadan ilerlemeye çalışıyordum. Sadece o iğrenç şeye biraz yaklaşmak ve Taylor’ı görmem gerekiyordu. Dövüşü bittikten sonra onunla konuşabilir ve buradan defolup gidebilirdim. Kafese doğru ilerlemeye devam ederken insanların çığlık atmaya başlamalarıyla irkildim. Hep bir ağızdan onun adını bağırıyorlardı. Ona gerçekten de şampiyon olmazdı. Hadi ama… kimse yenilmez değildi. Kafesin önüne geldim ve orada durup gözlerimi ringde duran Taylor’a diktim. Üzerinde sadece siyah bir şort vardı. Ellerinin etrafında bandajlar sarılıydı ve yüzüne öfkeli bir ifade yerleştirmişti. Bir şekilde o ifadenin gerçek olduğunu biliyordum. Öfkeliydi. Sanki öfkesi etrafında ki her şeye herkese karşıydı. Tüm öfkesini yumruklarında topladı ve onları kendine siper etti. Öfkeyle dolu yumruktan bir siper ve rakibinin hareketlerini dikkatle izlerken bir savaş makinesi gibi gözüküyordu. Ancak öfke iyi değildi. Öfke seni yakabilirdi. Öyle güçlü bir kıvılcımdı ki bir anda ateş alması kaçınılmazdı ve bir kez ateş aldı mı durdurması neredeyse imkânsızdı. Şimdi öfkesini yumruklarıyla yönetiyordu. Onları rakibine doğru savuruyor ve tek bir darbesi bile ıskalamıyordu. Güçlü ve inatçıydı. Kolay pes etmiyordu. Sonuna kadar gidiyor ve rakibini alaşağı edene kadar durmuyordu. Yavaşça yumruklarını saymaya başladım. 1…5…6… sadece yumruklarını kullanıyordu ve bu sanki onun için dünyanın en kolay işiydi. Bütün hayatı burada geçmiş biri için bu gayet doğaldı. Başına gelenleri okuduğumdan beri onu düşünüyordum. Burada büyümüştü. Yaşıtları okula giderken o kafese tıkılmış ve dövüşmeye zorlanmıştı. Yumrukları oyuncakları, acımasız rakipler oyun arkadaşları olmuştu. Şimdi ise o yumrukları tıpkı birer silah gibi kullanıyordu. Onun en yakın arkadaşlarıydı ve bunca sene onlardan başka kimsesi olmamıştı. Ona karşı sempati beslemeden yapamıyordum. Bu bir yavru köpeğe ya da oyun oynarken düşen küçük bir çocuğa beslene sempati gibi bir şey değildi. Ondan size güven veren ama aynı zamanda sizde kaçarak uzaklaşma isteği uyandıran bir şeyler vardı. Bir kez daha yumruğunu rakibine doğru savurdu ve bu sefer tam karnını hedef aldı. Yumruğu karşısında ki adamın karnına güçlü bir şekilde çarptı ve onun geriye doğru sert bir şekilde düşmesine sebep oldu. Adam düştüğü anda kalabalık tekrar Taylor’ın adını haykırmaya başladı. Rakibi yere yığılmış ve öylece kalmıştı. Kalmıyordu. Kıpırdamıyordu. Ne yani? Onu öylece tek bir yumrukla yerle bir mi etmişti? Bu adamda ne vardı? Onu bu kadar gizemli ve tehlikeli kılan neydi? Taylor iki yumruğunu da zaferle havaya kaldırdı ve gözlerini kalabalığın üzerinde gezdirerek izleyicileri selamladı. İşte gözlerimiz tam o anda kesişti. Bakışları benimkileri bulduğu anda donuklaşmıştı. Beni burada gördüğüne sevinmemiş miydi? Zaten bunu yapmasını beklemiyordum. Sadece onunla konuşmak ve teklifi kabul ettirene kadar direnmek için gelmiştim. Sonuna kadar direnecektim ve o kabul edene kadar asla vazgeçmeyecektim. Taylor başıyla bana onu takip etmemi işaret etti ve ringi terk edip aşağı indi. Soyunma odalarına doğru ilerlerken kalabalığın arasından onu takip ediyordum. Soyunma odalarına giden boş koridora geldiğimizde onu nerdeyse yakalamıştım. Aramızda birkaç adımlık bir mesafe vardı. Çıplak sırtından akan ter damlalarını görebiliyordum ve bunun ondan başka bir erkek de bu kadar çekici gözükeceğini düşünmüyordum. Lanet olsun! Dikkatini toplamalıydım. Onda beni çeken bir şeyler olduğunu inkâr etmiyordum ancak bu şeyler her neyse onlara kapılmamalıydım. O benim için bir amaç değil bir araçtı. Soyunma odalarına doğru ilerlerken Taylor bir anda durdu ve hızla arkasını dönüp bana doğru geldi. Tek eliyle boynumu kavrayarak beni duvara itti ve vücudunu üzerime siper ederek beni o küçücük alana hapsetti. Vücudunun yakınlığı düşünmemi engelliyor ve yüzümde hissedebildiğim nefesi dikkatimi dağıtıyordu. Tanrım! Bu kadar kolay baştan çıkabildiğime inanamıyordum. “Sana buranın tehlikeli olduğunu daha önce söylediğimi hatırlıyorum cici kız o halde niye buradasın?” diye adeta tısladı. Bana bir kez daha cici kız derse ağzından çıkan ses bir tıslama değil acı bir çığlık olacaktı. “Seninle konuşmaya geldim,” dedim ve elimi, boynumu saran elinin üzerine götürüp tüm gücümle çektim. Boynumu çok fazla sıkmamıştı ancak güçlü parmaklarını hala orada hissedebiliyordum. “Sana bir teklifim var” Kibirli bir şekilde, hafif bir tıslamaya benzer bir gülümseme kaçtı dudaklarından “Bana bu kadar çabuk mu âşık oldun cici kız?” diye sordu. “Belki rüyalarında Taylor” diyerek ona meydan okudum. “Belki” “Az önce beni rüyalarında gördüğünü mü itiraf ettin sen?” tek kaşımı havaya kaldırdım ve yüzüme ukala bir gülümseme yerleştirdim. Sandığı gibi cici bir kız değildim. Kendi çok güçlü ve harika sanıyordu ama benim karşımda bir hiçti. Ondan korkmuyordum. Beni kışkırtamıyordu. Amacımdan asla vazgeçmeyecektim. Bu yola çıkarken sonuna kadar demiştim ve sözümden dönemeye niyetim yoktu. “Genelde sinir bozucu cici kızlar rüyalarımı süslemez Calla. Onlar daha çok kâbus sebepleridir. Aynen birer cinayet sebebi oldukları gibi…” Ellerimi çıplak göğsüne koydum ve onu yavaşça geriye doğru ittim. O geriye çekilince bende ondan biraz uzaklaştım ve konuşmaya başlamadan önce bir süre derin nefesler aldım. Beni korkutmuyordu. Sadece sinirimi bozuyordu ama dikkatimi dağıtmasına izin vermeyecektim. “Artık hayranlarını koridor köşelerinde mi sıkıştırıyorsun şampiyon” dedi arkamızdan bir ses. Taylor başını hızla sesin geldiği yöne çevirdiğinde ben de bakışlarımı o yöne çevirdim. Soyunma odalarının olduğu yönden gelen esmer adam Taylor’a ukala bir şekilde bakıyordu. Taylor’ın bakışları ise… onu o bakışlarla birkaç saniye içinde öldürebilirdi. Aralarında ki nefretin sebebini merak etmeden edemedim. “Siktir git Henry! Bu gece mazoşist ruhunu tatmin edecek havada değilim.” Diyerek onu başından savmaya çalıştı Taylor. “Duyduğuma göre bir kız arkadaşın varmış şampiyon,” diyerek ona karşılık verdi Henry. Kız arkadaşı mı vardı? Henry bakışlarını bana çevirdi ve gözleriyle beni işaret etti “Anlaşılan bu gece bütün tatmin hizmetlerin ona yönelik” Taylor’ın yumruklarını sıktığını gördüm. İşte bu kötüye işaretti. O yumrukların ne zaman ne yapacağı belli olmazdı. “Duyduğuma göre sen de ölümüne susamışsın Henry” dedi ve birkaç büyük adımda ona yaklaşıp tıslayarak konuşmaya devam etti “İstersen senin için özel bir hizmet sunabilirim. Ne dersin?” Henry ve Taylor bir süre birbirlerini incelediler. Aralarında ki öfke, nefret ve düşmanlık hissedilmeyecek gibi değildi. Bütün koridor bununla dolmuştu ve etraflarında ki her şeyi sarıyordu. Henry yavaşça geri çekilip ellerini iki yana açtı. Taylor’ın yanından yavaşça geçtikten sonra bana doğru ilerledi ve bana göz kırptıktan sonra benim yanımdan da geçip salona doğru ilerledi. “O kimdi?” diye sordum. “Neden seni ilgilendirmeyen şeylere karışıp duruyorsun?” diye gürledi Pekâlâ! O zaman ben de beni ilgilendiren şeylerle ilgilenir ve giderdim. “Buraya sana bayıldığım veya kendimi öldürmeye meraklı olduğum için filan gelmedim. Sana bir teklifim var. Babamın pisliklerinin hepsini tek tek ortaya çıkarmanda bana yardımcı olmanı istemek ve seni ikna edecek bir yol bulmadan da gitmemek üzere geldim buraya.” Dedim ve bilmiş bir ifadeyle kollarımı göğsümde kavuşturdum. Gözlerini kıstı ve bir süre sessizce beni inceledi. “Ve beni ikna edecek o yol…?” Buraya gelirken kafamda birçok aşaması olan bir plan yapmıştım ama hepsinin canı cehennemeydi. Sonuna kadar gideceğim derken sondan başlamayı kastetmemiştim ama gerçekten daha fazla sinirlerimi bozmadan buradan çıkıp gitmeliydim. Teklifi yapacak ve kabul etmesini bekleyecektim. “Aileni bulmana yardımcı olabilirim” dedim bir saniye bile düşünmeden. Sözlerim üzerine bir süre donup kaldı ve sonra ikinci bir kez daha dinlemeden arkasını dönüp gitti. “Bekle!” Arkasından ilerlemeye başladım ancak ayağımda ki topuklu botlarla hiç kolay değildi “Taylor!” Soyunma odasına girdi ve dolabını hızla açıp bandajlarını çözmeye başladı. “Babamın odasını karıştırdım ve dosyanı buldum. Ailene olanları, babamın seni onlardan nasıl aldığını biliyorum” “Hiçbir şey bilmiyorsun!” diye bağırarak bana döndü. Vay canına! Bu onun için gerçekten hassas bir nokta olmalıydı. Doğru yoldaydım. Ne söylersem söyleyeyim nasılsa öfkelenecekti. “O zaman anlat. Dosyada bazı adresler buldum. Gabriel Jenkins adına kayıtlı adresler. O senin baban öyle değil mi? Aileni bulabiliriz. Sen bana bilmediklerimi anlat, bana yardım et ben de sana o adresleri vereyim. Onları bulmana yardım edeyim. İstediğimde neleri bulabileceğimi bilmiyorsun.” Yavaş ve büyük adımlarla ona doğru yaklaştım ve yüzlerimizin arasında birkaç santimlik mesafe kala durdum. “Ben imkânsıza inanmam Taylor Jenkins. Benim için her şey mümkündür. Benim gibi bir cici kızdan beklemiyorsun ancak ben bir şeyi istersem yaparım” dedim ve bir süre gözlerini inceledim. Benimkilerine çok yakın olan gözlerini. Onlara bir ömür boyu bakabilirmişim gibi hissediyordum. Bir ömür… belki de yaşamak için çok uzun bir süreydi ama ben bütün bir süreyi bu şekilde geçirebilirdim. Yavaşça geriye çekildiğimde ve gözlerimi onunkilerden ayırdığımda içimde oluşan boşluk hissi kendime zarar vermek istememe sebep oluyordu. Bana ne oluyordu? Başımı geriye çevirdim ve çantamdan boş bir kâğıt ve kalem çıkarıp numaramı yazdım. Kâğıdı boş oturağın üzerine bırakırken “Bu benim numaram,” dedim “Karar verdiğinde beni ara. Birbirimize ancak biz yardımcı olabiliriz…” yüzüne baktım ve dudaklarıma kendimden emin gülümseme yerleştirdim “Şampiyon!” Ardından arkamı döndüm ve çıkışa doğru ilerledim. Kabul edecekti. Bundan emindim. Emin olmasaydım asla buradan ayrılmazdım. Kabul edecek ve amacımı ulaşmama yardım edecekti. Sona onunla birlikte gidecektik. “Bundan nasıl bu kadar eminsin?” diye sordu Mindy ertesi gün, ona olanları anlattığımda. “Çünkü onu gördüm. Gözlerinde ki ifadeyi gördüm. Kabul edecek. Ailesi onun zayıf noktası ve onları bulmak için en ufak bir şansı bile kaçırmayacaktır” Ben kahvemi içip, durum değerlendirmesi yaparken telefonuma bir mesaj geldi. 10 Lincoln Street Burası gizli bir kumarhane. Cici kız kostümünü evde bırak. Sonuna kadar Calla… Sonuna kadar!!! -Taylor Tehlikeli Mesajından hiçbir şey anlamamıştım. Tek bir kelimesi bile bana bir şey ifade etmiyordu. Neden o adrese gitmem gerekiyordu? Hem de bir kumarhaneye. Ayrıca ona milyonlarca defa bana cici kız dememesini söylememe rağmen bir de şimdi kalmış bana cici kız kostümünü evde bırak diyordu. Ve son kısım… O kısmı anlamaya çalışmak bile başımı ağrıtıyordu. Sonuna kadar… Bu bana yardım edeceği anlamına mı geliyordu? Taylor kafamı karıştırıyordu. Öfke bir insanı fevri yapardı ama onu hiç tanımama rağmen fevri davranışların adamı olmadığını biliyordum. O her adımını düşünerek atıyordu ve içinde yanan öfke ateşinin ona aptalca hatalar yaptırmasına izin vermiyordu. “Kalk hadi!” dedi Mindy Gözlerimi ona diktim ve surat ifadesini inceleyerek ne demek istediğini anlamaya çalıştım. Ne diye kalkacaktım ki? “Hadi Calla! Seni hazırlamamız gerekiyor” “Saçmalama Mindy! Bir kumarhaneye, baloya gider gibi gitmeyeceğim” Gözlerini devirdi. Bazen gerçekten çok çekilmez oluyordu. “Ne kadar çok konuşuyorsun böyle? Kalk hadi. O serseriye cici kızın ne demek olduğunu göstermende sana yardım edeceğim” dedi ve beni kolumdan tutarak zorla ayağa kaldırdı. Ve Mindy’e bir kere kolunuzu kaptırdınız mı… eh, onu asla geri alamazdınız. - - - Mindy tam anlamıyla dolabıma saldırmış ve neredeyse hepsini boşaltmıştı. Kıyafetlerimi bir türlü beğenmiyordu. En kötüsü de her seferinde kazağımı beğendiğini söylediğinde aslında yalan söylediğini öğrenmiş olmamdı. Sonunda dolabımın arka kısımlarında, nereden geldiğini kesinlikle bilmediğim, siyah bir elbise buldu. Elbisenin yuvarlak yakası göğüslerimin hemen üzerinde bitiyordu. Etek kısmı kalçalarımı neredeyse örtüyordu ve bu elbisenin içinde çıplak gibi hissediyordum. Dar kumaş vücudumu sarmış ve bütün hatlarımı ortaya çıkarmıştı. Bu şekilde asla dışarı çıkamazdım. Üstelik Taylor’la bir kumarhaneye gideceğimi düşünürsek, gidip kendimi okyanusa atamayı tercih ederdim. Mindy saçlarımı yaparken ben de yerimde kıpırdanmaya başlamıştım. Huzursuzdum. İçimde kötü bir his vardı ve bu his son zamanlarda beni hiç yalnız bırakmıyordu. “Ne istiyorsun Calla? Maşayla boynunu yakmamı mı? Kıpırdamayı kes ve seni bir kadına dönüştürmeme izin ver!” “Ben zaten bir kadınım” diye çıkıştım. Neden kimse benim artık büyüdüğümü görmek istemiyordu? Çocuk