2. "Tek Varisim Sensin"

1893 Words
Keyifli Okumalar Dilerim... Peri'nin Anlatımıyla... Telefonuma gelen mesajla yüzüm güldü sonunda. Keyfim yokken bangır bangır çalan müziğin hiç tadı çıkmıyor gerçekten! Masanın üstündeki sigaramla çakmağımı alıp çantama attım. "Ben kaçıyorum gençler!" diyerek ayaklandığımda bizimkiler mızmızlanmaya başladı. Locada görevli olan çalışana bakıp yanıma gelmesini bekledim. Bana doğru eğilince, kulağına yaklaşıp; "Çıkış yapacağım. Valeye söyle, aracımı hemen çıkarsın." dedim. O yanımdan ayrılırken ben de ayaklandım. "Kızım yeni geldik zaten. Gece daha yeni başlıyor!" diyenleri duymazdan geldim. Merdivenlere doğru yönelmeden önce masaya doğru eğilip; "Babam dönmüş!" dedim. Kimse üstüne bir söz söylemedi. Herkes bilirdi ki, babam deyince geride kalan herkes ve herşey benim için sadece teferruat olurdu... Müziğin basları indiğim merdiveni bile titretirken, kalabalığa karışmadan vip müşteriler için gösterilen gizli geçitten geçtim ve mekanın ana girişi olan aynalı koridordan geçtim. Kapıya çıkıp bir basamak daha indiğimde, tüm magazin ekibi buradaydı yine. "Peri Hanım!" diye bağırışları yüzümü güldürdü. Hiç vazgeçmiyorlardı gerçekten. "İyi akşamlar herkese..." derken, omuzlarıma attığım kabanımı düzelttim. Patlayan flaşlara bakıp gülümseyip poz verirken, muhabirler aynı şeyi tekrarlıyordu. "Peri Hanım bu akşam erkencisiniz!" Onlara bakıp gülümsedim. "Aşkım babam dönmüş ama! Bilirsiniz kiii! Ben babasına aşık bir kızım, ne yapayım!?" Mekanın önüne gelen aracımı gördüğümde, bir muhabir; "Peri Hanım bir gün biriyle sizi yanyana görebilecek miyiz? Tüm arkadaşlarınız evlendi. Bekar olan bir siz kaldınız! Ne zaman bitecek bu müzmin bekarlık?" diyordu. Merdivenleri inerken kahkahamı tutamadım. "Hayatım, varsa beni kaldırabilecek birisi; şahsen ben okeyim!" diyerek göz kırptım. Vale arabadan inerken bir muhabir; "Ben de okeyim Periii! Evlen benimleeee!" diye bağırıp dikkatimi çekti. Vale araçtan indiğinde, motor hala çalışır vaziyetteydi. Ön kapı açıkken sürücü kısmından arabama yaslanıp; "Gel o zaman babamdan iste! Vermezse kaçarım belki!" dediğimde herkes kahkaha atıyordu. Sürekli aynı muhabir ve kameraman tayfasıyla denk geldiğimiz için, artık aramızda goy goy yapar vaziyete gelmiştik. Arabaya binip tek seferlik kornaya bastım. Bu onlara selam verme şeklimdi. Onlar geri çekildiğinde gaza basıp asfaltı ağlatırcasına sürdüm. Lamborghini Revuelto V12 motor, fosforlu pembe süper sport arabamla giderken; bu kez kameralar beni değil arabamı çekiyordu. Her şekilde gözler hep benim üstümdeydi. Olmak zorundaydı... Çünkü ben Ertan Özgür'ün kızıydım. Özgür Bank'ın sahibinin biricik kızı ve tek ailesiydim. Eve doğru giderken bu kez ben de düşündüm. 26 yaşıma gelmiştim ama hala hayatımda bir erkeğe yer vermemiştim. Veremiyordum... Her ne olursa olsun, her kim olursa olsun babam; "Asla!" demekten asla vazgeçmiyordu. Hayatına kimseyi alamazsın Peri...! Sana yaklaşanların hepsi, yalnızca paramız için yaklaşıyor. Bu hayatta ben hariç kimseye güvenemezsin! Bazen aklıma takılsa da, sanırım bunun sebebini ben de anlayabiliyordum. Ben daha bir yaşıma girmeden annem ölünce, babam hayatını bana adamıştı. Bir daha evlenmemiş, tüm eforunu ve dikkatini yalnızca bana yönlendirmişti. Her konuda beni desteklemiş, hemen hemen her konuda profesyonel bir eğitim almamı sağlamıştı. Buz pateninden baleye, piyanodan atış talim derslerine, boks derslerinden savunma derslerine kadar pek çok eğitimden geçmiştim. Bu kadar detaya ne gerek vardı bilmiyorum ama bir gün biri işime yararsa iyi olurdu! Sonunda malikanenin bahçesinden girip ön bahçedeki büyük su fıskiyesinin etrafında bir kaç tur drift atarak arabayı bağırttım ve gelişimi babamın duymasını sağladım. Ana kapının girişinde durup kapıyı açtığımda yanmış lastik kokusu ve dumanların arasından çıkıp eve yöneldiğimde kapı açıldı. Beni karşılayan babamdı! Ayağımdaki 11 santimlik topuklulara aldırış etmeden koşarken, kollarımı açıp; "Babaaaaammm!" diyerek boynuna atladım. Sıkıca sarılırken o da bana "Kızımm! Şu lastikleri yakmasan olmuyor mu her seferinde!" diyerek fırça çekiyordu. Hala kollarında dururken başımı geri çektim ve gülümserken; "Aşk olsun baba! Para babası oldun, hala cimrilik mi yapıyorsun yani? Ne var yani iki lastik daha yenilesek? Bankamız mı batar yoksa?" diyerek başımı iki yana salladım. Bir eli belimdeyken, boştaki eliyle aralık duran kapıyı açtı. "Hadi hadii! Başladın yine. Yemekler hazır. Seni beklerken açlıktan öleceğim sandım Peri!" Birlikte içeri girdiğimizde Başak Hanım girişte bekliyordu. Kendisi evimizin kahyası gibi bir şeydi. Tüm çalışanlarla o ilgileniyor, onlarla o muhattap oluyordu. "Hoş geldiniz Peri Hanım." dedikten sonra gözden kayboldu. Babamla birlikte salona geçip masaya yerleştik. Çalışan çorbaları kaselere doldururken, telefonuma mesaj gelip duruyordu. Bizimkiler gruba resim atıyor, resmen erken kalktığım için bana nispet yapıyorlardı. Yalnız kaldığımızda babamla hem yemeğe başladık, hem de o yokken neler yaptığımdan bahsettim. Çorbalarımızı içtikten sonra sohbetin yönünü değiştirdim. "Eeeee? Toplantı nasıldı baba? Neden bu sefer bir hafta sürdü!? Öldüm merakımdan!" dediğimde, babamın gülümseyişi sekteye uğrar gibi oldu. Merakımdan çatlarken, babam çatal ve bıçağını tabağının kenarına yasladı. "Yemekten sonra konuşsak olur mu Peri? Uzun bir konuşma, bizleri bekliyor." dediğinde yüzündeki ciddi tavrı, beni de ciddiyetine ortak etti. Yemeğin devamında tüm neşem gitmiş, galip gelen merakıma yenik düştüğüm için de hızla yemeğimi bitirmeye odaklanmıştım. Babamın iştahı kesilmiş gibiydi. Yemeklerimiz bittiğinde biz masadan kalkarken, çalışanlar sofrayı kaldırmak için masaya gitmişti bile. Merdivenleri tırmanıp üst kattaki çalışma odasına geçerken, babam; "Bizi rahatsız etmeyin Başak Hanım. Bu gece için artık herkes çekilebilir." dedi. Tüm çalışanları bu saatte gönderdiğine göre durum gerçekten ciddiydi. "Banka mı soyacağız yoksa baba? Nedir bu gizemli haller?" diyerek onu güldürmeyi amaçladım. Çalışma odasının kapısını açıp içeri girdi ve başını yana doğru eğip; "Kendi bankamızı mı soyacağız Periii!? Gir hadi gevezeliğin tuttu yine." dedi. Omuzlarımı silkip içeri girdim ve masanın karşısındaki tekli koltuğa oturdum. Babam karşıma geçip oturmadan önce masasının çekmecesini açtı ve elinde siyah bir zarfla gelip karşıma oturdu. "Ben artık yaşladım kızım..." dediğinde kendime hakim olamadan güldüm. Babam kızgın bir şekilde bakmaya çalışırken, elimi ağzıma kapatıp özür diler gibi baktım ona. "Pardon baba! Ama kusura bakma da şu halinle kendine de yaşlandım demezsin haniii!" derken ciddiydim. "Şakaklarındaki beyazlar haricinde hala çok karizmatik ve yakışıklısın.. Sosyetede ne kadar dul ve para avcısı kadın varsa, hepsi benimle iyi geçinmeye çalışıyor. Bunun sebebi benim şöhretim değil, senin banka sahibi olup hala çok genç duruyor olman! Seninle evlenmek için can atıyorlar!" Babam beni geçiştirmek için elini havaya savurdu. "Geç artık bunları kızım. Bana eş değil, sen lazımsın. Sen de benim göz bebeğimsin. Şimdi konuşacağımız konu da, seni ve beni oldukça yakından ilgilendiriyor." dedikten sonra elindeki siyah zarfa baktı. Derin bir nefes alıp bakışlarını bana doğru çekti. "Evet hala genç ve diri olabilirim ama bazı şeyler için yaşlandığımız düşünülüyor. Bu davetiye senin için. Kurucu üyesi olduğumuz masaya, artık varislerimiz devam edecek..." Sakin görünmeye çalışıp yutkundum. Bakışlarım davetiyede oyalandığında; "Nasıl bir masadan söz ediyoruz baba?" diyerek bakışlarımı ona çektim. Babam başını sallayıp şakağını kaşıdı. "Türkiye'nin kaderini; yıllarca kurucu üyesi olduğumuz yedi lider ve Büyük Patronun olduğu bu masa belirledi. 2000 yılında kurduğumuz sistemi 25 yıl yürüttükten sonra, artık varislerimize bırakma emri aldık. Bu davetiye senin için. Tek varisim sensin..." Bana uzattığı davetiyeyi elime aldığında, kullanılan malzemesinden bile ne kadar pahalı olduğu belli oluyordu. Mat siyah rengin üstüne parlak siyahla baskılanmış desenler, parmaklarımı üzerinde oynatma isteğimi kamçılıyordu. Üzerindeki kırmızı mührün üstünde maske benzeri bir baskı vardı. "Dikkat et kırılmasın." diyen babamla, hemen elimi geri çektim. Az önce çekmeceden çıkartıp masanın üzerine bıraktığı kutuyu uzanıp aldı ve önümüzdeki sehpaya bırakıp yavaşça bana doğru itti. "İçindeki telefon senin. Yalnızca sen bileceksin, sadece yalnızken kullanacaksın." dediğinde kaşlarım çatıldı. "Zaten telefonum var ya baba? Ne gerek vardı ki buna?" derken kutuyu açtım. İçindeki telefon kaşlarımı daha derinden çatmama sebep oldu. Eski dönemleri andıran tuşlu telefona bakarken; anlamayan bakışlarım babama döndüğünde, ben sormadan kendisi açıkladı. "Bu telefon kriptolu Peri. Sadece bu telefona sahip olması istenen kişilerle görüşebilirsin. Ve bu telefon yalnızca Büyük Patronda ve yedi variste olacak. Sinyalleri takip edilemez, konuşmalar dinlenemez, mesajlar şifreli sistem üzerinden gönderilir." Davetiyeyi ve telefonu masanın üzerine bıraktım. Heyecanım yükselirken kendime mani olamadım. "Yani şimdi ben mi oturacağım o masaya? Artık ülkeyi ben mi yöneteceğim? Ooofff babaaaa! Çok heyecanlı değil mi!?" Babam gülümseyip ellerimi tuttu. Bakışlarındaki hüzne anlam veremedim ama gülümseyen dudakları; sanırım artık benim büyüdüğümü ve kendinin de yaşlandığını hissettiğini düşünmeme sebep oldu. Uzanıp ellerini tuttum. "Babaaaa! Demin yaşlanmadığın konusunda çok ciddiydim!" dediğimde güldü. Derin bakışları yüzümde gezindi. "Ben her zaman yanında olacağım kızım. Sen zaten üstesinden gelirsin ama, yaslandığın yerde her zaman dağ gibi baban olacak... Bunu sakın unutma olur mu?" Şansımı deneyip; "Evlenseydim kocamla beraber daha büyük bir dağ olabilirdiniz babaaaa!" dedim. Babam yalandan kızıp; "Periiiii! ben ölene kadar evlenmeyi unut!" dediğinde, bu kez benim yüzüm buruştu. "Şunu deme sakın bir daha yaaa! Bak milleti kulüpte bırakıp geldim senin için! Sense ölmekten bahsediyorsun yaa! Yaşlanmışsın gibi hissettim şu an! Bankamızdaki paralar da kefen param de de, tam olsun bari!" Babam kahkaha atarken yerinden kalkıp kendine bir kadeh viski doldurdu. "O kadar pahalı kefen mi olur Peri? Eğer öyleyse çıplak gömdür beni kızım. Hala taş gibi olan vücudumun görülmesi, benim için problem değil kızım!" diyerek göz kırptı. Onun sözlerine gülerken masadakileri elime aldım. "Eeee? Ne zaman kullanacağım bunları?" diyerek ona baktım. Bakışları elimdekilere kaydığında, dudaklarını birbirine bastırdı. Dalgınca; "Telefon ne zaman çalarsa..." dedi. "Telefonu açıp önce kendini tanıtacaksın. Sonrasında eğer farklı bir emir gelmemişse; mührü kırıp gideceğin adresi öğreneceksin." Dalgın bakışları bana döndüğünde temkinliydi. "Sakın mührü erkenden kırayım deme Peri. İçindeki verici, mühür kırıldığında kapanır. Eğer çağrıdan önce mühür kırılırsa, sonuçları ikimiz için de kötü olur." Başımı sallayıp babama yaklaştım. Onun yanağından öpüp geri çekildim. "Sen merak etme babiş! Bu kız bu işte de seni gururlandıracak! Bak da gör!" diyerek en sevimli halimle gülümseyip baktım. "O zaman ben bunları odama bırakıp üstümü değiştiriyorum. Sonrasında da film gecesi yapıyoruz. Anlaştık mı?" Babam dudaklarını birbirine bastırıp sağa sola oynatırken, düşünüyor gibi baktı bana. Yüzümdeki ifadeyi görünce güldü. "Tamam tamam! Buruşturma yüzünü! Ama bu kez ben seçeceğim filmi. Bıktım şu senin çinlilerinden!" Gözlerim devrilirken odanın kapısını açtım. "Çinli değil onlar bir kere! Koreli yaaaa!" diyerek odadan çıktım. Her seferinde bunu yapıyordu gerçekten. "Hepsi aynı işte! Çekik gözlü değiller mi!?" diye bağıran sesi bıkkınca gülmeme sebep oldu. Yıldırmıştı artık beni bu konuda. Beybi face seviyorsam, bu benim suçum muydu yani? Kore'nin erkekleri, benden bile güzeldi... Giyinme odasına geçip çekmeceyi açtım. İlk rafa bıraktığım telefon ve davetiyeye son bir kez baktım. Demek ülkeyi ben yönetecektim. Oha! O zaman ülkenin başkanı ne iş yapacaktı? Neden daha fazla soru sormadım ki? Hem diğer varisler kimdi? Bunu bizim kızlara anlatabilir miydim mesela? Ohoooo! Bir sürü soru vardı şimdiden aklımda. En iyisi filmi iptal edip aklımdaki tüm soruları sormaktı. Gümüş grisi saçlarımı tepemde ev topusu yapıp topladım. Dantelli beyaz braletimi ve beyaz gibi görünen ama pembe pullarının yanımasıyla beni mest eden mini eteğimi çıkardım. Pijamamın ip askılı üstünü giyip altını geçirdim hemen hızlıca. Banyoya geçip yüz temizleme jeliyle yüzümü yıkarken normalden daha hızlıydım. Yüzümü kurulayıp nemlendirici kremimden sürerek hemen odamdan çıktım. Merdivenleri inerken ses sisteminden gelen intro, k-dramaların jeneriklerine benziyordu. Hayıııırrrr! Babam şu an en zayıf noktama oynuyordu! Masa hakkındaki bilgilerle yakışıklı oppaları nasıl kıyaslayabilirdim ki? Kazanan elbette hiç bir zaman sahip olamayacağım Kore'nin yakışıklı erkeklerini izlemek için baktığım Kore filmleri ya da dizileri olurdu. "Baba yaaa! Filmi iptal edelim de, şu masa hakk..." Yanına oturduğum babam, anında elini ağzıma kapatıp susturdu beni. İrice açılan gözlerimi kırpıp ne olduğunu anlamak için ona baktığımda kulağıma yaklaştı. Benim bile onu zar zor duyduğum bir sesle; "Masa hakkında bir daha çalışma odam hariç hiç bir yerde konuşma sakın!" deyip geri çekildi. Şu an bizden başka kimse yoktu ama babamın bu tavrı beni bir tık tedirgin etti. Başımı sallayıp onu onayladığımda elini ağzımdan çekti. Sessizlik içinde yutkunduğumda babam hiç bir şey demeden filmi başlattı. İlk kez filme odaklanamadım. Babamın beline sarılıp başımı göğsüne yasladım. Bakışlarım televizyonda olsa da, asla filmi izlemiyordum. Zihnim şu an çorba gibiydi. Bir çok sorum vardı ve alacağım cevaplar benim için çok önemliydi... Hangi arada uyudum bilmiyorum ama tüm gece boyunca çok rahatsız uyumuştum. Hatırladığım tek şey gördüğüm rüyaydı. Karanlıkta kalmış yedi koltuk vardı. Birinde ben oturuyordum ve yerimden kalkıp en başta ve ışığın altında duran en büyük sandalyeye geçip oturduğumdu... Bu iş beni çoktan içine çekmiş gibi duruyordu... . . . . Devam edecek...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD