RUHPARÇAM
Karanlık ve rüzgarsız bir gecede yürüyen kadına takıldı gözleri uzun süredir öylece oturan adamın. Uzun süredir beklemişliğin sıkıntısını gidermekti belki amacı, sebepsizce ayaklandı ve kadına doğru ilerledi. Kadın adamı farkettiği an yolunu değiştirdi aslında pekde korkmazdı böyle şeylerden ama gecesi zor geçmişti ve hiç uğraşacak güçte değildi.
Adam kadının kaçmasından garip bir haz duydu ve hazzının peşinden ilerledi daha da hızlandı ve gülümseyerek kadını korkutmaya devam etti. Oysa ki kadın korkmuyordu en sonunda durmaya karar verdi. Giydiği montun cebinden ellerini çıkardı ve birleştirdi. Nişan alırcasına arkasını dönüp onu takip eden adama doğrulttuğunda adamın afallamış yüzü karşısında keyiflendi. Az sonra arkasından bir patırtı duyuldu. Adam küfür savurarak koşmaya başladı. Kaçıyordu..
Bu hareketi karşısında şaşkınca duran kadın yavaşça arkasını döndü. Gecenin karanlığında yan tarafında aydınlık olan küçük bakkalı farketti. Oraya doğru iki adım attı ki içerden sesler geldi.
- Bana nerde olduğunu bulacaksın..
- Tamam Efendim.. Valla araştırdım ama tabi daha iyi araştıracağım.
Durmuş öylece bekliyordu. İçerdeki işe karışmak istemezdi bu gece yeterince aksiyon yaşamıştı. Küçük bir gürültüden sonra gecenin kasvetine doğan bir adam çıktı o küçük bakkaldan. Yüzü seçilemiyordu fakat elleri kan içindeydi. Giydiği siyahlar onu bir hayalete çevirmişcesine gizliyorken vucüdu kendini gösteriyordu. Kalıplı ve boyluydu. Ondan uzun olduğu kesindi. Tüm bunları tamamlarcasına oluşturduğu fiziği takdire şayandı.
Adam ilerleyip sokağın diğer ucuna ulaştığında kadın içeri girdi. Devrilmiş raflar ve ortasında oturmuş kanlar içinde yaşlı bir adam.. Sakalında ki beyazlara karışmış kırmızıları temizlemeye çalışan adamı gören kadın yaşlı adamın dikkatini çekmek istercesine konuştu;
- Açıkcası kaşınıza dikiş atılmalı. Böylece beklemeye devam etmeyin. Buraya 2 tl bırakıyorum bir su alıyorum. Hadi geçmiş olsun.
Cebinden çıkardığı iki lirayı bırakıp sağ tarafında bulunan dolaptan su alıp hızla bakkaldan çıktı. Yaşlı adama tekrar bakmamıştı bile. Dışarı çıkar çıkmaz sokağın karşısında ki karanlıkta birini farketti anlaşılan aksiyona devamdı..
Bakkalın sağ tarafında ki boş yere oturdu. Ayaklarını uzatarak duvara yaslandı. Bacakları biraz dinlenmeliydi. Suyunu yudumlarken gökyüzünü izliyordu. Bulutlar ayın ışığında parlamıştı. Giderek hava kararıyordu ve bu hiç iyi değildi. Nerdeyim diye düşündü. Bugün bi arkadışına gelmişti buraya fakat arkadaşı onu biriyle tanıştırmak için çağırmıştı. O bunu bilseydi asla gelmezdi. Bunu farkettiğinde artık çok geçti mecburen tanıştığı adam onu akşam olunca evine bırakmak istedi nezaketen kabul eden kadın yaptığından bir kez daha pişman oldu.
Adamın güzel bir arabası vardı ve yolculuk başladıktan 5 dakika sonra adamın niyetinin kötü olduğu anlaşıldı kadın da arabadan indi ve kendisi devam etti sonra da onu takip eden aptalla karşılaştı şimdide karşısında dikilen adamla..
- Gün daha neler doğuracak acaba?!
Bitirdiği şişeyi yanında duran boş karton kutunun içine bıraktı ve ayağa kalktı. Giydiği montunu düzenlerken küçük bir bakış attı yolun karşısına hala ordaydı hiç hareket etmiyordu. Geldiği yoldan geri dönüp yürümeye başladı.
- Hey hey hey dur dur nereye gidiyorsun?!
Aceleci, telaşlı, korkmuş bir ses; arkamı döndüğümde bu sesin bakkaldaki yaşlı adam olduğunu anladım. Elinde bir silah vardı. Hızla sokağın köşesine baktım. O hala ordaydı ve sadece izliyordu. Silah bana doğrultulduğunda nefesimi tuttum. Düşüncelerim dur durak bilmiyorken ellerimi bile hareket ettiremiyordum. Kısa bir süre sonra bacaklarımın titrediğini ve ellerimin içlerinin terlediğini hissettim. Konuşamıyordum düşüncelerim bitmiyordu ve sanırım doğam gereği tek fikrim kaçmaktı. Yaşlı adam elindeki silahı bana doğrulttuğunda gözlerimi kapattım.
As'ı çağırdı. Derin bir nefes aldı. Ellerini sıktı. İçinden ona kadar yavaş yavaş saydı. Ellerini açtı, nefesini kontrol etti, yutkundu, sesini yokladı ve gözlerini açtı. 2 adım attı ve yolun karşısında bir hareketlilik hissetti.
- Amca?! Neden bana bir silah doğrultuyorsun? Ben sana hiçbir şey yapmadım.
- Bu yoldan giriş var çıkış yok. Ölürsün. Çantanı ver. Bu taraftan.
Eliyle yolun diğer kısmını gösterdi. Çantayı vermekten başka çaresi olmayan kadın ağır ağır yolun o tarafına ilerledi çantasını yaşlı adama verdi. Ruhsal problemleri var sanırım diye düşünde kadın. Kendisinden farklı değildi belkide.. Bakkalın bulunduğu evin numarasına baktı 17 numara. Hızla yolun diğer kısmına geçti ve koşar adım ilerledi. Karşısına bir yol ayrımı çıktı ve sağ taraftan ilerlemeyi seçti.
Karanlık sokaklarda ışık olmayışı işleri iyice zorlaştırıyordu. Karanlık bir noktadan kıkırtılar gelince adımlarını hızlandırdı. Bu saatte bu karanlık sokakta oturan kişiler hiçte normal bir kafada olamazlardı. Bir kaç adım sonra karşısına 4 tane adam çıktı. Ellerinde fener vardı ve kadını görünce kendi aralarında küçük bir tartışma yaşadılar. Duraklayan kadın dikkatle onları izliyordu. İçlerinden bir tanesi durup ışığı bir noktaya sabitledi. Diğerleride o noktaya bakıp kenara çekildiler. Kadın şüpheci bir şekilde arkasını döndü. Gecenin karanlığında kimseyi göremedi. Önüne döndüğünde 4 adamın sadece yere ışık tuttuğunu gördü.
Acilen bu korkunç yerden gitmeliydi. Koşmaya başladı. Evlerin aralarında hiç boşluk yoktu. Yolların iki tarafıda binalarla çevriliydi. Yol boyunca yürüdü en sonunda karşısına bir bar çıktı.
- Bu saatte anca bar açık olur zaten. Bir de delirmiş bir bakkal..
Barın içine girdi. Yüksek ses müzik, ağır bir içki kokusu, kahkaha atan kadınları gördü sonra.. Öpüşen bir çok çift ve barmenlerin hızlı el hareketleri.. Koşmaktan hızlanan nefesini dindirmeye çalışarak barmenlere doğru ilerledi.
- Merhaba. Bir konuda yardımınıza ihtiyacım var..
Ortalık ani bir sessizliğe bürününce kadın sustu. Yanında ki boş barmen sandalyesine oturdu ve etrafına baktı. Müzik durmuş insanlar susmuştu. Az sonra kapının girişinde dikilen adamı farketti. Bu adam bakkalı döven adamdı. Göz göze geldiklerinde kadın gülümsedi. Hafifce kafasını eğdi. Adamın değişmeyen suratı karşısında afallamıştı.
- Bir bardasın tek başınasın ve seni daha tanımayan birisine gülümsüyorsun seni yanlış anlamış olmalı..
- Sessiz olur musun As!
Arkasından içeri giren bir çok kız ve 3 adam vardı. İnsanlar onun yolunu açtı ve yeni farkettiği özel ayrılmış bir lobiye ilerledi uzun, kalıplı adam. Oturduğu an müzik devam etti.
- Mekan sahibi anlaşılan. Bakkalı da dövdüğüne göre.. ne demişti o " Bana nerde olduğunu bulacaksın! "
Barmene döndü. Genç bir çocuktu. Biraz gergindi.
- Evet ne diyorduk? Tele..
- Eren!!
Seslenen tok ses onlara yaklaşan orta yaşlarda pahalı bir takım giymiş adama aitti.
- Eren ben ilgilenirim sen işine bak.
Eren denen barmen başka bir müşteriyle ilgilenmeye başlarken orta yaşlı adam kadının yanına gelmişti bile.
- Hoş geldiniz. Ben Q Herkes öyle bilir. Ne içerdiniz?
- Ben içki için gelmedim. Bir ricada bulunacaktım.
- Elbette, başüstüne. Emredin.
- Yok ne demek küçük bir ricam sadece. Gelirken çantamı çaldılar telefonunuzu kullanabilir miyim?
- Ee affedin lütfen bu beni aşar. Çok özür dilerim ama..
Bir terslik vardı.. hızla ayağa kalktı kadın.
- Anladım sorun değil. İyi günler.
Kapıya yöneldiğinde kapıda bekleyen bir adam onu durdurdu.
- Özür dilerim Leydim. Karanlığın Efendisi bana uğramadan gitmesin dedi.
İçinden çıkamayacağı bir durumdaydı. Sanki bir bataklığa düşmüştü. Kabul etmekten başka çaresi olmadığı belliydi. Kafasını salladı.
- Tamam gidelim.
Adam büyük bir nezaketle ona eşlik etti. Sonunda o özel locanın önünde durdular. Tüm gözler ona çevrilmişti. Locada oturan herkes kalktı ve bir tek o ve mekanın sahibi kaldı. Tedirgin olan kadın oturmaktan çekindi öylece beklerken karşısında ona bakan adamın sesini duydu.
- Otur lütfen. Bana uğramayı kabul ettiğin için teşekkürler.
Tüm tedirginliği kaybolan kadın rahat bir nefes alıp oturdu. Medeni bir insanla karşılaşmayı hiç beklemiyordu.
- Rica ederim. Ben Arslan. Zor bir gün atlattım. Biliyor musunuz? O bakkalı dövmekte çok iyi yapmışsınız. Bana silah çekti ve çantama el koydu!
- Memnun oldum Arslan. Geçmiş olsun. Aslına bakarsan ben onu dövmedim. Ona bunu yapanı bulacağım.
Kendiyle konuşan adama şaşakaldı kadın. Tekrar diken üstünde durmaya karar verdi.
- Ayrıca Arslan onun yaptıklarına şaşırma bu onun görevi. Sen buraya girdin. Burdan çıkış yok.
Sözler karşısında öylece kalmıştı. Ne denir diye düşündü? Manyak bakkal da böyle söylemişti. Zoraki bir gülümseme takındı.
- Nasıl yani?
- Anlarsın yakında. Çantanı artık geri alamazsın. Burda istediğin kişiden istediğini edinebilirsin. Ben Alpella. Memnun oldum.
İsmine gülmemek için dudaklarını dişleyen Arslan yüzünü çevirip etrafa baktı. Dans eden kadınların giydiği berbat kombinlere göz gezdirdi..
Az sonra müzik durdu. İnsanlar kenarlara çekildi. Mutlak sessizlik oluştu. Dönüp Alpellaya baktı kadın. Alpella da ilk şaşırmıştı sonra ayağa kalktı. Kapıdan içeri giren adam tamamen siyahlar içersindeydi. Tüm heybetiyle sanki atlı askerlerle geliyor gibiydi. Kadına bakışı sinirli Alpellaya bakışı ise öfkeliydi.
- Abi.. ona seni anlatacaktım.
Ellerini sıkan adam hiçbir şey demeden geri dönüp yürümeye başladı. Alpella, Arslanın kolunu tutup kaldırdı.
- Hadi.. hadi onunla git.
Çekiştirilen kadın fısıldayan adamın kolunu itti.
- Bırak beni. Neden böyle bir şey yapayım ki?
- Burdaki herkesin yaşaması için.
Ne saçmalıyorsun diyemeden Q tarafından çekildi kadın. Q onu itiyor ve kulağına fısıldıyordu.
- Sessizce onunla git. Sen istemeden sana zarar vermez ama onunla gitmezsen burdaki herkesi öldürecektir. Hadi soru sorma da git artık.
Kapıya ulaşan kadın kafasını salladı. Hayır diyordu içinden. Korkmuştu. Bu durum bütün güne 10 katlardı. Kapı açıldığında direk onunla göz göze geldi. Onu mu bekliyordu?
- Lütfen git.
Bir adım atar atmaz Q kapıyı kapatmıştı. Müziğin yoğun sesini duyunca iyice irkildi kadın. Öylece duruyor hiç hareket etmiyordu. Karşısında dikilmiş olan adam onu inceliyordu.
- Alperen sana ne anlattı?
Sert, otoriter ama yumuşak, acılı bir ses olabilirse bu ses tam olarak öyle bir sesti. Alpella dememiş miydi? İsmine?
- Aslında bir şey konuşmadık. Beni çağırdı yanına gittim. Onunla bakkalda karşılaşmıştık. Şey olmuştu..
Söyleyip söylememekte kararsız kaldı kadın bunu farkeden adam yumruklarını sıktı. Gözleri yumruğuna kayan kadın tekrar konuşmaya başladı.
- Bakkal benim çantama el koydu bir de bana silah doğrulttu. Burda olan olayların hiçbirine anlam yükleyemiyorum. Afedersin. Kısacası sadece ismimi söyledim o da isminin Alpella olduğunu söyledi. Tabi yanlış duymuşta olabilirim çok kötü bir gün geçiriyorum da.
Ortamı bir türlü yumuşatamayan kadın en sonunda yaklaşmaya karar verdi. Onu izleyen adamı umursamadan birkaç adım attı. Ona yaklaşmıştı ve kalbi hayatındaki en hızlı atışını yaşıyordu.
- Neden sizinleyim?
Gözlerini gök yüzüne çevirince kadın sarsıldı. Adamın bakışları altında büyük bir baskıda olduğunu yeni farkediyordu. Bugün çıldırmazsa daha da çıldırmazdı sanırım.
- Çünkü benimsin..
- Bi siktirin gidin amınakoyim yeter lan! Yok anasının amı yani bi defol git. Manyak kaynıyo ortalık rica edecem sana eben güzel mi senin? de bakayım bana bi. Heh!
Hızla söylediği bu sözlerle birlikte hızlı bir şekilde yürümeye başlamıştı. Ettiği sözleri kendide idrak ettiğinde artık çok geçti. Bedeni titriyor ruhu kendini korumak istercesine her şeyi reddediyordu. Bir savunma mekanızması oluşturuyordu beyni. Adam ise gök yüzüne bakan suratını saniyelik bir hızla kadına çevirmiş koşmaya başladığını görüncede yolun diğer tarafına yönelmişti.
Kadın koşuyor karşısına çıkan herkesin şaşkın ve gülen yüzlerine maruz kalıyordu. En sonunda geçtiği yerden tekrar geçtiğini farketti. Hiç girmediği bir sokak görünce ordan girdi. Yavaş yavaş ilerledi. Bakkalı görünce donup kaldı. Yan tarafından bir kız çıkınca bağırmamak için ağzını hızla kapattı. Ödü patlamıştı, bu karanlık sokaklar aylarca onun rüyasına girecekti.
- Merhaba tanıştığıma çok memnun oldum. Ben Ay
Şirince gülümseyen kıza o hiç gülümsemiyordu. Kızı inceledi. Aynı yaşlardalardı. Bu karanlıkta ve böyle manyak dolu bir mahallede nasıl bu kadar mini giyinebiliyordu?
- Seni o manyak mı gönderdi? Nerde o?
İçini korku saran kadın karanlık sokaktaki hiçliğe bakıyordu.
- Hayır beni o göndermedi. Burda her şey hızlı duyulur. O tam şu köşede. Bakkalın tam karşısı görüyor musun?
Dikkatle oraya bakan kadın ilk geldiğinde orda olan kişininde o olduğunu anlamıştı. Öyleyse her şeyi biliyordu. Sonunda buraya geleceğini de biliyordu anlaşılan beklediğine göre..
- Söylesene Ay. Burası neresi? Neden tek çıkış burası ve neden o adamdan herkes korkuyor ayrıca o adam neden bana takmış durumda?
Ardarda sıraladığı soruları bitince şüpheyle kıza baktı. Kız onun telaşını anlıyordu ve ona yardım etmek istedi. Elleriyle sokağın sonunu gösterdi.
- Burası bir mahalle ve tek giriş çıkış burasıdır. Buraya giren kişi çıkamaz. Ölür. İçeri girer girmez onun oldun. Bende senin gibiydim. Herkes senin gibi.
- Bir dakika, bir dakika her şey kabul bir şeyi merak ediyorum. Senin peşinde kim vardı?
Kızı kaçırmak istemiyordu ama öğrenmesi gerekiyordu her şeyi.
- Benim peşimde Alpella vardı. Buraya girince birisinin oluyorsun eğer kızsan. Ben Alpellanınım. Sen de onun..
- Bak ben kimsenin değilim. Bana yardım et burdan çıkayım sonra da sabah polisler ile birlikte buraya geleyim eğer senin gibi birileri daha varsa hepinizi kurtarırım.
Gülümseyen kız karşısında son umudunu da yitirdi Arslan. Yavaş yavaş geriledi kız.
- Hadi kolay gelsin. Benim gitmem gereken bir yer var. Hoşça kal..
Karanlıkta kaybolan kız karşısında düşüncelere daldı kadın. Düşünüyor ve düşünüyordu. Duyduklarını sindirmeye çalışıyor derin nefesler alıyordu. Eninde sonunda yüzleşecekti. Yürümeye başladı.
Karanlıkta duran adamın yanına geldi. Köşe o kadar karanlıktıki adamın yüzü gözükmüyordu.
- O kadar küfür için özür dilerim. Anlaşılan tek çıkış burası ve burdan çıkamadan şu bakkal amca beni vurur. İntahar için güzel bir yöntem. Deli gibi korkuyorum.
- Ama bunu farkettirmeyecek kadar güçlüsün ve bu yüzden benimsin. Gel benimle.
"Sanırım aşık oldum."
- Kes sesini As!
İçinden geçirdiği şeyle gözleri irileşen kadın kafasını salladı. Sokakta ilerleyen adamı takip etmeye başladı. Bir adım arkasında sağ tarafında ona eşlik ediyordu.
Açık olan 9 katlı bir binanın kapısından içeri girdiler. Sansürlü ışık gözlerini kısmasına sebep olurken adamın durduğunu farketti. Asansör tuşuna bastı ve beklemeye başladılar. Asansör hızla geldi ve bindiler. 3 kişilik küçük bir asansördü neyseki kadın adama sırtını dönmüştü. 9. katta durduklarında kapıyı açtı kadın geçmesi için bekledi adamın daha sonra ilerlemeye başladılar.
Kolidorun sonunda beyaz bir kapı vardı. Nereye gittiklerini deli gibi merak eden kadın soru sormaktan aşırı korkuyordu. Kapı açıldığında binanın çatısında olduklarını anladı burdan tüm mahalle gözüküyordu. Birleşmiş bir şekilde tüm evler 3 ayrı halka oluşturuyordu. Tek giriş o bakkalın orasıydı ve..
- Burası 3 kardeşindir. 3 ayrı krallıktır.. Karanlık, Gri ve Aydınlık olarak isimlendirilir. Burası Karanlık olan.. Girişin olduğu kısım ışıksız. Şurdaki tek katlı gecekondunun içinden geçerek şu sağ tarafta kalan halkaya geçiş yapabilirsin tek seçenek bu. Oraya Gri deriz. Ordan da Aydınlık kısma giriş yapabilirsin ve tek seçenek ortada ki şu villanın bahçesinden geçmektir. İşte orası benim evim. Ben izin vermeden kimse o tarafa geçemez.
- Ohaa.. Yani afedersin.. Burası bir kaleden daha güvenli.. Evler öyle bir sıralanmışki.. Buranın mimarı çok zeki olmalı. Deniz kıyısına böyle bir yer yapmak çok zekice ayrıca yüksekte yani.. anlayacağın sizin üstünüze bir ev yapılamaz yani buranın sistemini kimse göremez. Vay canına. Onunla tanışmak isterdim. Devlet buranın farkında mı?
- Nesin sen? Mesleğin ne?
Onu izleyen adama döndü kadın. Tekrar içini korku sarmıştı.
- Aslına bakarsan mesleğim yok. Ben liseden yeni mezun oldum. 19 yaşındayım.
Adam cebinden bir sigara çıkarttı ve duvara yaslandı.
- Üstünü çıkart.
- Ne?! Hayır elbette.
Genç kadın iki adım geri gitti. Bacakları titremeye başlamıştı.
" Yaşını söylememeliydin."
- Ciddi olamazsın As!
- Sadece montunu çıkartmanı istiyorum.
- Manyak mısın be sen? Neden böyle bir şey istiyorsun?!
Adam büyük iki adımda kadının yanına ulaştı ve kadının boynunu tek eliyle kavradı.
- Beni sorgulama sakın!
- Ta'tamam
Adam elini çektiğinde derin nefesler alan kadın korkudan ağlamaya başlamıştı, titriyor ve ağlıyordu.. Montunu çıkarttı ve yere bıraktı. Yere bakıyor kollarını kendine sarıyordu. Adam sigarasını içerken izledi genç kadını. Sessizce ağlayışını izledi, titreyişini.. Sigarası bittiğinde kendi montunu çıkarttı kadına yaklaştı ve omzuna koydu.
- Bahsettiğim yerlerden bu mont sayesinde geçebilirsin. Benim evime gittiğinde sana kalacak bir yer gösterirler.
Adam gittiğinde kadın hala ağlıyordu.. Sonunda dediği şeyi idrak etti ve montu düzgünce giydi.
- Aaa salak şu hale bak yaa! Kahretsin kahretsin..
Duvara tekme atmayı bitirdiğinde aşağıya indi genç kadın. Tek katlı gece konduyu karanlık sokkları dolaşarak buldu kapısını açtığında ışık yandı, tam karşıda bir kapı vardı.. Onu açtığında 2 adam elinde silahla ona bakıyordu.
- Aydınlığa gitmeliyim.
- Leydim.. Griye hoş geldin. Gezmek istemez misin?
Bunu söyleyen genç adama öfkeyle baktı genç kadın. Genç adam diğer arkadaşına bakarak silahını beline yerleştirdi.
- Tamam.. Ben Emir, Grinin Lorduyum.. bu taraftan Leydim.
Genç adamı takip ettiğinde sonunda insanların olduğu işlek bir yerde olduğu için şükrediyordu. Yukardan gördüğünden çok daha büyük bir yerdi. Kendisini başka bir ülkede gibi hissetti.. Genç adam onu bir arabanın önüne getirdi. Mavi spor arabanın kapısını açıp Arslana baktı. Arslan içeri girdi ve yolculuk başladı. İnsanlar gülüyor sanki bir kutlama yapıyorlardı.
Sakince düşünmek için rahat bir yer bulduğundan sevinçliydi. Hiçbir şeyi sağlıklı şekilde yapmamıştı. Her şey zorunda bırakılmıştı.. ama hala hazırda fiziken temas yoktu. Aklında tek bir soru oluştu.
^ Madem buraya giren çıkmıyor. Buraya giren ne yapıyor? Ben o en büyük abinin ne işini yapacağım. O yüzden mi mesleğimi sordu? Tabi ya o yüzden olmalı..^
- Geldik. Bu kapıdan girip diğer kapıdan çıkmalısın. Ben gelemiyorum.
- Anladım. Tamam.. Teşekkürler.
Arabadan inip karşısındaki eve baktı. Karanlık evi hapsetmişcesine gizliyor bir gölge gibi gösteriyordu.. Villanın bahçesine girdi. Etrafta kimse yoktu. Evin kapısına doğru ilerledi. Emir arabasıyla geri dönmüştü. Kapıya ulaştığında kapıya vurdu. Açılması için beklemeye başladı. İçerden hiç ses gelmiyordu. Hava soğumaya başlamıştı güneşin doğmasına az kalmış olmalıydı.
- Aa hadi ama. Hani biri vardı burda?
- İyi akşamlar efendim. İsminizi öğrerebilir miyim?
Sorduğu soruya cevap alınca biraz ürkmüştü. Gelen sesi etrafına bakarak bulmaya çalıştı.
- Arslan ben. Siz kimsiniz?
- Benim bir ismim yok efendim. Ben evin güvenlik sistemiyim.
Ağzı açık kalan kadın öylece etrafa baktı.
- Evde kim varsa buraya yönlendirir misin?
- Evde kimse yok efendim.
- Şey.. Bu evin sahibi.. Benim için bir oda ayarlanabileceğini söylemişti.
- Albars bey bunun için size bir şey söylemiş olmalı.
- Bir şey söylemedi. Montunu verdi bana.
- Bunu farkettim. Bu yüzden hala yaşıyorsunuz efendim.
- Ne?! Anlamadım.
- Üstünüzdeki Albars beyin olduğu için sizi öldürmedim efendim.
- Yok artık! Ta'tamam ne gibi bir şey istiyorsun?!
- Size ne söyledi ise söylemelisiniz.
- Üstünü çıkartmanı istiyorum.
- Doğru. İçeri girin ve sadece ışığı yanan yerlerden ilerleyin.
Bir kilit sesi duyulduğunda kadın kahkaha atmaya başladı. İçeri girdi yukarıya doğru çıkan merdivenin ışıkları yanıyordu. Oraya doğru ilerledi. Kapının kilit sesinden sonra ilerlemeye başladı. Geçtiği yerin ışığı kapanınca merdiveni çıkmaya başladı. Üst kata ulaştığında bir kilit sesi daha duyuldu.
- Önünüzdeki kapıyı açtım. Bu oda size ait. Kamera yok. Lütfen camı açmaya çalışmayın sizi elektirik çarpacaktır ve eğer odadan çıkmak isterseniz söyleyin yeter. İyi geceler efendim.
Önündeki kapıyı itip içeriye girdi.
- Bu mumları sen yakmış olamazsın dimi? Senin bedenin var mı?
- Hayır mumları Albars Bey yaktı sonra da burda ki kamerayı kapattı.
- Sağ olsun ya..
- Bunu ona iletiyorum.. iletildi.
- Ne?! Ne oldu?!
- Albars bey sizinle konuşuyor efendim.
- Ne?!
- Rica ederim Arslan. Kahvaltı da orda olurum. İyi geceler.
Bu ses ona aitti. Etrafına göz attı.
- Çaçayla iyi geçin bazen ben emir vermeden iş yapar. Çaça?
- Albars bey benim ismim yok. Bu kelimenin anlamı yok. Rica ederim bana böyle seslenmeyin ayrıca siz montunuz yokken dışarda ne yapıyorsunuz hatırlatırım 28 saattir uyumuyorsunuz.
- Arslanın sorularını cevaplayabilirsin Çaça. Arslan burayla ilgili şeyleri öğrenebilirsin Çaçadan. İyi eğlenceler.
- Albars bey telefonunu kapattı efendim. Neyi öğrenmek istiyorsunuz?
- Ne sorarsam Albars öğrenecek dimi?
- Evet efendim. Sizin söylediğiniz her şeyi rapor şeklinde Albars beye gönderiyorum.
- Anladım öyleyse ilk sorumu soruyorum. Sen ne zaman oluştun?
- Ben 387 gün 15 saat 42 dakikadır varım efendim.
- Kaç kişiyi öldürdün?
- 87.5 kişi efendim.
- Buçuk kişiyi öğrenmek istemiyorum şu an. Peki burdan kaçmayı kaç kişi başardı?
- Bu evden Albars bey istemeden kimse çıkamadı efendim.
- Peki mahalleden?
- Kimse efendim.
İçine büyük bir üzüntü çökmüştü. Etrafını inceledi. Oda çok güzeldi. Bu kıyafetlerle yatmak berbat olacaktı. Yatağa uzandığında gözlerine uyku anında gelmişti bile. Yatak çok rahat diye düşündü.
- Arslan hanım? Uyudunuz mu?
- Uyuyorum Çaça başka sorum yok.
- Benim size sorum var.
- Senin soru sorma yetkin mi var?
- Sorumu soruyorum efendim.
- Peki sor bakalım.
Gözlerini açıp tavanı izlemeye başlayan kadın iyice meraklanmıştı.
- Bana neden Çaça diyorsunuz?
Gülümseyen kadın yapay zekayla konuştuğu için oldukça garip hissediyordu ama sorusuna cevap verecekti.
- Çünkü Albars sana Çaça diye hitap ediyor.
- Ama benim ismim Çaça değil ki.
- Seni kim bu dünyaya getirdi?
- Bunu açıklayamam. Bu bilgi benim kişisel bilgim. Bu sorunuza cevap vermeyeceğim.
- Tamam anladım. Seni bu dünyaya getiren kişi sana isim takmış olmalı eğer o takmadıysa insanlar birbirlerine hitap etmek için takma isim kullanır. Anlıyor musun? İsmini bilmediğin birisine "bayım" demek gibi.
- Teşekkür ederim Arslan hanım.
- Rica ederim Çaça. İyi geceler.
- İyi geceler efendim.
Uzun bir gün atlatan kadın hızlıca uykuya dalmış bedenini dinlenmeye bırakmıştı.
*****
Çaçadan aldığı mesajları okurken gülümseyen Albars, Çaçaya yapması için görev verdi.
^ Çaça. Arslanı her yerde araştır. Tüm hesaplarını hakle ve bana biyografisini oluştur. Evdeki bilgisayarımda sunum olarak görmek istiyorum. Sonrada dünyadan sil. ^
Bakkalın önüne geldiğinde içeriye girdi. Bakkalın sahibi onu görünce şaşırmıştı.
- Albars ne oldu?
- Kızın çantasını ver. Kız benim.
- Tabi hemen.
Dolabın içinden çıkarttığı çantayı Albarsa verdi yaşlı adam. Albars çantayı alıp açtı. İçinde telefon, kulaklık, cüzdan; içinden çıkan 10 tl ve bozukluklar. Kimlik kartı. 4 anahtardan oluşan anahtarlık, bir sakız kutusu, banka kartı, akbil, ilaç ve selpak vardı.
Önce telefonu açtı. Kilitliydi. USB yerine bir bellek takarak şifreyi kırması için telefonu çantaya geri koydu. Bakkaldan çantayıda alıp çıktı. Karanlık sokakta kolayca hareket ediyor ve ilerliyordu. Gecekondudan girerek Griye girdi. Emir, Albarsı görünce hızla ceketini ilikledi.
- Hoş geldin Albars. Arslan evde. Sarı, Gri barda.
Arabasının kapısını açıp binmesini bekledi genç adam. Albars arabaya bindi. Emir arabaya bindiğinde Albars konuştu.
- Eve gidelim.
- Tamam Albars.
- Arslan ile ne konuştunuz?
- Hiçbir şey Albars. Gezmek ister misin diye sordum o da sinirli sinirli bana baktı bende bir şey demeden onu eve götürdüm. Yol boyunca düşünceliydi.
Kafasını sallayan adam çantadan Arslanın telefonunu çıkarttı. Şifre kırılmıştı bile. Telefonu açıp rehberine baktı. 2 cevapsız çağrı vardı. Biri Nazlı diğeri de kayıtlı değildi. Rehberinde annesi veya babası yoktu sevgilisi olacak şekilde kayıtlı biriside yoktu. Kimliğini alıp baktı annesi ve babası kısmında isimler vardı. Çaçayla iletişim kurmasını sağlayan kulaklığı etkinleştirdi.
- Çaça oraya geliyorum. Sunum hazır mı?
- Evet efendim sunum hazır.
- Tamam.
Kulaklığı tekrar kapatıp telefondaki uygulamalara girdi. w******p uygulamasında tek konuştuğu kız arkadaşlarıydı. En son Nazlı ile konuşmuş buluşmak için sözleşmişlerdi daha sonra gelerisine girdi. Birkaç doğa fotoğrafı, arkadaşlarıyla çekindiği fotoğraflar, instagramdan alınmış ss ve yemek tarifi yazılı bir kağıdın fotoğrafı..
Emir yavaşlayıp durduğunda. Albars kafasını kaldırdı ve dışarıya baktı. Evine gelmişti. Arabadan inip bahçe kapısından geçti. Tüm bahçe ışıkları yanmıştı bir anda. Çaça konuşmaya başladı.
- Hoş geldiniz efendim. Nereye gidelim?
- Alt kattaki çalışma odama gidelim.
Kapı kilidi açıldığında tüm evin ışıkları açılmıştı. Bahçedeki tüm ışıklar ise sönmüştü.
- Su.
- Hazır.
Sağ taraftaki makinada dolan bardağı eline alıp alt kata ilerledi genç adam. Merdivenler bittiğinde suyu da bitmişti.
Bardağı merdivenin kenarına bırakıp ilerledi kolidor boyunca. Duyulan kilit sesinden sonra kapıyı itti ve içerisinin ışığı yandı. Masasının başına gelen genç adam açık olan bilgisayarına odaklandı hızla. Hazırlanan sunumu incelerken Arslanın bir ailesi olmadığını öğrendi. Ailesi o doğmadan önce trafik kazası geçirmişti ve annesi ile babası yetimhanede büyümüştü. Hiç bir soyu olmayan bu kız annesi ve babasının kaderini paylaşmıştı. Başarılı bir eğitim hayatı vardı ama üniversite sınavlarına girmemişti. Bunun sebebini merak ederken Çaça konuştu.
- Efendim. Bence uyumalısınız. Ben size okuyabilirim sizde uykuya dalarsınız.
- 80 sayfayı mı okuyacaksın Çaça? Ayrıca resimleri görmem iyi oldu. Birazdan uyurum tamam mı?
- Efendim bir güncelleme öneriyorum.
Bilgisayardan gözünü alıp dikkatle Çaçayı dinlemeye başladı. Çaçanın güncellemeleri 4 saat sürüyordu ve çok fazla masraflı oluyordu.
- Dinliyorum Çaça.
- Efendim. Arslan hanım için yeni bir sürüm oluşturdum. Bu gerekli. Onu tanımam için.. Güncellemeleri sevmediğinizi biliyorum fakat çok fazla yavaşlamama sebep oluyor Arslan hanım.
- Peki tamam. Yarın akşam hallederiz.
- Teşekkürler efendim.
Gözleri yanmaya başlayan genç adam odasına gitmeye ve biraz uyumaya karar verdi. Üst kata çıktı ve bardağı makineye koydu. Çaçaya seslendi.
- Su ve yatak odamın kapısını aç geliyorum.
- Hazır.
Suyunu tek dikişte bitirip odasına girdi.
- Arslan için kombin oluştur ve sipariş et. Sabah burda olsun.
- Hazırlıyorum efendim.
Yatağına gitmeden üstündekilerden kurtulan genç adam kendini yumuşak yatağına bıraktı. Gözlerine hızla uyku nüfuz etti. Kısa süre sonra da uykuya dalmıştı.