değildim. Neredeyse 19 yaşındaydım. “Öyle olsaydın en yakın arkadaşın olarak bilirdim. Şimdi kapa çeneni!” Tanrım! Bir gün bu kızın elinde ölecektim. Tabi bu gece ölmezsen dedi içimden bir ses. Neden böyle düşündüğümü bilmiyordum. Korkuyordum. Hem de deli gibi. Yine de bu beni çıktığım yoldan geri dönmeye ikna etmek için yeterli bir neden değildi. Mindy makyajımı bitirdiğinde beni ayağa kaldırıp aynanın önüne doğru sürükledi ve aynada ki görüntümü hayranlıkla süzdü. Eserini beğenmiş gibi gözüküyordu. Üzerimde çok az kumaş parçası olduğu gerçeği dışında, bende eserini beğenmiştim. “Harika görünüyorsun bebeğim. O serserinin aklını başından alacaksın.” Gözlerimi devirdim. Mindy kesinlikle bu görevin amacını yanlış anlamıştı. Benim işim Taylor’la değildi. O sadece bana amacıma ulaşmama yardım eden bir araçtı ve daha fazlası olmasına izin veremezdim. Amacım babamın sırlarını ortaya çıkarmak ve eğer yapabilirsem, onu durdurmaktı. “Kalıp bütün bu saçmalıkları dinlemek isterdim ama gitmeliyim”  “Tamam. Bekle çantamı alayım ve çıkalım” Nasıl yani? Benimle mi gelecekti? Neden benimle geliyordu? Partiye gittiğimi filan sanmıştı herhalde ama gittiğim yerin bir partiyle uzaktan yakından alakası yoktu. “Mindy…” konuşmama izin vermedi. “Kapa çeneni Calla. Seninle geliyorum. Seni yeteri kadar yalnız bıraktım. Bu tehlikeli bir iş ve yalnız olmanı istemiyorum. O Taylor denen herife de güvenmiyorum. O yüzden seninle geliyorum. İçeri seninle girmeyeceğim ama en azından seni kapıda bekleyebilirim” Sanırım gözlerim dolmaya başlamıştı. Tanrım! Ağlıyor muydum? Hayır, bu mümkün değil. Ben duygusal bir kız değildim ama Mindy’nin bu desteği beni ister istemez duygulandırmıştı. En çok ihtiyacım olan şeyin duygusal destek olduğunu şu ana kadar fark etmemiştim ama buna kesinlikle ihtiyacım vardı. Tüm bu işin sorumluluğunu tek başıma yüklenmem mümkün değildi. Mindy çantasını aldı ve arabaya doğru ilerlemeye başladık. Arabaya binmeden önce son sözleri “Bu arada bu gece ki en tehlikeli şey sensin bebek” oldu. - - - 10 Lincoln Street Taylor’ın verdiği adrese gelmiştik. Ne yapacağımı bilemeyerek arabada öylece oturuyor ve kumarhane olduğunu söylediği eve bakıyordum. İnsanlar yavaşça geliyor ve kapıda ki görevliyle bir süre konuştuktan sonra içeri giriyorlardı. Harika! Yine bir parolaya takılmıştım ve bay çok zeki bana o parolayı vermeyi akıl edememişti! “Belli ki içeri giremeyeceğim. Hadi geri dönelim” dedim Mindy’e dönerek. “Saçmalama Calla! Hani sonuna kadar gidecektin? Yanlış hatırlamıyorsam hem senin hem de Taylor’ın söylediği şey buydu. Şimdi o serseriyi ara ve sana içeri nasıl gireceğini söylemek için otuz saniyesi olduğunu yoksa onu bulup o güzel kıçını tekmeleyeceğini söyle!” “Kıçının güzel olduğunu nerden biliyorsun?” diye sordum gözlerimi kocaman açarak. Mindy güldü. Gerçekten güldü. Bana bu şekilde gülmesinden nefret ediyordum. O kendini beğenmiş sürtük kahkahası benim için değil onun peşinde koşan ve istediklerini asla alamayacak olan erkekler içindi. Bu yüzden bana böyle güldüğü zamanlarda onu boğmak istiyordum. “Takıldığın tek nokta bu mu?” diye sordu Şimdi neden bana öyle güldüğü anlaşılmıştı. Evet, Calla, sanane! Taylor’ın kıçı kesinlikle seni ilgilendiren şey değil. Seni ilgilendiren şey… Düşüncelerim telefonumun çalmasıyla kesildi. Bay güzel kıç, yani şey Taylor arıyordu. Tanrım! Aklım neredeydi böyle? “Aç hadi!” dedi Mindy Başımla onu onayladım ve dediğini yapıp telefonu açtım. “Alo?” “Arabada oturmaktan vaz geç ve on dakika içinde burada ol. Kapıya Mary Christ dediğin zaman seni içeri alacaklardır” dedi ve telefonu kapattı. Telefonu ne zaman açmıştım ki de kapatıyordu? Ayrıca ne sanıyordu kendini? Benim patronum filan mı? Bana emir veremezdi. Bu benim oyunumdu ve o sadece bana yardım ediyordu. Ayrıca Mary Christ’de neyin nesiydi? Neden bana bu ismi vermişti ki? Beynimi daha fazla gereksiz sorularla yormak istemiyordum. Bir an önce bu arabadan inip, nerede olduğumu ilginç bir şekilde bilen, Taylor’ın yanına gitmeliydim. Mindy’e döndüm ve “10 dakika içinde gelmezsem polisi ara” dedim. Olayı fazla mı dramatikleştiriyordum? Kesinlikle hayır. “Defol drama kraliçesi” dedi ve beni hiç de kibar olamayan bir şekilde arabadan kovdu. Pekâlâ. İşte başlıyoruz. Yüksek topuklarımın üzerinde yavaş adımlarla ilerleyerek eve doğru yaklaştım. Son birkaç günde daha tehlikeli şeyler yapmıştım. Başıma gelmeyen kalmamıştı. Sanırım bir kumarhanede olmak olanlardan sonra hiçbir şeydi. Neden her seferinde kendimle aynı sakinleştirici konuşmayı yapmak zorunda kalıyordum? Çünkü sen cici bir kızsın diye cevapladı beynimin içinde ki Taylor. Hayır değildim. Beynimin içinden defol Taylor! Kapıda ki görevliye yaklaştım ve kendimden emin bir ifadeyle hafifçe gülümsedim. “İyi geceler hanım efendi” dedi adam. Sanki beyaz saraya giriyordum. “İyi geceler” dedim ve bekledim. “İsminizi öğrenebilir miyim?” dedi ve elinde ki listeye baktı. Dışardan bakıldığında özel bir partinin kapısında korumalık yapıyormuş gibi görünüyordu. Bu çok akıllıcaydı. Bir şeyi saklarsan onu bulmak kolay olurdu ama bir şeyi onu arayanların gözünün önüne koyarsan, asla gözlerinin önüne bakmak akıllarına gelmezdi. “Mary Christ” dedim Bunun hesabını fena halde soracaktım! Görevli elindeki listeyi kontrol ederek ismimi aramaya başladı. “İşte,” dedi ve bana döndü “İyi eğlenceler Bayan Christ. Şeytanınız bol olsun” dedi ve evin kapısını açıp geri çekildi. Bugünlerde insanların espri anlayışları seviye olarak yerlerdeydi. Hatta belki daha da kötüydü. Yani şeytanınız bol olsun da neydi? Tamam, şu an saçmalıyordum. Stres altında saçmalamaya başladığımı fark etmek benim için ilginç bir keşif olmuştu. Bu iş bittiğinde güneye taşınacak ve kendime stresten uzak bir hayat kuracaktım. En azından okulum bittikten sonra yapmayı planladığım şey buydu. Evin içi kumar makineleri ve çok sayıda masayla doluydu. Etrafta iri cüsseli korumalar ve mini etekli garson kızlar dolanıyor ve iyi görünümlü bir sürü insan kumar oynuyordu. Gözlerimi salonda gezdirmeye devam ettim ve Taylor’ı aramaya başladım. Bana tam konumunu söylese ne olurdu sanki? Koordinatlarını vermesine bile razıydım ama… “Beni mi arıyorsun cici kız?” Bir anda duyduğum sesle sıçrayarak arkama döndüm. Kalbim küt küt atıyordu. Tanrı aşkına, kafayı mı yemişti bu çocuk? Benimle derdi neydi? Neredeyse kalbime inecekti! Arkamdan sinsice yaklaşıp beni korkutmaktan başka bir yol bulamamıştı anlaşılan. Elimi hızla atan kalbimin üzerine koydum ve öfke dolu gözlerle onu süzmeye başladım. “Ne tatlı! Demek beni görmek seni bu kadar heyecanlandırıyor.” dedi ve ukala gülümsemelerinden birini attı. Ona cevap vermek yerine gözlerimi devirdim ve dişlerimin arasından tısladım. Her seferinde böyle yapacaksa asla birlikte çalışamazdık. Biraz daha… insan gibi davranması gerekiyordu. Öküzlüklerini gidip başka kızlara yapabilirdi ama benim bunlara karnım toktu. Gözleriyle yavaşça elbisemi süzmeye başladığımda kendimi bir yangının ortasında kalmış gibi hissetmeye başlamıştım. Sadece bir bakışıyla bana böyle hissettirmesi haksızlıktı. Her kızın yakışıklı erkeklere zaafı olabilirdi ama bunu şu anda kullanması hiç hoş değildi. “Sözümü dinlemişsin. Tebrikler Calla. Kesinlikle cici bir kız gibi gözükmüyorsun” dedi beni incelemeye devam etti. Daha ne olduğunu anlamadan kendimi “Nasıl görünüyorum?” diye sorarken buldum. Neden sormuştum ki bunu? Nasıl göründüğümle ilgili ne düşündüğü umurumda değildi. Umurumda olan beni neden buraya çağırdıydı. Bir süre daha beni incelemeye devam etti ve ardından dudaklarından dökülen kelime “Tehlikeli” oldu. Ne? Bunu bir fısıltı şeklinde söylemişti. Sanki içinden düşündüğünü sanıyordu ve bunu söylediğinin farkında değildi. Beni öylece izlemeye devam ediyordu. “Anlamadım?” Sorumla birlikte irkilerek kendine geldi ve tekrar ciddi yüz ifadesini takılarak bakışlarını benden kaçırdı. “Şey… fena değil. Her neyse, buraya seni sohbet etmek için çağırmadım. Buradasın çünkü konuşabileceğimiz birini tanıyorum. Beni takip et” dedi ve arkasını dönüp ilerlemeye başladı. Bana emir verip sonra da yapmamı beklemekten vazgeçmesi gerekiyordu. Günümüzde yetişkin insanlar konuşmayı ve tartışmayı seçiyorlardı ancak görünüşe göre Taylor için işler böyle yürümüyordu. Hızla peşine takıldım ve onu takip etmeye başladım. Kumar oynayan insanların arasından geçerek bara doğru ilerlemeye devam etti. Neden oraya gittiğimiz ya da kiminle konuşacağımız hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Taylor bir anda yanında geçtiğimiz kumar masalarından birinin önünde durdu. Kumar oynayan adamlardan biri fena halde sarhoş olmuştu ve kaybettiğini kabullenemeyerek masadakilere bağırıyordu. Taylor öfkeli gözlerini ona dikti. Gözlerinde ki öfke farklıydı. Onu dövüşürken görmüştüm. Ne kadar öfkelendiğini biliyordum. Beni kurtardığı gecede… şey beni kurtardığı gecelerde de oldukça öfkeliydi ama bu, bu sanki öfkesiyle yakmak istediği şey sadece kendisiymiş gibiydi. Bu öfke, ateşiyle onu yiyip bitiriyordu. Ben daha ne olduğunu anlayamadan ileri atıldı ve sarhoş adamı yakalarından yakalayıp ayağa kaldırdı. “Bırak artık gerizekalı! Büyük ihtimalle çocuğunun bir yıllık okul taksitini çoktan o masada yedin. Daha fazlasını kaybetmeden önce kalk git.” Adamın yakalarını bırakırken onu sertçe itti ve geri çekilip yoluna devam etti. Vay canına! Bu çok sertti. Onu bu tepkiyi vermeye sürükleyen şeyin ne olduğunu biliyordum. Ailesiyle ilgili her şeyi okumuştum. Babasının onu kumar borcu için nasıl babama verdiğini okumuştum. Bu korkunçtu. Babam nasıl bir çocuğu ailesinden, alkolik bir babanın kumar borcu karşılığında alır ve onu dövüşmeye zorlardı? Taylor’ın babası onu nasıl kumar borcu karşılığında babama verirdi? Aklım almıyordu. Tüm dünyam karışmıştı. En azından, babası kötü şeyler yapan tek kişinin ben olmadığımı biliyordum ve bu da bir şeydi. Bir şekilde beni anlamasına sebep oluyordu ya da belki de sadece babamdan intikam alıp ailesini bulmak istiyordu. Her neyse. Barın önüne geldiğimizde ondan en fazla on yaş büyük bir adamın yanına gitti Taylor. Adam yanına oturan kişiyi görmek için başını çevirdi ve Taylor’ı görünce yüzü bir anda aydınlandı. “Şuna bakın! Şampiyon buradaymış!” dedi ve içkisini ona doğru kaldırdı. Taylor’ın suratında ki kasların iyice gerildiğini fark ettim. Bu isimden nefret ediyordu. Ne zaman biri ona şampiyon dese kendini kaybediyordu. “Çene çalmaya gelmedik. Sana sormamız gereken sorular var” dedi ve başıyla beni işaret etti. Adamın bakışları benim üzerimde gezinmeye başlayana kadar orada olduğumu bile unutmuştum sanki. Kimdi bu adam? “Bu kim?” diye sordu adam. Buralarda erkekler ne kadarda kibar böyle... “Seni ilgilendirmeyen biri” diyerek karşılık verdi Taylor “Neden kim olduğunu bilmediği birinin sorularını yanıtlayayım” “Uzatma Ro…” Taylor’ın lafını tamamlamasına izin vermedim ve “Mary,” diyerek araya girdim “İsmim Mary” dedim ve Taylor’a doğru birkaç adım atıp yanına yaklaştım. “Pekâlâ Mary. Bana ne sormak istiyorsunuz?” diye sordu Bana bakışlarında anlaşılması zor bir ifade vardı. Sanki beni tanıyor ama bir türlü kim olduğumu çıkaramıyor gibiydi ya da bana öyle gelmişti. Emin olamıyordum. “Jones’un çocukları nereden bulduğunu öğrenmek istiyoruz” diyerek direkt olaya girdi Taylor. Onun hakkında sürekli yeni bir şeyler öğreniyordum. Bugün de asla ve asla lafı dolandırmadığını öğrenmiştim. Bir gün bu yüzden ölecektik. Bu tehlikeliydi ama benim sürekli öleceğimizi düşünmem kadar tehlikeli değildi. Adamın suratındaki gülüş silindi. “Seni alakadar etmeyen işlerle ilgileniyorsun Taylor. Kral işine karışanları sevmez.” Taylor güldü. Babam kral demesi benim de gülmek istemem sebep oluyordu. “Bak Robin,” dedi Taylor. Demek adı Robin’di. “Sen bize istediğimiz bilgiyi ver, ben de sana borçlu olayım. Bilirsin, bir gün herkes benim yardımıma ihtiyaç duyar. O gün geldiğinde bedelini ödemektense şimdi ödemen daha iyi” Taylor’dan öğrenmem gereken çok şey vardı. Kesinlikle benden daha iyi bir kötü adamdı. Ben de sert ve kararlı olmak istiyordum ancak belli ki o numara bir tek Taylor’da işe yarıyordu. Robin bir süre bize bakmaya devam etti. Bakışları benimle Taylor arasında gidip geliyordu. Derin bir nefes aldı. “Pekâlâ” dedi, "Size istediğiniz bilgiyi vereceğim." Bize yardım mı edecekti? İçimi bir heyecan dalgası kapladı. Sonunda elimize işimize yarayacak bir şeyler geçecekti belki de. Belki de bu sondu. Bu geceden sonra gizli kalmış hiçbir sır kalmayacaktı belki de.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD