1

1395 Words
“Ben ona gittikçe soğuyan zamanlarda Sıcacık bir sığınak olayım istemiştim İnsanlar içinde üşüdükçe Güvenle gelebileceği." Sen, Ben, Biz Tanışıyoruz aslında, hepinizi biliyorum ben. Siz de beni biliyorsunuz. Öyle ahım şahım bir hayat hikayemiz yok, normal insanlarız işte. Okul koridorlarında, elinde kitaplarıyla dolanan o kız. Sırtında okul çantası, gösterişten uzak... Saçları kurallara uygun bir şekilde toplanmış. Kıyafeti, kokartı tamamen düzene uygun. Yüzü insanın dikkatini çekmek bir yana hafızada zor canlanacak kadar sade, gözlerinin rengini ancak Allah bilir. Saçlarının şekli nasıldı, boyu uzun muydu; bilinmez işte. Bu da ezikliğinden değil, silikliğinden. Bilirsiniz o kızı. Bilirsiniz beni, bizi, sizi… En popülerimiz bile illa ki bir gün olduk o kız. Siz de oldunuz biliyorum. Belki de sırf bu yüzden, böyle rahat konuşuyorum sizinle. Benim adım Mercan Kaya. İsmime gülebilirsiniz, biliyorum ki gülüp geçmezsiniz. Neyse ki alışkınım. “Burada yağmur yağıyor Aralıksız yağıyor günlerdir Ama sen yine de şemsiyeni Almadan gel ilk otobüsle…” *** Koridoru arşınlarken bir yandan da gözlüğümü düzeltmeye çalışıyorum elimde olmadan. O çilli, sivilceli, gözlüklü ve tel takma mahkûmiyeti mağduru kız değilim; merak etmeyin. Gece okumaya kendimi kaptırıp da gözlerimi ağrıtınca takıyorum bu gözlüğü. En azından baş ağrımı hafifletene kadar takıyorum, elimde değil. Bir işe yarıyor mu bilmiyorum ama dinlendirici adıyla verilmiş bu gözlüğü takmak, psikolojik olarak rahatlatıyor beni. Başınız ağrıyınca attığınız ağrı kesici misali. Kitaplarla aram iyidir, daima iyi olmuştur. Küçük bir çocukken de bambaşka insanlara ait bir diyara sürüklenmeyi sevmişimdir. Hele kahraman anlatıcıları, hatta bizzat yaşadığı olayı anlatan yabancıları… Onları okuyup dinleyene kadar hakkında hiçbir şey bilmiyorsundur ama sona ulaştığında, eğer gerçekten sana uygunsa, bildiğini bilirsin. Tanıdığını, hissettiğini, ortak bir paydada buluşup da onun gibi tebessüm ettiğini, o ağlarken akan yaşlarına mani olamayacağını ve olmak istemediğini… Bilirsin işte. Ben de bilirim. İşte son kitap da böyleydi. Elimden bırakamayıp kendimi tamamen kaptırdığım ve sonunda bitirmeden rahat edemediğim bir tanesi. Ve biliyorsunuz ki pişman da değilim. Bir gece uykusuz kalmaya değecek kadar güzel olduğundan emin olabilirsiniz. Sınıfa geçip etrafımdaki kalabalığa aldırmadan ve onların beni umursamayacağını bilmenin özgüveniyle sırama yerleşiyorum. Biraz acınası görünebilir ama sınıfta tek başına oturan tek kişi benim. Bu benim tercihim, aslında özgürlüğüme düşkünümdür. Sandığınızın aksine ezik ve sünepe değilim demeyi çok isterdim. Gerçekten. Çünkü böylesi klasik olmazdı. Vay canına, kıza bak. Bakalım doğru mu söylüyor, derdiniz belki. Ya da; hadi oradan, kimi kandırıyorsun sen? Ve tabii ki de öyle değil işte. Klasik bir hikaye. Arkadaşları tarafından anlaşılamayan ve kendini bir ortama ait kılamayan ben. Yaşadığımız şiddetli tartışma sonunda yalnız kalan ben. Arkadaşlarının sırt döndüğü, sırasında yalnız oturup kitap okuyan ben. Mercan Kaya. Vasat görünümlü, ismiyle insanı dehşete sokan kız. Hoca -hadi ama, öğretmen diyen kaç kişi olabilir ki dünyada? Bir seslenin, çekinmeyin. Lise son sınıftasınız ve derse giren bireye “Öğretmenim” diye hitap ediyorsunuz. Lütfen deneyin, sonra neden böyle söylediğimi anlayacağınızdan eminim.- gelmeden evvel yeni kitabıma başlamaya karar veriyorum. Daimi olarak böyle kararlar alırım zaten ben. Hoca gelmeden, sınav başlamadan, sınıfta bir doğum günü kutlaması olmadan vs. Bir şeyler başlamadan evvel okumaya başlarsam, her şey daha kolay oluyor. İnanın, tecrübeyle sabit. Kulaklığımı takıp her şeyden bağımsız özgür kız edasıyla açıyorum kapağı. Okumadan evvel her yanını incelemek, hatta arada sırada işi çirkinleştirip sayfa koklamak adetimdir. Yapı meselesi, alınmayalım. Tam okumaya başlayacağım sırada, hiç beklenmedik bir şekilde ortalık karışıyor. Hadi ama… Yine mi? Yangın alarmı çıldırmış gibi yankılanıyor okulun içinde. Tüm hoparlörlerden taşıyor, beynimi sarıyor sanki. Sadece isyan eden ben değilim anlaşılan, herkes itiraz ediyor bu gürültüye. Bir anda ortalık karışıyor. Öğrenci sürüsü olarak, yine tatbikat yapıldığını düşünüp gerekeni yapmaya itiraz ederken sınıfın kapısı açılıyor ve telaş içerisindeki kimyacı sınıfa adeta dalıyor. O daha konuşmaya başlamadan evvel, karşı sınıfa da müzikçinin koşturduğunu görüyorum. Sanırım bu kez işler biraz farklı. Kadın nefes nefese soluklanıyor kısa bir an ve şöyle diyor: “Çocuklar, bu tatbikat değil; hemen çıkın sınıftan.” Algılama anı uzun sürebiliyor bazen. Hele de panik anlarında. Bizimki de o misal oluyor. Herkes şaşkınca birbirine, hocaya, karşı sınıfa bakıyor bir dakika kadar. Çığlık atarak koşmaya başlayan karşı sınıftaki kızın koridordaki sesiyle ise kendimize geliyoruz. Çıldırmış gibi sınıfın kapısına seğirtirken her yandan akın ediyor öğrenciler. Bir hayal edin, neredeyse tüm okul aynı anda merdivenlerden inmeye çalışıyor. İtiş kakış halinde, paniklemiş bir öğrenci kalabalığı… Katlanılacak gibi değil ama korku daha baskın bir his olmalı ki hepimiz birbirimizi itekleyerek inmeye çalışıyoruz merdivenlerden. Ve bu eylem neredeyse 15 dakikamıza mal oluyor. Sonunda bahçeye indiğimizde, müdür kürsüsüne geçmiş, mikrofonun yokluğunu bastırma çabasıyla bağırıyor. Sesini duyamıyorum ama el işaretleriyle ve kızarmış yüzünün, boynunun üzerimde uyandırdığı hisle kalabalığın arasında dizilenlere eşlik ediyorum ben de. Okulun üst katından dumanlar yükseliyor, ciddiyetin kokusu ise etrafımızı adeta kuşatıyor. İnsan başına gelince inanamıyor ama gerçekten de yanıyor olmalı okul. Kalabalık yüzünü binaya çevirmiş, sessizleşmiş bir grup öğrenci topluluğundan sadece biriyim ben. Etrafımızdaysa bütün öğretmenlerimiz düzen sağlamaya çalışıyor. Bazılarıysa paniklemiş öğrencileri sakinleştirme çabasında. Olay tamamen hallolana kadar sürüyor paniğimiz. Sanki sözleşmiş gibi bahçeden ayrılmayı reddediyor kimimiz, kimimiz ise açık kapılardan adeta kaçarak çıkıp gidiyor. Bir avuç insan kaldığında geriye, yangın da söndürülmüş oluyor. İtfaiye arabalarının o devasa boyutu, sürekli öten sirenleri, etrafta koşturan itfaiyeciler ve insan sürüsü gözüme bir televizyon programıymış gibi uzak geliyor. Neden böyle durup dikildiğimi bilmeden izliyorum olan biteni. Nihayet eve gitmem için ısrar eden kimyacıyla karşı karşıya kalana dek duruşumu bile çok az değiştiriyorum. Okula geri dönüp eşyalarımı toparlıyor ve sonra çıkıp gidenlere ayak uyduruyorum ben de. Böyle bir anda neden paniklemediğim ve hala eşyalarımı düşünebildiğim gerçeği, henüz aşılamamış bir problem olsa gerek. Şaşkın oluşum dışında, hiçbir bilinmedik his dolmuyor çünkü içime. Öylece yanıyor fotokopi odamız ve sonra ben uzaktan izliyormuşum gibi sönüp dağıtıveriyor dumanları. Beni ise hem etkiliyor hem de hiçbir etki meydana getirmiyor üzerimde. Eve gitmek yerine yürüyorum bir süre cadde boyunca. Normalde çok fazla dışarıda vakit geçirmeyi sevmesem de önce çiseleyen sonra hızlanarak sağanağa dönüşen yağmur beni büyülediğinden olsa gerek; yürümekten vazgeçemiyorum. Islanmanın nesi bu kadar güzel yahut neden bir çözüm aramak yerine kendimi bırakıp yürüyorum yağmurda hiçbir fikrim yok. Ama bedenimin her köşesi ıslanıp da titremeye başlayana dek yürümeyi sürdürüyorum. Yağmur yüzümü yıkıyor, saçlarımdan süzülüyor, etrafımı seçemediğim bir sessizlik caddelere dolup kulağımı tıkıyor ve ben sadece yürüyorum. Üşüyor oluşum ya da bunun bana pahalıya patlayabileceği gerçeği umursama alanımdan tamamen sıyrılmış sanki. Bir türlü durmayı beceremiyorum. “Sen çıldırdın mı, içeri gir çabuk!” Duyduğum ses bir an dikkatimi çekse ve dağıtsa da üzerime alınmıyorum. Yolun ortasında yalnız yürüyorum, yağmur yağıyor ve eminim beni bu halde kimse tanıyamayacağı için seslenmez de. Ama yanılıyorum. Israrlı yürüyüşümü durduruyor bir el. Beni kolumdan tutup sürüklemeye başlıyor. Ne olduğunu anlayamadığım için itiraz edemiyor ve kapısında ziller öten bir yere girene kadar da kimle karşı karşıya olduğumu anlayamıyorum. Mekana girdiğimizde etrafıma bakmayı akıl edip yüzümdeki ıslaklığı gidermeye çalışsam da kurulanmayı başaramıyorum. Bu sırada o ses bir kez daha bana hitaben bağırıyor. “Şu haline bak, delirdin mi sen?” Gözlerimi ona çeviriyorum, sesin sahibine. Ama yüzünü göremiyorum. Sırtı bana dönük, bir şeyler ararcasına bakınıyor etrafına. Sonunda elinde üzeri lekeli bir erkek gömleği ve tulumla bana dönüp tekrar bağırıyor. “Arka tarafta lavabo var, al bunları giy üzerine.” Yüzüne bakıyorum ve bir an nefes bile alamadığımı hissediyorum. Bu çocuğun burada, bu zamanda ve mekanda, en önemlisi de benim karşımda ne işi var? Hem de beni tanıyormuş gibi bana bağıracak kadar yakınımda? Biz onunla tanışmıyoruz ki! Ben onu sadece uzaktan biliyorum. Adını. Sanını. Ailesini. Çevresini. Ne yaparak vakit geçirdiğini. Nasıl insanlardan hoşlandığını. Nasıl hayatımı dolaylı yoldan mahvettiğini. Ama gerçekte kim olduğunu bilmiyorum! O da beni biliyor olamaz! Hiç konuşmadık ki biz onunla daha önce! Kendime engel olamayarak konuşuyorum. “Pardon ama sen kimsin? Beni nereden tanıyorsun ve burası neresi?” Sanki çıkışımı beklemiyormuş gibi şaşırıyor. Tanımadığınız bir insanı, bilmediği bir yere sürükleyip ona bağırdıktan sonra şaşırmak aptalca değilse ne? “Ah…” diyor bir an, elini alnına götürüp sertçe vuruyor. “Affedersin, panik anında biraz saçmaladım sanırım.” Anlamayarak yüzüne bakıyorum, bana yaklaşıyor birkaç adım. “Ben Agâh…” “Ve?” “Seni yağmurda görünce, bir an çıldırdığını düşünerek çıldırmış olabilirim sanırım.” *** Herkesin hikâyesinde bir “ilk aşk” vardır. Kimi zaman uzaktan bakıp gülümseten, kimi zaman adını bile anmaya çekindiğin… Mercan’ın hikâyesi de böyle başladı. Sessiz, fark edilmeyen, sıradan bir lise son sınıf öğrencisiydi o. Ta ki bir gün, yıllardır uzaktan izlediği Agâh’la yolları beklenmedik bir şekilde kesişene kadar… Sen, Ben, Biz; ilk aşkın masumiyetini, gençliğin karmaşasını ve kalbin hiç beklemediğin anlarda nasıl hızla çarpabildiğini anlatan sıcacık bir hikâye. Okurken bazen gülümseyecek, bazen de “Beni anlatıyor” diyeceksiniz. Çünkü bu sadece onların hikâyesi değil, biraz da senin hikâyen...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD