Beni iyice kucağına çekerken eli yavaş yavaş Kasıklarıma indi. Başımı geriye yaslayıp
"Benim için geldiğinizi düşüneceğim majesteleri?"
"Senin için geldiği mi biliyorsun"
"Bana dokunduğunuza göre?"
"Çok kaprislisin ufaklık" diyince kendimi ileriye çektim. Beni daha sert kendine bastırdı. Sinirli bir soluk bırakıp
"Sizde fazla rahatsınız bence" dedim lafımı esirgemeden. Ulan sıkıyorsa cezalandır da göreyim. Bizimde elimizde kozlarımız vardı elbet.
"Seni cezalandırmayacağımı mı düşünüyorsun?" diye sorunca yutkundum. Boşta kalan eli yavaşça yukarıya çıkıp boğazımı sahiplenici bir tavırla kavradı. Soğuk yanağı yanağımı bulunca ürperdim.
"Cezalandıramazsınız" dedim. Dişlerini tenime sürtünce anam dedim. Sonuçta hem vampir hem Kral, yapar mı? Yapardı yani.
"Tatlı kanınla ağzımı sulandırabilirim" dedi.
Adamın aurasından mı? Boyundan posundan mı? Yoksa Kral oluşundan mı bilmem beni etkisi altına alıyordu. Ama bunlara kanmayacaktım.
"Ölü bir safkan işinize yaramaz majesteleri" dedim. Dişleri yavaş yavaş boynuma inerken
"%20 sini içmekte yeterli" dedi.
Kaşlarım çatıldı. Kanımda da gözü vardı adamın.
"Beni tehlikeye atamazsınız" dedim kararlı bir şekilde. Beni sevdiğinden değil de rahmim ona lazımdı.
"Dişlerime kaşınma o zaman güzellik" dedi. Ya sabır ben ne diyorum o ne diyor.
"Şimdi bu konuşma sizin o kadını emmeye devam edeceğiniz anlamına mı geliyor"
"Sıradan bir vampir kanı içemem Perla" dedi. Sinirle kendimi ileri attım.
"İçemezmiş?" diye homurdandım. Beni bırakmaya niyeti yoktu ama benim de onun kur yapmasına izin verecek halim.
"Bırak beni" dedim. Kene midir? Sülük mü? Yoksa vampir mi? Belli değil. Beni bırakınca bi sendeledim. Yüzüne bakmadan bizi az ilerde izleyen Elizabeth'in yanına koştum. Elizabeth'in elini tutup onunla hızlı şekilde çıkışa yöneldim. Madem vazgeçemiyordu bende ona gününü gösterirdim. Onun kırık çürükleri ile uğraşacak değildim.
"Yine mi tartıştınız?"
"Sence? Adam illa da ondan beslenecekmiş"
"Ee beni nereye götürüyorsun?"
"Sinirliyim"
"Abimden intikam almak için beni mi öldüreceksin?" diye sorunca çatılmış kaşlarla ona döndüm.
"Abinden intikam almak için değil ama çok konuştuğun için seni öldürmeyi planlıyorum."
"İnsan görümcesine öyle der mi?" görünmez bela işte.
"Biraz koşmam lazım, yanlız mı koşayım?"
"Tamam ne kızıyorsun? Sadece seni eğlendirmeye çalışıyorum"
Didişerek sarayın dışına çıktık. Abisi kılıklı oda halden anlamıyor.
"Bu elbiseyi çıkarmama yardım eder misin?"
"Edemem"
"Niye?"
"Abim kıza"
"Niye kızacak? Elbise ile dönüşürsem parçalanacak"
"Biri görür beni karıştırma. Tamam abim iyidir ama tersine denk gelirsen kaçacak hiç bir yerin olamaz" dedi.
"Ben ölümlü olduğum halde korkmuyorum, sen ölümsüz olduğun halde korkuyorsun?"
"Kral dan bahsediyoruz tatlım"
Elimi ense kısmıma götürüp ipi çözdüm. Daha sonra kollarımı aşağıya indirip ipleri gevşetmeye çalıştım. Sinirle önüme dönünce Elizabeth yoktu. Şaşkınlıkla etrafa baktım ama görünmüyordu, nereye gitmişti şimdi bu? Ya sabır. Beni vampirlere yem edecekti anlaşılan.
"Saraya dön" diyen adamla bıkkın bir nefes verdim. Elbiseyi yanlardan tutup elbiseyi iki parçaya böldüm. Sizinde elbisenizin de şimdi... Hızla dönüşüp koşmaya başladım. Kralın sesi kulağımda yankılanırken beni dakika dolmadan yakalayıp yere yuvarlaması bir oldu. Ön patileri mi tutup yerden kalkma mı engelleyince ona hırladım. Siyah gözleri kırmızıya dönerken korktum. Tamam şimdi bunu bende beklemiyordum. Kurdum hırlamasını artırıp beni koruma içgüdüsü ile hareket ederken, ona zarar gelmemesi için dönüşmek zorunda kaldım. Çırılçıplak insan suretime dönerken neden bu kadar sinirlendiğini anlamaya çalıştım.
Bacaklarımı kendime çekip başımı üzerine koyup boş boş yere bakmaya başladım. Üzerime hemen pelerinini atmıştı. Ona sarılmadım ama atmadım da. Ah annecim dedim duygu karmaşasına girerken. Burun direklerim sızlarken ben ağlamamak için bedenimi kasıyordum. Sessizlik dakikalar sürmüştü ama ben yanımda olmasından rahatsızdım. Kurdum tetikte beklerken geceyi bitirme kararı alıp uyuşan bacaklarımla ayağa kalktım. Pelerine sarılmak istemesem de çıplak gitmek istemediğim için yanlarını ortada birleştirip koşarak geldiğim yolu çıplak ayak yürümeye başladım. Elini omuzuma koyunca başımı biraz yukarı kaldırıp gözyaşlarımı geriye itmeye çalıştım.
Büyük bir iki adım atıp öne geçtim. Şu an ona temas etmek istediğim bir şey değildi. Bundan sonra görevimi bilirdim, sadece altına yatardım sessiz sessiz. İstediği gibi. Ayağıma değen hiç bir şeyi umursamadım.
"Yine mi inat ediyorsun?"
"Etmiyorum majesteleri" dedim sesimi sakin tutmaya çalışarak. Hızlı bir şekilde önüme geçince bakışlarımı yere çevirdim. Beni omuzuna atınca hiç bir şey demedim. Beni sarayın avlusuna kadar taşıdı. Daha sonra yere koydu. Yüzüne hiç bakmadan yürümeye başladım. Sinirim o kadar yoğundu ki, birde içimde ki korumam yani kurdum benim üzüntüme hırlıyordu.
"Sende bana ne hırlıyorsun?" diye çemkirdim artık.
"Seni korumak benim görevim"
"Beni koruman ikimizi ölümden öteye götürmez. Kıvrıl bir kenara uyu"
"Çok güzel bir çözüm bir ara söyle uygulayayım" dedi bana kızarak. Yarısı safkan olduğu için daha özgür ruhluydu. Alfalara eş değer gücü olduğu için bu kadar saygısızlığı kabul edemiyordu haklı olarak. Odamın önüne gelince kapıyı açıp, pelerini geriye atarak odaya girip kapıyı kapattım. Bu gece görmek istemiyordum onu.
Banyoya girerek dizden aşağıya soğuk su dökerek yıkadım. Sıcak su olsaydı duş alırdım. Koskoca lanet sarayda sıcak su bile istediğin zaman bulamıyordun. Tamam bizde göllerde yüzerdik ama buranın suyu çok soğuktu. Bende böyle bir yerde su bulduğuma sevinmiyorum da soğuk sıcak arıyorum diyerek burnumu yukarı çektim. Elimin tersiyle gözyaşlarımı silip yüzümü de soğuk suyla yıkayıp odaya döndüm.
Çamaşır takımı giyerek üzerine pijama takımı geçirdim. Saçlarımı bağlayıp yatağa girdim. Gece dönüp duracağımı, bol bol annemin kulaklarını çınlatacağımı biliyordum. Yine de gözlerimi kapatıp uyumaya çalıştım.