BÖLÜM 2: UÇAK KALKIYOR

1456 Words
Uçak kalkış saati 10.00 idi. Şu an 10.15 oldu, son birkaç yolcu varmış beklediğimiz. Kabul edilebilir bir gecikme deyip sakinliğimi korumaya devam ediyorum. Ben güzelce kurulduğum koltukta telefon ayarlarımı sessize alıp birkaç kişiye bir süre olmayacağıma dair mesaj atmakla oyalanırken yanımdaki koltuğun sahibi de gelmiş oldu. Sevimli bir sesi vardı, gülerek hosteslere teşekkür ediyordu. Ben de nezaketen dönüp gülümseyeyim dedim ama adamın hikmeti ne ise bir türlü selam verme alma seremonisi sonlanmıyordu. Demek ki birbirlerini tanıyan bir business tayfa diye geçirdim içimden ve onları dikizliyormuş gibi görünmemek için nezaketimi cebime koyup telefonuma geri döndüm. Anneme, kardeşime ve Sibel’e mesaj attım, “İşten izin aldım, birkaç hafta dinleniyor olacağım, telefonum kapalı olursa merak etmeyin, dönünce ararım” diye. Düşününce beni gerçek anlamda onlardan başka merak edip arayacak pek kimse olmadığını fark ettim. Babam annemden haber alırdı ama durumumun çok ilgisini çekeceğini düşünmüyorum. Ben bunları düşünüp ufak bir üzüntü kırıntısıyla dudaklarımı büzdüğüm anda yanıma oturan beyefendi seremonisini tamamlamış olacak ki, yan tarafını fark etmiş ve kendisiyle ilgili bir dudak bükme olduğunu düşünmüş. Ve bu düşüncesizliğiyle selam vermek yerine “Ne o küçük hanım dudak büzülecek kadar mı rahatsız edici buldunuz” diye laf atmaya kalktı bana. “Pardon” diye şaşkınca tepki verirken kaşlarım da olduğu gibi kalamamış çatılmıştı. Otuz yaşını geçmiş bir kadına küçük hanım denmiş olmasıyla ilgili memnuniyetimi daha sonra yaşayacaktım. Tabii kendisi buna da şaşırmış olacak ki hala medeni sınırlara yaklaşamadı. İlgi seven bir bey olduğunu fark etmemle defterime yazdığım cümle geldi aklıma; bana ne. Kendisini nerede gördüğüyle ilgilenmiyordum ve ona kendimi anlatacak ya da o hareketi kendisine yapmadığıma ikna edecek mecburiyeti de hissetmediğim için kısaca “Size karşı yaptığım herhangi bir şey yok beyefendi, olmadı olmaz da. Aklımdan geçenlere verdiğim tepkiyi üzerinize almışsınız belli ki, ama o size biraz dar gelir çıkarın üstünüzden onu. Bu arada size de merhaba, iyi uçuşlar” diyerek cevabını beklemeden kafamı cama doğru uzattım. Kısa cevap vereceğim derken yine bir torba laf sıralamıştım. Kafamı çevirmeden önce yüzünde gördüğüm şaşkın ifade beni keyiflendirmişti. Muhabbetin uzamasını istemediğimden gülmemi sonraya bıraktım. Sonra düşünüp gülerim dedim ama unutmamak için bunu da deftere yazmalıyım diye düşündüm. Elimde tuttuğum telefonu tamamen kapatıp çantaya yerleştirirken defteri açtım ve “ Herkes kendi dünyasında yaşarken dış dünyanın kendisini seyrettiğinden fazla emin oluyor.“ diye yazdım. Sonra hatırlamam zor olmasın diye parantez içinde “yan koltuktaki yakışıklı beyefendi benim onun seyircisi olduğumu düşünmekle büyük hata ediyor, bilmiyor ki ben bu başrolü tek başıma yaşamaya söz vermişim” diye de ekledim. Kısa cümleler kuramıyor oluşuma içerledim biraz. Başkaları hatırlatma amaçlı sadece kelimelerle nasıl yetiniyor anlamakta zorlanıyorum. Ben artık kısa cümleler kuracağım dedikçe cümlelerim sona ulaşamazken onların kendilerini bu kadar rahat ifade etmeleri şaşılacak şey. Yakışıklı beyefendi bunu da kendi üstüne alındı sanırım, dudaklarından kısa bir pöfleme duyuldu ama onunla ilgilenmediğimi anlayınca cevap vermekten vazgeçti. Sonra dayanamamış olacak ki “Öyle olsun bakalım, size de merhaba küçük hanım” dedi. Uçak kalkış anonsu verirken yanımdaki yabancının neden ikinci kez küçük hanım dediğini düşünmeden edemedim. Yaşım 32 olmuştu bile. Boyum 1.65, kilom 60 larda seyrediyor, ortalama bir görünüme sahip olmakla beraber çok küçük yaşta gösterdiğimi sanmıyorum. Yaşımın otuz üstü göstermediğini sıkça duyuyor olsam da küçük hanım lafını gerektirecek kadar küçük gösterdiğimi düşünmüyorum. Yanımdaki beyefendinin benden daha büyük yaşta olduğunu sanmazken bu hitabı seçmesi rahatsız edici geldi. Hitabındaki küçüklük yaşla ilgili değil de statüyle mi ilgiliydi? Kendini fazla beğenmiş bir kimse olduğu hareketlerinden ve ilgi beklentisinden anlaşılıyordu. Ama o kim oluyor da bana küçüklük vasfını yakıştırıyor diye kendimi kurdum kurdum kurdum ve sinirlendim. Off bir şekilde bir şey söylemezsem bu sinir içimde patlayacaktı. Ne demiştim kendime, bundan sonraki hayatımda kendime hiçbir şeyi yük etmeyeceğim, canımı sıkan durumlarda sessiz kalmaktansa en saçma cevap dahi olsa mutlaka bir şeyler söyleyeceğim. İşte şimdi bu maddeyi uygulamanın yeri gelmişti. Ama ne diyeceğimi bilemedim. Kalkış anonsuyla beraber kemerlerimizi takmamız için sesli komut gelince ben kemeri takmak için soluma doğru döndüğümde o da kemerin tokasını almaya çalışıyordu. Business class koltukların geniş oturma alanlarına rağmen kafalarımız birbirine yaklaşmış oldu. Laf sokmamın tam zamanı idi ama ne diyeceğimi hala bilemediğimden istemsizce yine dudaklarımı büktüğümü fark ettim. Sonra bunu kullanarak “Imm, büyük bey bunu da üstünüze alınmazsınız umarım, kemeri yuvaya denk getiremiyorum” dedim. Ne dedim ben ya? Büyük bey ne? Bana küçük hanım demesine sinir oldum tamam, ama büyük bey de hayli garip bir şey oldu. Ben kemerle uğraşırken o kemerini bağlamış bıyık altı bir gülüşle “Dur ben yardım edeyim” dedi. Kemer yuvasına uzanırken ben hala uğraşıyordum ama “Gerek yok, halledebilirim, yardım yardım talep edene yapılır” derken bu havalı cümlenin sonuna “büyük bey” lafını da ekledim çok gerek varmış gibi. Bu sefer gülüşünü saklama gereği duymazken ben sinirden renk atmaktaydım. Tepkisini gülerek vermesi yerine neden bana küçük hanım dediğini açıklamasını bekliyordum, ama o sadece gülmekle yetindi. Neyse ben kemerimi takıp yeniden yan tarafa dönerken zaten konuşmak istemiyorum uzatmaya gerek yok Çiçek dedim. Of ama bir yandan da neden tepki vermiyor diye içim içimi yiyordu. İkinci kuralı uyguladım tamam ama ilk kuralı şu an uygulayamıyordum, bana ne deyip geçiştiremiyordum durumu. Bana baktığını hissettim ve o tarafa doğru döndüm. “Büyük bey ha” deyip beni taklit edercesine dudak büzdü. Bu hali biraz komik geldiği için gülümsemekten alamadım kendimi. Neyse ki beni sinirlendiren lafa karşılık yaptığım saçma karşı atak da onu sinirlendirmişti. Amacıma ulaşmış olmanın verdiği keyifle tekrar yan tarafa döndüm. Benim umursamazlığıma karşı canı sıkılmış gibi davranan yabancı “Durun bakalım küçük hanım, oluyor mu öyle laf söyleyip dönmek” deyince bu sefer sinirle döndüm ona doğru. “Küçük hanım küçük hanım deyip duruyorsunuz, nedir bu lafın iması anlatır mısınız lütfen” dedim hışımla. Bu ani çıkışa şaşıran yabancı tepkimi yersiz bulmuş anlaşılan, “Kadınlar bundan hoşlanırlar” derken ellerini açıp buna neden sinirlendiğimi anlamaya çalışıyordu. “Siz bu iltifat kalıbına sığdırmaya çalıştığınız yersiz benzetmelerinizi bundan hoşlanan kadınlara yapın ve beni rahat bırakın lütfen” dedim sert bir tavırla ve yine cama doğru döndüm. Laf edip cama dönmelerim onu rahatsız etmiş, kasıtlı olarak yaptığımı düşündü. Bense basit gibi görünse de tepkilerimi aşırılıktan uzaklaştırmak için cama dönmeyi refleks olarak yapar hale gelmiştim. “Küçük hanım dememe kızıyorsunuz ama bunun yanlış bir benzetme olmadığını kanıtlıyorsunuz böyle yaparak.” “Özrü kabahatinden beter bir hal aldı konuşmalarınız farkında mısınız?” “Pardon ama ne dedim size, küfür mü ettim ki böyle tepkiler veriyorsunuz?” “Yok bir de küfretseydiniz. “ “Tabii ki bir hanımefendiye durup dururken küfür etmem ama şu anda size söylediğim kaba bir şey olduğunu da düşünmüyorum.” “Gerektiğinde küfrederim diyorsunuz yani. Ayrıca küfretmenin kötülüğünden geçip cinsiyet temelli bir ayrıma gitmeniz sizi kibar bir beyefendi yapmıyor, hatırlatmak isterim.” “Hayır bir hanımefendiye küfretmem tabii ki. Ama neden şu anda beni küfürbaz ve cinsiyetçi bir adam kalıbına sokuyorsunuz anlamadım. Sizce de biraz fazla olmuyor mu bu tepkiniz?” “Aa ben mi cinsiyetçi yaklaşıyorum size? Beyefendi ben size sadece yaptığınızın cinsiyetçi olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Ama boş verin, hiç ilgilenmiyorum nasıl biri olduğunuzla.” “Aaa yok yok yok, yine lafınızı edip dönemezsiniz. Durun ve tepkinizin nedenini anlatın bana. Madem bir şeyleri doğru haliyle bana anlatmak gibi bir misyon edindiniz kendinize, sizi bu davranışa iten sebebi de açıklayın ki ben de haklı bir tavır olduğundan emin olayım. “ “Rica ederim, size bir şey öğretmek benim ne haddime, neticede ben küçük bir hanımım değil mi?” “Ya ben anlamıyorum, siz neye taktınız cidden? “ “Kibarlığınıza (!) taktım beyefendi, kibarlığınıza.” dediğimde sinirli bir gülümse yayıldı yüzüne. Yüzündeki sinire rağmen gülümsemesi birdenbire içimdeki bütün öfkeyi yok etti, yüzü fazlasıyla çekiciymiş meğer. Küçük bir şok dalgası geçirdim sanki, biraz önce hissettiğim sinirden eser kalmamıştı içimde. Şu an bambaşka bir ana ışınlanmışım gibiyim; çok daha sakin ve umut dolu bir an. Sonra hafif bir titremeyle kendime geldim, şu ana geri döndüm. Artık eskiden düştüğüm tuzaklara düşmemeye yeminliyim, bir gülüşe iki tatlı söze kanıp küçük bir kız çocuğu gibi gardımı indirmeyecektim hemen. Akıllı ol Çiçek diye uyardım kendimi. Tam bu anda zaman makinesi beni yaşadığımız ana ışınladı yeniden, ama sert bir dönüş oldu, biraz sarsıldım. Bu esnada farkında olmadan koltuğun koluna yapışmışım. Bu durum yüzüme de yansımış olmalı ki adını sanını bilmediğim yabancı beni sakinleştirmek ister gibi, “Sakin olun, küçük bir türbülansa girdik sadece” deyip elime uzandı. “İyiyim” dedim ama sesimde hafiften bir titreme oldu galiba. Ona böyle bir koz vermek istemezdim ama oldu bir kere. Fakat yine de bir umut hakkımda türbülanstan korktuğuma dair bir yanılgı oluşmasın diye açıklama yapmak istedim, sonra hemen vazgeçtim. Gerek var mıydı buna? Yoktu. Çünkü bir saat kadar sonra uçaktan inip bir daha birbirimizi görmeyecek iki yabancıydık sadece. Benim aklımdan bunlar geçerken sanki içimden geçenleri okuyormuşçasına “Bir saat sonra birbirimizi bir daha görmeyeceğiz nasılsa, neden bu süreyi eğlenceli bir sohbetle geçirmek yerine kavga ederek geçiriyoruz ki?” diye sordu koltuk kenarına sıkıca yapışmış elimi tutmaya çalışırken.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD