Bölüm | 6
Zaman ruhumdaki yaraları derinleştirerek geçmeyecek izler bırakırken, dudaklardan dökülen duaların ardı arkası kesilmiyordu. Sessizlik ve karşılıklı yaşanan koca inatçılık; vicdanımı, aklımı ve bedenimi esaret altına alarak tutsaklaştırmıştı. Satırlar arasında dolanan gözlerim; bunalgın, umutsuz ve ümitsizdi. Onun sessizliği, bedenimi öldürüyordu. Günden güne değişiyor, sessizleşiyordum. Suskunluğum keskin bıçak gibi, çevredeki herkesi susturuyordu.
Bu aralar herkes sessizdi. Furkan Aslan'ın sükutunun ardından, sessizleşilmişti. Yaşaması zor, söylemesi dile kolay koskoca bir yıl geride kalmıştı. Cansu, yanıt bulabilmek için ağaç oyuğuna gitmişti. Lakin aradığı yanıtlara ulaşamamıştı. Ormandaki ağaç oyuğunda sadece oyuncaklar bulmuştu. Bir kız çocuğuna ait olmalıydı.
Celil ölmüş, hesap sorulacak kimse kalmamıştı. Furkan'ın uyanması için ise, sadece umut vardı. Başından aldığı zede komada kalmasının sebebi olmuştu. Kurşun yaraları iyileşse de, kasları ve vücudu günden güne adeta eriyordu. Bıkkınlıkla kalemi elinden not kağıtlarının arasına bıraktı. İki büklüm oturduğu sandalyeden kalkarak, hastanenin koridorunda iki tur attı. Oda kapısının camına ulaştığında, hareketsiz yatan ve günden güne eriyen bedene baktı. Arkasında dikilen ses, tüm bedeninin geriye dönmesini sağlamıştı.
"Gidip kendi hayatına bakmaya ne dersin Cansu?"
Sustu. Onun sessizliğinin üstüne konuşmak eylemiyle ilişkisini azaltmıştı.
"Benim oğlum bir yıldır komada."
Derya Hanım'ın morarmış gözaltlarına baktı. Kadının tüm uyku düzeni bitmişti. Oğlunun uyanmayışı günden güne onu da eriterek sonunu hazırlıyor gibiydi.
"Onsuz bir hayatım yok." Diyebildi sadece ve sustu.
"Bir yıldır bu hastanede yaşıyorsun. Vizelerin, finallerin... Geceleri buradasın. Kendine bunu yapma kızım. Hiçbir yere gittiğin yok, genç olduğunu unuttun."
"Yaşamıyorum." Sustu ve nefes aldı. "Yaşayamıyorum ki, o yatağa dikili kaldıktan sonra bende onunla birlikte gözlerimi kapattım hayata. O yine de, çalışma şevkimi arttırıyor, bana destek oluyor. Derin bir uykudayken bile bunu yapabiliyor."
"On yıl sonrada uyanabilir onu bekleyecek misin? Bunu göze mi alacaksın? Tüm genöliğin heba olacak."
"Furkan ile bir ömür yetecek kadar gençliğimi yaşadım."
"Uyansa da çok farklı olabilir. Seni istemeyebilir, bunu göze alabilecek misin? Ya bambaşka biri olarak uyanırsa?"
Derya Hanımı ardında bırakarak cama döndü.
"Peşinde olacağım."
Adımları oturduğu sandalyeye vardı. Not kağıtlarını kucağına alırken, gözünden bir damla yaş süzüldü. Bakışlarını Derya Hanıma çevirdi. Herkes acı çekiyordu. Kahretsin ki herkes deliler gibi acı içindeydi. Alp, olduğundan daha sessizdi. Usanmadan her gün, hastaneye geliyor gözünü açması için tehditler savuruyordu. Hayat sanki durmuş, onu tanıyan herkes yaşayan ruhsuz bedenler haline dönüşmüştü. Derya Hanım, kısa süre durdu. Doktordan bilgi almak için odaya gittiğinde, Nihal Hanımda hastaneden içeri girerek Cansu'nun önünde durdu. Kızının gözlerinin içine uzun süre baktı. Tek kelime etmedi. Yanına yaklaştı ve kızının uzamış olan saçlarını hafifçe okşadı.
Derya Hanımın gittiği odayı takip ederek, yanına ulaştığında konuşmaları duymak istemiyordu. Kağıtlarını çantasına attı. Göz önünde durmamak için, alt kattaki mescide ulaştı. Ayakkabılarını çıkartarak içeri girdi. Üst katta görevli olan hemşire Yatsı namazını kılıyor olmalıydı. Namazı bittiğinde ellerini açıp uzunca dua etmişti ve kadın kendisine dönerek tebessüm etti.
Bir yıldır hastanede olduğu için kendisini tanıyorlardı.
"Dua et. Uyanması için dua et."
"Ediyorum." Dedi gözlerini yere devirirken.
"Ellerini açarak dua et, havaya kalkan ellerin duası makbuldür."
Hemşire mescitten çıktığında, göz yaşlarını tutamadı. Çünkü elleri havaya yüzlerce kez kalkmıştı belki de...
"Allah'ım bana dayanma gücü ver." Diyebildi zorlukla. "İçinde bulunduğum durumdan beni kurtar."
Gözleri kapanırken, derin bir uyku bedenine nüfuz etti ve başı duvara yaslandı. Bir kaç saat kadar uyumuştu. Gözleri aniden açıldı. Ayağa kalkarak çantasını sırtına geçirdi. Ayakkabılarını giydi. Abdesthanede yüzünü yıkadı ve koridora ulaşarak yukarı kata çıktı. Nöbet saatiydi, koridorlarda kimse yoktu.
Annesi ve Derya Hanım gitmiş olmalıydı.
Koridora göz ucuyla baktı. Kendilerini göremeyeceğini anladıklarında, Furkan'ın yattığı oda kapısından içeri girdi. Yatağın ucuna oturdu. Solgun bedenine göz gezdirdi.
"Yine ben geldim. Bana diyorlar ki hayatına devam et. Seni bırakıp hiçbir şey olmamış gibi yaşamımı nasıl sürdürebilirim? Nasıl koşabilirim sahillerde? Nasıl kucaklayabilirim ilkbaharı? Nasıl severim sensiz geçebilecek olan herhangi bir anı? Senin gibi... Hemen yanında yatıyorum Furkan Aslan... Konuşabiliyorum belki.. Nefes alabiliyorum.. Tüm bunlar yaşanmamış gibi yaşayamam."
Gözyaşları boynunu ıslattığında, ellerini yüzüne götürerek temizledi.
"Her şeyimi sana kaptırdım Furkan Aslan... İlk öfkemi, ilk nefretimi, ilk gülüşümü, ilk kahkahamı, ilk ağlayışımı ve ilk sevişimi... En sonunda kendimi de sana kaptırdım. Kendimi sana bu denli kaptırmışken, nasıl olurda yaşamımı sürdürebilirim. Sende doğdum, sende gözlerimi açtım. Seninle büyüdüm, sevildim... Zamanı geriye alabilsem yine sende kalmak isterdim."
Gözlerinin içi kıpkırmızı oldu, burun direği sızladı.
"Ne olur aç gözlerini, tek isteğim bu. Senin nefes aldığını bilmek, iyi olduğunu bilmek yeter bana. Tümüyle yeter."
Elleriyle yüzünü kapatıp, hıçkırışını önlemeye çalıştı.
"Çok pişmanım. Seni dinlemediğim, dediklerini kulak arkası ettiğim için çok pişmanım. Koskoca bir sene geçti Furkan. Gözlerini hiç açmayacak mısın?"
Odanın kapısı açıldığında, yaşlı gözlerini çevirdi. Alp'i görmesiyle yüzünü öne eğdi.
"Cansu, sen burada mıydın?"
"Neden açmıyor gözlerini Alp? Neden uyanmıyor?"
Alp adımlarını Cansu'ya yaklaştırdı. Omzundan tutarak destek vermeye çalıştı.
"Sana dargın uyanmamak için inat ediyor."
Öylesine buruk bir tebessüm etti ki, ağlamak ve gülmek arasıydı. Yeşil gözleri Furkan'a çevrildi.
"Oğlum kızı bir yıldır başında madara ettin. Yine iyisin çıkarttın sinirini. Anladık kızgınsın da... Bizim suçumuz ne değil mi ama? Benim suçum ne lan? Bir yıldır dertleşecek kimse yok."
Gözlerini Cansu'ya çevirdi.
"Ağlama. Uyanacak bak gör. Yada boş ver ağla gitsin, belki kıyamaz da uyanır."
Cansu gözyaşlarını sildi. Alp'e umutsuzca baktı.
"Ne zaman?"
"Bilsek o gün geliriz Cansu. Bunun tiripi de yetti yetti bir yıldır. Hadi kalk gidelim, seni de eve bırakayım."
"Burada kalacağım."
"Sen bilirsin."
Alp odadan çıkarak, hastaneden gitti. Cansu, bakışlarını tekrar Furkan'a çevirdi.
"Koridorda olacağım."
Gözyaşlarını temizleyerek koridora ulaştı. Sandalyeye oturdu. Kimse fark etmeden odadan çıkabilmişti. Notlarını çıkartarak kafasını vermeye çalıştı. Mescitte denk geldiği hemşire yanına gelerek oturdu.
"Bu tarz hastalarda ne olduğunu biliyor musun?"
"Ne?" dedi bakışlarını çevirerek.
"Hastalar uyansa bile, yatmaktan neredeyse tüm kasları erimiş olur. Uyansa bile yürüyemeyecek."
"Bu da ne demek?"
"Kaslarını tekrar kazanması gerekecek. Ve vücudunda açılan yaralar var."
"Öyle mi?" dedi kağıtları kenara bırakırken. "Doktor bize bunlardan bahsetmedi."
"Evet, konuşamasa da acı çekiyor. Ölüm ve yaşam arasında kalmak çok zor."
"Peki tekrar eski haline gelebilir mi?"
"Uzun vadede büyük bir azimle elbette. Lakin hiçbirinin kusursuzca hayata devam edebildiğine rastlamadık. En azından psikolojik olarak..."
"Başka vakalarda oldu mu?"
"Evet, üç yıl komada kalan bir kız vardı. Tedavileri hala sürüyor, psikolojik olarak. Yürümesi konuşması kendine geldi. Tabii bunlar zaman aldı. Ailesi onunla birlikte çok acılar çekti."
"Sonuç olarak başardılar değil mi?"
"Belki evet, ama daha değil. Defalarca intiharın eşiğinden döndü. Başkasına muhtaç olmak kötü bir durum. Yine de herkesin durumu ve gidişatı aynı olmaz."
"Bu bilgileri paylaştığın için teşekkür ederim."
Ders notları arasına dönerken, gözlerini bir kaç saniye için kapattı ve başka bir uykunun diyarlarına kendini teslim etti.
***
Puslu hastane koridorunun ışıkları loştu. Adım sesleri kendisini uykudan uyandırdı. Gözlerini etrafa çevirdi. Kimsecikler çoktu. Adım sesleri koridor başına ulaştığında, başını kaldırdı. Gözlerine inanamıyordu, gördüğü şey, Furkan'ın sapasağlam duran dimdik bedeniydi. Bakışları solgun ve ifadesizdi, başka bir bedene ait olacak kadar sertlerdi. Ayağa kalkarken, tutundu. "Furkan... Sen iyisin."
"Neden kötü olayım ki?"
Boynuna sarılmak istediğinde, Furkan sertçe kollarından tutarak acıttı. "Yapma."
"Lütfen, bir kez sarılayım."
"Sen bunu hak etmiyorsun."
"Biliyorum..." dedi yüzünü önüne çevirerek. "Bir kez olsun..."
"Hayır. Artık sen ve ben yokuz. Yine de, benden son bir şey isteyebilirsin."
"Lütfen sadece iyi ol."
"İyiyim, fakat biz asla iyi olmayacağız."
"Olsun."
"Seni yanımda istemiyorum, görmek istemiyorum. Seni sevmiyorum ve bunlara katlanacak mısın?
"Evet." Dedi yüzünü öne eğerek. "Bırakmayacağım."
Furkan Cansu'yu kolundan tutarak sürüklediğinde, loş koridorda ilerlediler; hastanenin çıkış kapısına ulaşarak açtığında, Furkan'ın başından ve bedeninden kanlar süzülmeye başladı. "Sen, iyi değilsin."
Eliyle yarasına bastırmaya çalıştı ama başaramadı. Müdahale edecek bir bez yada peçete bulabilmek için etrafa baktığında, deniz kenarındaki evin içinde olduklarını gördü. Afalladı.
"Burası senin, hapishanen olacak. Etrafına iyi bak."
"Kolumu bırak ta yaran için bir şeyler bulayım."
"Ve bende senin gardiyanınım."
Derin bir soluk aldı, Furkan'ın dudaklarına yapıştığında, kendini öylesine sert biçimde geri itti ki tökezleyerek düştü.
"Sen ve ben yokuz."
Zorlukla ayağa kalktı, dizi kanamıştı ama aldırmadı.
"Gardiyan sensen, hapishanenin neresi olduğu fark etmez. Senin olduğun yer, benim papatya bahçem."
Gözlerini açarak uyuduğu yerden sıçradı. Koridora baktı. Hastanedeydi, anlık büyük bir kabusun içine çekilivermişti. Not kağıtlarına gözlerini çevirdi anlamsız kabusu zihninin gerilerine atmaya çalıştı.