1. EFSUN | SORGULAMADAN İTAAT EDİN!

1093 Words
“Teyzenle yaşamanız daha doğru olur Efsun. İmkanları bizden çok daha iyi ve eminim her biriniz için güzel gelecek sağlayabilir” “Kendi kızlarına yaptığı gibi mi?” “Evet, hepsi güçlü aşiretlere gelin gitti ve mutlular” “Teyzem asker gibi yetiştirdi kızlarını! Bizi onun cehennemine gönderme” “Cehennem deme Efsun! Teyzen o senin” “Sırf beş kızız diye sahip çıkmıyorsunuz değil mi! Bir tane erkek kardeşimiz olsaydı böyle olmayacaktı” “Efsun bu asiliğini acına veriyorum ama sabrımı taşırma! Biz böyle uygun gördük, teyzene gidiyorsunuz, bitti” “Gitmeyeceğim! Kardeşimlerimi onun ellerine bırakmayacağım” “Burada kalmayı neden istiyorsun Efsun anlamıyorum! Manisa Mardin’den daha güzel bir şehir” “Derdim şehir değil teyze. Ben beyaz evin kızı olmak istemiyorum, kardeşlerimde öyle olsun istemiyorum” Kapı sertçe açıldı ve “Şu halinle olamazsın da zaten!” diye içeri girdi teyzem. Küçümseyici bir bakış attıktan sonra halama döndü. “Eşyalarını toparlayın kızların, yarın sabah erkenden yola çıkacağız” dedi. Öyle bir sesi, öyle baskın tavrı vardı ki nice adamlar karşısında mum gibi erir, lâl olurdu. Bu duruşu yüzünden erkek egemen dünyada kendine yer bulabilmişti. Kimse teyzemin yalnız bir kadın olmasına, kızlarıyla bir başına Manisa’da kalmasına ses etmiyordu. Hatta kadınları değersiz gören küçümseyen amcalarım konu teyzem olduğunda kayıtsız güveniyordu ve bir adım geri atıyordu. “Teyze burada çok akrabamız var. Kızları Mardin’den kaldırıp Manisaya götürmeye gerek yok. Burada elbet bir çatı buluruz kendimize” dedim ama tiksinir gibi baktı yüzüme. “Biri sahip çıksaydı ben burada olmazdım zaten Efsun! Kız kardeşlerin küçük ama sen yetişkin bir kadın olmak üzeresin. Tüm akrabalarının evinde oğulları var, gidip öylece yanlarında yaşayamazsın. En doğrusu benim yanımda,çatımda olmanız” “Teyze kızların düzeni…” “Orada ben münasip düzeni kurarım Efsun, hiç merak etme. Yarın öğlen on birde kapının önünde beşinizde hazır olun” diyerek güçlü adımlarla çıktı odadan. “Bu yaptığınızı asla unutmayacağım hala! Bize sahip çıkmayışınızı, kardeşlerimle bir başımıza kalışımızı…” “Bir başınıza değilsiniz! Teyzende bir akraban işte” “Orada yaşadığımız, yaşayacağımız her şeyin sorumlusu sizsiniz. Kızların her gözyaşını sizden bileceğim” dedim ve çıktım halamın yanından. Henüz daha bir ay olmuştu annemle babamı kaybedeli. Bir trafik kazası hayatımızı tepetaklak olmuştu. Kızlara ben vermiştim haberi. O an yıkılışları, bakışları hala gözümün önünde. Aze ne demek istediğimi anlamamıştı başta, masumca hepimizin üzerinde dolanmıştı gözleri. Anladığındaysa susmuştu. Bir damla yaş akıtmadan günlerce susmuştu. Onlara sarılıp kendi acımı unutmuştum bir aydır. Ama bizim konağımızın altında hayat durmuşken dışarıda akmaya devam ediyordu. Bir başına kalmış beş kız kardeşle ilgili bir karara varmak için aile büyükleri toplandı. Bize sorma gereği duymadan hakkımızda kararı verdiler… Bu şehirde, bunca akrabanın konağın arasına sığdıramadılar bizi… Teyzeme, onun insafına bıraktılar. Bir ayda anne olmayı öğrenmiştim. Şimdi de teyzemden onları koruyacak kalkan olma vaktiydi… Hemen yan odaya girdim, hepsi heyecanla söyleyeceklerimi bekliyordu. Afra, Helin , Aze , Ceylin… “Ne oldu abla?” dedi Helin ve endişeyle baktı bana. “Teyzeme gidiyoruz, Manisa’ya” Afra ve Ceylin sevinçle birbirlerine sarıldılar. Helin sinirle döndü bana, “Hani engel olacaktın! Gitmeyecektik onun evine?” “Abla ne güzel Manisaya gideceğiz işte, nolur kavga etmeyin” dedi Afra “Hem Mardin’de ne yapacağız, orada bol bol gezeriz” dedi Ceylin ve gülüştüler. “Abla bul bir yolunu ne olur” “Bulamıyorum Helin, olmuyor. Kimseye sığınamıyoruz. Mecburuz…” “Bizi damızlık gibi yetiştirip zengin ağalara verecek!” Koltuğa oturdum ve yüzümü avuçlarımın arasına aldım. Güçsüzlüğümden nefret ettim. Ceylin kalktı Helin’e dikti gözlerini, “Burada kalırsak eğer neler olacağını düşündün mü hiç Helin! Dua et teyzem bize o ağalardan bulsun da hayatımız kurtulsun. Sen bir aydır bize nasıl baktıkları, kapı arkalarında ne konuştuklarını duydun mu hiç! Teyzeme gitmek hepimiz için iyi olacak. Yoksa sonumuzu Allah bilir…” “Tek derdin zengin koca değil mi Ceylin!” “Geleceğim hepinizden kıymetli, hele sizin inadınızdan daha kıymetli!” “Aptal!” Ceylin sinirle Helin’in üzerine yürüyünce araya girdim. “Yeter kavga etmeyin. Teyzeme gidiyoruz, toparlanın. Herkesin bir valiz hakkı var, ona göre seçin eşyalarınızı” dedim. İkisi birbirine öfkeli gözlerle bakmaya devam edince tekrar bağırdım, “Yarın öğlen gidiyoruz! Kavga edecek vaktiniz yok!” Onlar odalarına dağıldıktan sonra bende odama çıktım. Eşyaları toplamaya masamdan başladım. Büyük aile fotografımızı aldım elime. Annem, babam ve kız kardeşlerim… Teyzem anneannemin laneti derdi hep kız çocukları olmasına. Anneannemin dört kızı varmış, teyzemin üç, annemin beş. Annem hepimizi çok severdi, babam da öyle. Ama teyzem soyumuz kurudu, bizde kocalarımızınkini kuruttuk derdi. Kendi kızları neyseki erkek doğurmayı becerebilmişlerdi. Bunu bir beceri olarak görüyordu… Şimdi onun öğretileriyle yaşama zamanıydı… Öğlen kızları toparladım ve konağın önünde teyzemin bizi almasını bekledik. Hepimizin sığabileceği büyükçe bir araba yanaştı kapıya. O arabaya adım attığımız anda da hayatımız değişti. Artık hayatımızın ipleri teyzemin ellerindeydi. Boyun eğme, itaat etme vaktiydi… Bir güne yakın sürdü yolculuğumuz. Teyzem bir kaç emir dışında konuşmadı bizimle. Kızlar aralarında fısıldaşdığında da sertçe bakıp gözleriyle korkutuyordu kızları. Manisa tabelasını gördüğümde tek sevinebildiğim bu seyahatin bitecek olmasıydı. Kızlar heyecanla camdan dışarı izlemeye başladılar. Daha önce şehir dışına çıkmamıştık hiç, şimdi bizim şehrimizle taban tabana zıt bir şehirdeydik ve haliyle hepimizi büyülüyordu. Şehir içine girdikten sonra bir buçuk saat kadar daha yol gittik. Hayranlıkla izlediğimiz şehirden neredeyse tekrar çıkmıştık. Etraf tekrar tenhalaşmaya başlamıştı. Sık sık İzmir tabelaları görmeye başlamıştık. Kafam karışmış bir şekilde yolu takip ederken sonunda araba durdu. Kapı açıldıktan sonra teyzem ağır hareketlerle indi arabadan. Hemen arkasından bizde sırayla indik. Teyzem apartmanın önünde dikilip beklemeye başladı. Şoför valizlerimizi kaldırıma indirmeyi bitirene kadar sessizce bekledik. Şoför tekrar arabaya binip gittikten sonra bize baktı teyzem, “Valizlerinizi alın” dedi ve kapıya doğru döndü. Herkes kendi valizlerini alırken ben hemen yanımdaki Aze’nin valizini de aldım. “Herkes kendi valizini!” dedi. Bize dönüp bakmamıştı bile. İlk günden sorun yaşamamak için diretmedim. Valizi Azeye bıraktım. Beş katlı apartmanın ikinci katına çıktık. Teyzem evin kapısını açıp içeri girdi. Valizlerimizi hemen girişe bıraktıktan sonra salona geçtik. Hepimiz ne yapacağımızı bilmez halde öylece dikiliyorduk. “Nizami!” diye bağırca anlamadık hiçbirimiz. “Düzgünce sıralanın!” dedi. Emrine uyup yanyana dizildik. Ellerini arkasında bağladıktan sonra tek tek baştan aşağı süzdü bizi. “Bundan böyle eviniz burası! Bu evden ya gelinliğinizle ya kefeninizle çıkabilirsiniz. O vakte kadar benim emirlerim geçerlidir. Hepsi temelde sizin iyiliğiniz, geleceğiniz, mutluluğunuz için! Zamanla tüm kuralları öğreneceksiniz. Hiçbiri hiçbir gerekçeyle çiğnenemez, esnetilemez! Deneyen düşünen olursa cezasını çeker. Beni annenizle sakın karıştırmayın! Onun gibi zayıf bir kalbim yok benim! Uyguladığım cezalar merhametten uzaktır bilesiniz! Hiçbirini tatmamanızı dilerim ama gerek gördüğümde uygulamaktan çekinmem. Bu evden çıkarken bana lanet ederek gideceksiniz muhtemelen. Ama aklıselim olduğunuz anda anlayacaksınız ne kadar doğru yaptığımı! O yüzden şuan benden nefret etmeniz umrumda dahi değil. Sadece itaat edin! Sorgulamadan!”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD