8. KABUS

1783 Words
Aziz Cihan Nasıl bir evliliğin içine düşmüştüm ben böyle? Marin'i ilk gece ağlarken gördüğümde içim sızlamıştı, ne kadar sinirlenmiş olsam bile... Ama bana attığı "iktidarsız" damgası, hele ki halamın yanında, beni resmen yerin dibine sokmuştu. Ama neden onu öptüğümü hâlâ anlayamıyordum. Bir anlık şakayla, düşünmeden yaklaşmıştım. Burnuma dolan vanilya kokusu, aklımı başımdan almış gibiydi. Ta ki... o lanet olası darbeyi yiyene kadar! Ben izinsiz dokunur muydum ona? Hayır, asla! Resmi ve imam nikahlı karım olsa bile zorla sahip olmazdım kimseye. Ama bir sorun vardı ki, Zeynep’le de hiçbir zaman olamayacaktık. Boşansam bile Marin onun ablasıydı. Kendime ve Marin'e olan saygımdan yakıştıramazdım bunu. O yüzden Zeynep defterini açmadan kapatmak en iyisiydi. Halamın gözüne görünmeden, kahvaltı bile yapmadan konaktan çıktım. Anneme söylemiştir kesin. Ne halt edecektim ben? Marin'in söylediği gibi bir yerimi kesemezdim ki! Kan görmeye dayanamıyor, anında fenalaşıyordum. Ortalığın sakinleştiğini düşünüp konağa geri döndüm. Marin’le konuşmam gerekiyordu. Bu gerdek işini halletmemiz şarttı, yoksa halam tepeme binecekti. Ama Marin, halam ve annem yoklardı. Sancar Konağı’na gitmişlerdi. Marin’i alıp gözden uzak bir yerde konuşmak iyi olur diye düşündüm ve arabaya atlayıp yola koyuldum. Konağa giriş yaptığımda her şey sakin görünüyordu, ama arka taraftan gelen sesler dikkatimi çekti. Marin'in sesi ve Davut Ağa'nın! Köşede durup öylece dinlemeye başladım. Marin'e kızıyordum ama duyduklarımla ona olan öfkemin üzerine su serpilmiş gibiydi. Benim zorlandığım gibi o da zorlanıyordu. Annemle babam haklıydı. Ben yine de yurdumdan, yuvamdan uzakta değildim. Ama Marin? O, yirmi altı yıldır yaşadığı evi, geçmişini, hayatını annesi için bırakıp gelmişti. Ya onun da bir sevdiği vardıysa? Bunu hiç akıl etmemiştim. Tam onu biraz daha iyi anlamaya başlamışken, Mesut’un söylediklerini duyduğumda kan beynime sıçradı. Orada olmasam, Marin'e vuracaktı! Şerefsiz herif! Doğa nasıl böyle bir adama kaçar, üstüne bir de çocuk yapar? Doğa'ya da vuruyordur, değil mi? Yapmamıştır! “Sen benim karıma nasıl dokunursun!” Elini havada yakaladım, bileğini bükerek sertçe geriye ittim. Sağ kolumdan güç alıp suratına indirdiğim yumrukla duvara tosladı. Gırtlağından yapıştım. Gözlerim öfkeden kararmıştı. “Bir daha söyle bakayım… Ne diyordun az önce?” Mesut öksürmeye başladı. Babası hemen araya girip oğlunu benden çekmeye çalıştı. Ama benden kaçamazdı! Kadına şiddeti asla kabul etmezdim. Doğa'ya vurduğunu duyarsam, o ellerini kırardım! “Söyle! Sen benim karıma hangi akla hizmet dokunmaya çalışırsın? Kardeşimin eşidir demem, sıkarım ümüğünü, alırım canını! Duydun mu?” "Ağa babasıyla nasıl konuşması gerektiğini öğretiyordum. Örfümüzü, adetimi öğrensin bir az." "Yanlış cevap Mesut. Önce sen kendi örfünü, adetini öğren. Kimse karıma, ağa karısına elini süremez, dokunamaz. Kardeşin bile olsa. Anladın?" "Abi," diyen sesle Doğa'nın sesini duydum ama bakmadım. "Duydun mu diyorum. O benim karım, benim namusum. Kimse dokunamaz ona!" “Duydum ağam! Duydum!” Öksürerek konuşmaya çalıştı. “Aziz Cihan, bırak onu! Değmez!” Marin kolumdan tuttu, beni geri çekmeye çalışıyordu. Ama gözlerim hâlâ Mesut’un üzerindeydi. Nefessiz kaldığını fark edip sonunda ellerimi gevşettim. Tam o anda sese diğerleri de koşup geldi: Marin’in annesi, annem, halam, Zeynep ve Zeynep’in annesi… Marin hâlâ kolumdan tutuyordu ama ben ona bakmıyordum. Gözlerim, merak ve korkuyla bana bakan Zeynep’e takılmıştı. Bana hiçbir zaman aşkla bakmamıştı zaten. Şimdi de beklemiyordum. Ama bir garip oldum. O gözlerde sadece endişe vardı. Mesut için olmalıydı, değil mi? Beni hiç bir zaman farkedemeyen o gözler. “Marin, gidiyoruz!” Anama dönüp, “Siz şoförle gelirsiniz. Ne olduğunu damadın anlatır size,” dedim. "Cihan'ım," dedi annem sadece. Devamını söylemesine izin vermeden oradan uzaklaştım. Marin’in elinden tutup bu ortamdan çıkmaya karar verdim. Ben önde hızla ilerliyor, Marin ise yetişmek için peşimden geliyordu. Konağın kapısını açıp dışarı çıktığımızda aniden çığlık attı. “Bırak kolumu! Canım acıyor!” Elimi hemen çektim. Bileğini tutup acısını dindirmeye çalıştı. Yaklaşıp elime aldım; kızarmıştı. İçimde garip bir sızı hissettim. Benim neden canım acıdı ki? Bana bir şey olmamıştı. “Şey… Fark etmedim. Aceleyle çıkınca… Özür dilerim.” “Ne kadar kolay değil mi? Yap, sonra ‘özür dilerim’ de!” “Ben sana yardım ediyorum, seni koruyorum. Senin yaptığın ne şimdi? Kadir kıymet bilmezlik." "Ben mi bilmiyorum? Ya kolum acıyor diyorum. Dur diyorum anlamıyorsun. Yaptığın iyiliği de yüzüme vuracaksan al çarp başına. Tepe tepe kullanırsın." "Ya sabır. Ya sabır. Marin, gel. Başka yerde konuşalım.” “İstemiyorum! Ne konuşacağız ki zaten? Beni koruduğun için teşekkür ederim. Bu kadar.” “Marin, hadi uzatma. Bin şu arabaya.” Acıyan bileğinden tutup düşünmeye başladı. “Biniyorum! Ama sadece konağın yolunu bilmediğimden! Seninle gelmek istediğimden değil!” İnat ediyordu. Kapıyı açtım, oturdu, kapattım. Direksiyonun başına geçerken gözüm istemsizce bileğine kaydı. Çok mu acıtmıştım onu? Neden bu kadar öfkelenmiştim? ***** Marin "Ben odama gidiyorum. Peşimden gelmesen sevinirim," dedim, konağın önünde durdurduğu araçtan inerken. Odam olarak görmüyordum orayı, sadece gelmemesi için böyle söyledim. Ona teşekkür etmem gerekirdi, sonuçta beni Mesut’tan korumuştu. Ama bileğimden tutup çekiştirerek beni götürmesi bana yalnızca fiziksel acı vermemişti. İçimde derinlere gömdüğüm bir kabusun kapılarını da aralamıştı. Yıllar önce, aşık olduğum adamın, nişanlımın gidişliyle paramparça olduğum o güne dönmüştüm bir anda. O gün de böyle olmuştu. Bileğim aynı şekilde kavranmış, aynı acıyla kıvranmıştım. Çekiştirilen kolum, geçmişin karanlığına sürüklemişti beni. O gün yaşadığım dehşeti hatırladıkça, içimdeki huzursuzluk büyüdü. Belki de o yüzden aşırı tepki vermiştim. Ama sadece bu değildi… Benden yalnızca bir eşya, bir mal gibi bahsetmesi gururumu incitmişti. "Benim karım," diyerek savunmuştu beni ama bu sözler boğazımda bir düğüm gibi sıkışıp kalmıştı. Başkası olsa mutlu olurdu belki ama Aziz Cihan benim için hiç bir anlam taşımıyordu. Bu hayatta bir kadına sadece "benim," deyip onu sahiplenmeye çalışan çok adam görmüştüm. Onlar bunu sevgi ve saygıyla mı söylüyordu? Hayır. Çoğu erkek, kontrol etmek, kadını hor görmek ve ezmek için söylüyordu bu kelimeyi. Aziz Cihan… Senin hangi tarafta olduğunu bilmiyorum. Ve bilmek gibi bir niyetim de yok. ***** Aziz Cihan "Bak anne, hala! Marin bir daha oraya gitmeyecek. Ya annesi gelip kızını görür, ya da benim haberim olmadan gidilmeyecek oraya. Anlıyor musunuz?" "Anlıyorum oğlum. Sakin ol azıcık," diye annem yumuşatmaya çalıştı sesiyle. Ama halam... Halam hiç oralı bile değil. Öfkemi körüklemekle, içimdeki ateşi daha da alevlendirmekle meşguldü. Konağa gelir gelmez konuşmak istemiştim. Marini korumak isterken tartışmaya dönüşmüştü her şey, nedenini bile anlamadan. Sadece kolunu incittiğim için mi bu kadar kızmıştı bana? "Abisidir. Sen karışma. Büyüğüne cevap verirse olacağı budur," diye tükürdü kelimeleri halam, gözlerini kısmış, yüzü buruşmuştu. "Hala! Ağzından çıkanı duymaz mısın?" "Çok iyi duyarım! Ama biri de senin karına öğretmeli. Dikbaşlı, söz dinlemez biri sanki!" Damarıma basıyordu! Öfkemi dizginleyemeyeceğimi fark ettiğim an, yumruğumu sıktım. Sesimi yükseltmemeye çalışarak, dişlerimin arasından tısladım: "Orada duracaksın, hala. O benim karım! Ve ileride sizin ve bu konağın hanımağası olacak. Bilmiyorsa zamanla öğrenecek! Daha yeni geldi, iki gün olmuş! Ne istiyorsun Marin’den? Zorla gelin getirildiğini bilmez gibi konuşursun! Alışması için zaman tanımanız gerek!" "Abla, Cihanım haklı," dedi annem, halamı yumuşatmaya çalışarak. "Gelin kızım babasını mı görmüş? Hayır, görmemiş. Baba sevgisinden mahrum kalmış bir çocuk olmuş. Ona karşı çıkması, onu istememesi çok doğal." Ama halam... Halam ne yumuşardı ne de geri adım atardı. Taş gibiydi, inatçıydı. Ve ben, onun nasıl o Mesut itiyle aynı düşüncede olabildiğini aklım almıyordu! Nasıl olur da Marin’i haksız bulurdu? Öfkemi dizginleyip gözlerimi onun gözlerine diktim. "Dövülen Doğa olsa bu kadar sakin kalır mıydın?" Halamın gözleri bir anda açıldı. Yüzü sertleşti. "Kimse benim Doğa’ma dokunamaz!" İşte orada yakalamıştım onu. "O senin kızınsa, Marin de birilerinin kızı. O yüzden önce düşün, sonra konuş, hala! Karımla ilgili kimse tek laf etmeyecek. Kalbinizi kırarım!" Halamın yüzü kıpkırmızı oldu. Ama susmadı. "İyi hoş konuşursun da, deminden beri hep ‘karım, karım’ dersin. Karın mı gerçekten? Karın sana iktidarsız diyor! Yapamıyor, diyor! Oğlunuz erkek değil, diyor!" Kan beynime sıçradı! Lanet olsun, bu kadın ne diyordu? Öfkemi kontrol edebilmek için dişlerimi sıktım. Elim yumruğa dönüşmüştü bile. "Gerdeğe girmemiş olmamız bizi karı koca yapmaz. Karım diyorsam karım! Sadece şu an hazır değilim. Hazır olduğumda olacak!" Halam gözlerini kıstı. "Karının bir kusuru mu var yoksa? Sakladığın bir şey mi var bizden?" Ona sert bir bakış fırlattım. "Kusur Marin’de değil! Kusur başka yerde!" Bu kadın nasıl bu kadar dar düşünceli olabilirdi? Marin’le aramızda öyle bir ilişki yoktu, ama halam kafayı gerdekle bozmuştu resmen! Kusur arıyordu bir de. Kusurlu olan onun düşünceleriydi ama haberi yoktu. Baktım, anlaşamayacağız, bu kadın benim sinirlerimi zorluyor. Daha fazla durmadım. Salondan çıkarken, son adımlarımda, arkamdan zehir gibi bir laf daha savurdu. "Kısa sürede sen bu işi hallet! Birkaç aya Aziz Ağa evlendi ama çocuğu olmuyor derlerse, o zaman ben bilirim yapacağımı!" Bacaklarım duraksadı bir an. Ama arkamı dönüp bakmadım bile. O kadının sözleri midemi bulandırıyordu artık. Gerçekten çekilmezdi bazı anlarda! ***** Akşam olmuş, yemekler yenmiş ve odamıza çekilmiştik. Marin kanepede oturmuş, bense yatakta uzanmıştım. Tüm geceler böyle sakin mi geçecekti? Beni umursamaz hâli canımı sıkıyordu. "Marin," dedim, yatağın içinde doğrulup ona baktım. "Ne var?" dedi, sesi hâlâ sertti. Neden hâlâ sinirliydi? Olayın üzerinden saatler geçmişti ama hâlâ içine kapanıktı. Kendimi toparlayıp tekrar sordum. "Seni çok mu incittim?" "Hayır. Seninle ilgili değil. Üstüne alınma." Şimdi bu iyi bir şey mi dedi, yoksa kötü mü? Kendi içinde boğuştuğu başka bir şey mi vardı? "Konuşmak ister misin?" "Ne konuda?" dedi, gözlerini kaçırarak. Haklıydı, ne hakkında konuşacaktık ki? Tanımıyorduk birbirimizi ama resmî belgelerde evliydik. Ne garip ama. Aynı çatı altında yaşamak zorunda kaldığım bir yabancıydı o benim için. Ve ben de onun için. "İzmir’de ne yapıyordun? Yani nerede çalışıyordun?" "Dans ederek para kazanıyordum," dedi bir anda. Şaşkınlıkla yüzüne baktım. "Anlamadım? Nasıl?" İlk defa yüzünde bir tebessüm gördüm. İçimde tuhaf bir sıcaklık hissettim. "Dans öğretmeniyim ben. Genellikle çocuklara ders veriyorum ama çift dansları da öğrettiğim oldu." "Hmm... İyiymiş," dedim ama içimde garip bir huzursuzluk oluşmuştu. "Ama halamın yanında sakın söyleme bunu." "Nedenmiş?" "Sakın. Kocanı dinle," dedim ciddi bir sesle. Halam bunu duyarsa saatlerce konuşurdu, sonra da Marin’in kulağını çınlatırdı. Onun çenesini çekemezdim. Marin gözlerini devirip başını çevirdi. "Benim uykum var. Uyumak istiyorum. İyi geceler." Kalktı, dolaptan bir çarşaf ve yastık aldı, sonra kanepeyi yatağa çevirdi. Onu izlerken, içimde anlamsız bir sıkıntı belirdi. Bir yıl sonra boşanacaktık, değil mi? Ya boşanamazsak? O zaman Marin ne yapardı? Düşünmek istemiyordum. "Sana da iyi geceler," dedim ve telefonuma bakmaya başladım. Bir süre sonra göz kapaklarım ağırlaşmaya başladı ve uykuya daldım. Ne kadar uyudum bilmiyorum ama odada hâlâ loş bir ışık vardı. Bir şey beni uyandırmıştı. Hafif bir inleme sesi. Marin'in sesi.Onu fark ettiğimde içim burkuldu. Uyuyordu ama ağlıyordu. Kabus mu görüyordu? "Özür dilerim… Benim suçum… Özür dilerim," diye mırıldanıyor, ağlamaya devam ediyordu. Hemen yanına koştum. "Marin, uyan," dedim ama gözleri hâlâ kapalıydı. Bir transa girmiş gibiydi. "Marin!" dedim, omuzlarından tutup hafifçe sarstım. Aniden gözlerini açtı, nefes nefeseydi. Gözleri bomboş bakıyordu ama sonra bana odaklandı. Başını kaldırdı, şaşkın ve kırılgan gözlerle bana baktı. "Gelmişsin…" diye fısıldadı, sonra birdenbire ellerini yüzüme koydu ve dudakları dudaklarıma kapandı. Şok oldum. Beklemediğim bir tepkiydi. Ama onu durdurmadım. Öpüşü telaşlıydı, kırılgandı, sanki bir şeyleri unutmaya çalışıyordu. İçim paramparça oldu ama içimde bir yerlerde bir kıvılcım çaktı. Ellerim beline gitmişti bile. Marin’in sıcak nefesi tenime dokunurken, tüm mantığım devreden çıkmıştı. Onu kendime çekip öpücüğünü derinleştirdim. O an, ikimiz de yalnızca birbirimize ait gibiydik...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD