Tanrı huzuru farklı yerlere gizlemişti, insanoğlu arayıp bulsun diye... ?
Gözlerim yeni güne aralandığında içimde yabancı bir his geziniyordu. Yatağımın bir ayağı alçakta , yayları çıkmış , her ne kadar sert de olsa huzurluydum. Bir süre yorgana sarılıp bu yabancı ama hoşuma giden hisle perdenin sızdırdığı gün ışığını izledim. Saat kaçtı kim bilir ? Sessizlik , yaralı ruhumun her köşesine yayılıyordu. Merhem gibiydi , yayıldıkça daha iyi hissettiriyor , iyileştiriyordu.
Toz parçacıkları güneş ışığında altın zerrecikler gibi parlarken yatakta oturur pozisyon aldım. Duş almalıydım , her şeyden önce çarşaf takımı şarttı. Buzdolabı boştu, her yeri temizlemem gerekiyordu.
Üzerimdeki yorganı ittirip dün gece hiç açmadığım çantama koştum. Ahşap dolabın önünde duruyordu , dün gece bıraktığım şekilde. Çantamı açıp içinden laptopumu çıkardım. Almam gereken önemli bir mail vardı. Laptopumu şarja takıp yatağıma geri oturdum. Hadi açıl , hadi ! Wi-fi adaptörü takıp heyecanla posta kutuma girdim. Yüzümde kocaman bir hayal kırıklığıyla ekranı geri indirdim. Herhangi bir cevap yoktu. Derin bir nefes alıp kocaman esnedim. Geri dönüş olmaması kötü olduğu anlamına gelmez ki. Hem artık, kitaplarımı da basabilirdim. Yüzümde yeniden umudun çiçekleri yeşerdi.
Bugün özgürlüğümün ilk günü, bugünü pozitif yaşamalıyım ki geriye kalan tüm günlerim pozitif olsun. Tabanlarımı soğuk zemine bastırıp ayaklandım. Soğuğu bile sevmişti bedenim, esaret kuşlarım yeni yerleştikleri ormanda kondukları dalların üzerinde uyukluyorlardı. Soğuk, bir anne gibi tüyleri arasından kayarken ötüşmeye başladılar. Hala çılgınca dans etmek istiyordum. Bitmeyen bir müzik çalıyordu kalbimde , sürekli tekrar eden nakaratları mırıldanıyordu ruhuma akan şelaleden. Hayatımda ilk kez mutlu bir şekilde yatağımı topladım. Ellerimi bel oyuntuma koyup beğeniyle odamı bir kez daha inceledim. Her ne kadar kirli , dağınık da olsa benimdi. Odadan hızlı adımlarla çıkıp banyoya girdim. Evin her köşesi titiz bir temizlik istiyordu. Tozlanmış yerlere çok değmeden suyu açtım. Ellerim soğuk suyun altında hissizleşirken yüzümü yıkayıp odama geri döndüm. Bugün bu evi yaşanılır hale getirmeliydim.
Poşetlerden birini önüme çektim. Dün aldığım kıyafetlerden rastgele bir şeyler seçip üzerime geçirdim. Saçlarım yağlanmıştı , kendimden daha fazla soğumamam için suya girsem iyi olacaktı. Başıma bere takıp çantadan bir miktar para aldım. Bu para suyunu çekmeden bir çözüm yolu bulmalıydım. John'la görüşmem gerekiyordu.
Ne yazık ki yaşamak için sevgiden daha fazlası gerekiyordu. Anahtarımı alıp düşüncelerimle evden çıktım. Apartmandan çıkar çıkmaz başımı gökyüzüne çevirdim. Güneş umutla gülümsüyordu tepede. Saat epey geçmişti , tüm yorgunluğumu ilmek ilmek huzurlu uykuma örmüşüm. Yüzümde yeni gününün tebessümü, ellerimi ceketimin cebine sokup yürümeye başladım. Kimsesiz sokakta ayaklarım benden izinsiz durduğunda derin bir nefes aldım burnumu sızlatan havadan. Gözlerim kendiliğinden kapanmış , başım geriye düşmüştü. Nefesimi yavaş bir şekilde gökyüzüne verirken gözlerim aralandı.
Özgürlüğü iliklerime kadar hissediyordum şimdi. Nasıl özel bir histi ? Üstüme kilitlenen kapılar yoktu , anahtarım avuçlarımın arasındaydı. Özgürlüğüme dikilen surlar yok olmuştu , kralı atlatmanın zevkini sürüyordu sevilmeyen suskun prenses.
Üzerimde gezinen bir çift göz hissetmiştim. Bakışlarımı gökyüzünden indirdiğimde elinde poşetle bana doğru yürüyen kapı komşumla göz göze geldim. Gri gözlerini bir kez olsun kırpmadan bana bakıyordu. Rahatsız bir bakışla gülümseyen dudaklarımı düz bir çizgi haline getirip başımı başka tarafa çevirdim. Bir an önce bakış açısından çıkmak için yürümeye başladım. Yanından geçerken bile gözleri üzerimdeydi. Başımı yere eğip kaldırım taşlarını izledim. Dünkü çabası bugün yoktu. Sessizce veda eder gibi yanımdan geçip gitmişti.
Bakışlarına anlam veremesem de rahatsız hissettiriyordu. Yabancılara alışık olmadığım için böyle hissediyor olabilirdim. Bilmiyordum , bakışlar ne anlatır ? Öğrensem iyi olacaktı. Markete girdiğimde düşüncelerimi geride bırakarak bir market arabası çekip temizlik reyonuna yöneldim. Hizmetçiler her gün koca malikaneyi temizliyorsa ben de yapabilirdim.
?
Evin her yeri deterjan koksa da şimdi daha bir huzurluydum. Yorgun bedenimi koltuğa bırakıp sessizliği dinlemeye başladım. Tüm gün evi temizlemekle uğraşmıştım. Hayatında daha önce hiç temizlik yapmayan biri için çok zordu. Tahmin etmemiştim bu kadar yorulacağımı , banyoda düşmemde cabası. Kitap karakterlerine temizlik yaptırmaya benzemiyordu tabi. Elimi sancılanan karnıma bastırdım. Acıkmıştım, öğlen atıştırmasından sonra bir lokma yemek yememiştim. Ellerimi koltuğa bastırıp ayaklandım. Islak saçlarıma sardığım havluyu düzeltip küçük mutfağıma girdim. Her yer tertemizdi. Gururla etrafı inceledim , şimdi terkedilmiş hayaletli bir evden daha çok yaşanılır bir eve benziyordu.
Dolabımdan kahvaltılık bir kaç şey ve kayısı nektarı çıkarıp tezgahın üstüne koydum. Ayak üstü bir şeyler atıştırırken mutfağa küçük bir masa almayı düşünüyordum. Kapının yanına sığdırabileceğim bir masa olmalıydı. Ayrıca yemek yapmayı öğrenmem gerekiyordu. Yemek tariflerine bakarak bir şeyler hazırlayabilirdim , daha önce hiç denememiştim. Ne kadar zor olabilir ki ? Karnımın doyduğunu hissettiğimde kahvaltılıkları dolaba geri koyup odama girdim. Yatağıma yatacağım sırada yerde duran laptopuma acaba şimdi gelmiş midir umuduyla bakındım. Gün boyu en az yirmi kez kontrol etmiş olmalıydım. Dizlerimin üstüne çöküp laptopu açtım. Wi-fi adaptörü takarken içimde tarifsiz bir heyecan vardı. Posta kutumda gelen maili görmemle kalbim heyecanla atmaya başladı. Yüzümde kocaman bir sırıtışla maili açıp okudum. Gözlerim her kelimeyi emin olurcasına tekrar tekrar okurken heyecanla ayağa kalkıp yatağıma zıpladım.
Başardım ! Hayallerime dokunmanın mutluluğuyla yayları gevşek eski yatağımın üstünde zıplamaya başladım.
'Sevgili Daphne , yarın saat onda gel detayları konuşalım.'
Heyecanımı bir nebze giderip kendimi yatağa bıraktım. Kahkahalar patlatmak , çılgınca bağırıp zaferimi kutlamak istiyordum. Vücudum o kadar yorgundu ki gözlerim kapanırken aklıma gelen ayrıntıyla göz kapaklarım hızla aralandı. Benim saatim yok. Şu an saatin kaç olduğunu bile bilmiyorum. Yataktan fırlayıp kapüşonlu ceketi üstüme geçirdim. Cebime biraz para alıp anahtarla evden çıktım. Altımda siyah, bileğimin bir karış üzerinde , ince bir tayt vardı. Pembe askılı bluzumun üzerine geçirdiğim kapüşonlumun şapkasını kafama geçirip koşarak apartmandan çıktım. Soğuk , yeni bir kıyafet gibi bedenimi sarmalarken hızlı adımlarla markete ilerliyordum. Heyecanım içimde gürül gürül yanan soba misali dışımı kuşatan soğuğa savaş açmıştı. Yalnız sokağa ürkek bir bakış attım. Daha önce tek başıma gece gezmelerine hiç çıkmamıştım. Ürkütücü bir manzaraydı.
Islak saçlarım tenime yapışırken özgürlüğünü ilan eden bir kaç tutam yüzüme savruluyordu. Her adımda yeni bir ceza gibi. Markete girip hızlı adımlarla reyonlar arasında dolanıyordum. Neredeydi bu ? Yanıma gelen görevliyi yok sayarak dolanmaya devam ettim. Yardım istesem nasıl isteyebilirdim ? Sırrım bende saklı durmalıydı.
Bardakların yanında gördüğüm çalar saatlere uçarcasına koştum. Tanrı yine elimden tutmuştu. Hangi renk alsam diye saatlere bakınırken aklıma gelen ayrıntıyla gülümseyerek Paul'un en sevdiği renk olan siyah çalar saati aldım.
Hoşlandığı kız çeşidi, esmer , güzel gülüşlü kızlarmış. Epey şansım var bu durumda. Kendi kendime gülümseyerek saati alıp çıktım.
Paul… umudun efendisi.
Esaret kuşlarıma özgürlük fısıldayan , kalbime yabancısı olduğum bir hisle saran adam. Benim için çok şey ifade ediyordu. Keyifle yürüdüğüm sokakta adımlarımı hızlandırıp apartmana girdim. Yarın büyük gün , yarın geleceğimin ilk adımı, hayallerimin ilk nefesi. Başardığıma hala inanamıyordum. Şaka gibiydi , her şey mükemmel gidiyordu. Tahminimden çok daha iyi durumdaydım. Kapının kilidini çevirirken ensemde hissettiğim nefesle elim kapının kulpunda hızla arkama döndüm. Sırtımı kapıya yaslayıp gri gözlere şaşkın, korku dolu bir şekilde baktım.
“Seni korkuttum mu ?”
Aramızdaki bir adım mesafede ne yapmam gerektiğini düşünürken öfkeyle etrafıma bakınıyordum. Bu lanet herifin derdi neydi ! Kalp atışlarım hızlanırken korkuyla titrememek için kapının kolunu sıkıca kavramıştım. Bakışlarımı boş merdivenlere diktim. Gözlerimi kocaman açıp sanki biri varmış gibi basamaklara bakıyordum. Bakışlarını üzerimden çeker çekmez kapıyı açıp içeri girdim.
Aynı hızla tekrar kapatıp sırtımı kapıya yasladım. Öyle çok korkmuştum ki derin nefesler alıp veriyordum , göğüs kafesim hızla inip kalkarken gözlerimi sıkıca kapadım. Neden böyle bir şey yapmıştı ? En kısa zamanda buradan başka bir yere gitmeliydim. Rahatsız olduğum yerde huzur bulamazdım. Evimin şimdilik güvenli olduğuna kendimi ikna edip odama girdim. Kapı kilitliydi sonuçta. Elimdeki saatle uğraşırken gözüm kapının yanında duran laptopa çarptı , unutmuştum onu. Kafamı sağa sola sallayıp saati erken bir vakte kurdum. Yatağa doğru ilerleyip başımın ucuna yere koydum. Küçük bir masa da buraya lazımdı. Gözlerim etrafta dolanırken siyah çantaya ilerleyip içinden silâhı çıkardım. Kendimi korumam gerektiği zaman kullanmalıydım. Kullanmak zorunda kalmam umarım. Kullanabileceğimden emin değildim çünkü.
Silahı yastığımın altına koyup yatağa girdim. Içimdeki huzursuzluk henüz geçmese de gözlerim kapanmadan yeniden gülümsedim. Eğer yeterince sanşlıysam yarın Paul'u görebilirdim. Bu his bile huzurlu bir uykunun kapılarını aralamama yeterliydi...
Satırlara davet ?