Dışarıda kış rüzgârının denizi kırbaçladığı, camlara ince ince yağmur tanelerinin çarptığı bir Pazar sabahına uyandım. Deniz griydi, gökyüzü daha da gri; ama içeride, kalın kadife perdelerin arkasında, her şey sıcacıktı. Havalandırma sistemi hafif bir vızıltıyla çalışıyor, odayı sıcak tutuyordu. Yüzüstü yatıyordum, yastığa gömülmüş halde. Üzerimde sadece battaniye vardı, iç çamaşırı bile giymemiştim. Tenim hâlâ dün gecenin ateşinden yanıyordu; sırtımda, kalçalarımda, iç uyluklarımda morarmış öpücük izleri vardı. Uykuyla uyanıklık arasında gidip geliyordum. Yatağın kenarında hissettiğim hafif çökme, bana onun çoktan uyandığını ve beni uyanana kadar izlediğini anlatıyordu. Üstümdeki battaniye yavaşça aşağı sıyrıldığında bunu onun yaptığını biliyordum. Uyanmaya başladığımı anlamış olmalıydı

