2 YIL ÖNCE Zühre, makyaj masasında oturmuş ince bir dikkatle kırmızı rujunu dudaklarına sürüyordu. Aynadaki yansımasına baktığında memnuniyetle gülümsedi; yanaklarına hafifçe dokundu, saçlarını düzeltti. Parlıyordu. Gençti. Ateş gibiydi. Tam o sırada odanın kapısı açıldı. Boran içeri girdi; koyu takım elbisesi üzerinde kusursuz duruyor, gömleğinin yakası keskin çizgilerle hat veriyordu. Gözlerinde Zühre’yi görünce bir anlık yumuşayan ama hâlâ o sert, hâlâ o tehlikeli bakış vardı. Zühre hızla ayağa kalktı. Sonra adeta koşarak Boran’a sarıldı. Boran da kollarını onun ince beline sardı ve başını Zühre’nin boynuna gömdü. Nefesini derin çekti; sanki nefes aldığı hava değil, Zühre’nin varlığıydı. “Bir daha gitme, tamam mı?” dedi, sesi hırıltılı bir özlemle karışık. Zühre hafifçe geri

