7/Akşamlarda parmak izlerin.

1587 Words
Ve yabancıların en yakınıydın sen. [Nilgün Marmara] *** Sokak lambalarının ışığı altında önündeki yola bir kez daha baktı. Giz, az ötede arabasına yaslanmış, onu bekliyordu. Dilara'yı fark edince baş ve işaret parmağı arasında tuttuğu sigaradan derin bir nefes çektikten sonra sigarayı yere atarak ayağıyla söndürdü. Ardından kadına doğru üç adım attı. Üzerinde her zamanki deri montu olmadığı için kendini şanslı sayması gerektiğini düşünerek gözlerini devirdi Dilara. Adamın bu akşam için özendiği söylenebilirdi. En azından Giz şimdi, kadının hep şikayet ettiği o hırpani görüntüsünden epey farklıydı. Hatta adam, genelde tarla gibi dağınık duran saçlarını dahi lastik tokayla ensesinde toplamıştı. Genç kadın, derin bir ihtiyaçla tüm bu ayrıntılara dikkat kesilen benliğini gün ışığı görmeyen zindanlara kapatmak istiyordu ama elinden gelen bir şey yoktu. Onu idare edeceğini düşündüğü zoraki bir gülümsemeyle aralarındaki mesafeyi kapatmak için üç adım da o attı. Karşı karşıya geldiklerinde "Ahir ömrümde seni böyle görmek de varmış," diyerek adama takılırken, ellerini üzerindeki şarap rengi elbisenin yumuşak kumaşına bastırdı. Ayakta durabilmek için dengesini yeniden kurması gerekiyordu ama nereden hasar aldığını bilmiyordu. Eğer ilk gediğin nereden açıldığını bilirse, telafi etmenin bir yolunu bulabilirdi. Ama elleriyle santim santim gövdesini yoklayamayacağı çok açıktı. O nedenle, kendine tutunmak istercesine tüm gücüyle parmaklarının arasındaki kumaşı sıktı. "Hiç fena görünmüyorsun." "Sen çok güzelsin." Adamın kısık sesi bütün boşluklarına dolup hepsinin derin bir sızıyla yerlerini belli etmesine neden olurken görünmez bir el parmağını uzatarak kadının sol kaburgasındaki oyuğa bastırdı. İşte, dedi. İlk gedik burada açıldı. Dilara tam o anda nefesi kesilene kadar kaçmak, bir duvar dibi dahi olsa kaçıp saklanmak istediğini fark ederek ağzındaki kuruluğa aldırış etmeden yutkunmayı denedi. Elinden başka bir şey gelmiyordu. Adam kör karanlıktı, Dilara'nın ise gidebileceği bir yer yoktu. Ne kadar daha öyle, sokak lambalarının loş aydınlığında, sessizce birbirlerine baktıklarını bilmiyordu. Belki bir ömür, belki bir an bile değildi. Konuşmaya karar vererek derin bir nefes aldı. "Anlaşılan gözlerin karanlıkta yeterince iyi görmüyor." "Bir şahin kadar keskin gözlere sahibim." Dilara başka bir zamanda, başka şartlar dahilinde, adamın söyledikleriyle eğlenerek dudaklarının arasından ufak bir kahkahayı dahi serbest bırakabilirdi. Ama bugün değil... Giz'in sesi böyle derinden gelirken, gözleri etini kemiklerinden ayırmak isteyen bir bıçak gibi üzerinde gezinirken, kadının tek yapabildiği kuruyan dudaklarını ıslatmak olmuştu. Derin bir ürpertinin omurgasının izini takip ederek sırtında gezindiğini hissediyordu. Bu hisle dudaklarını saran gülüş titredi. Kadın adamın başka bir şey söylemeden arabaya doğru hareketlendiğini fark ettiğinde sızlayan ciğerlerinin çağrısına uyarak derin bir nefes aldı. Hemen ardından kendi tarafındaki kapıyı açarak dikkatle arabaya bindi ve saçlarının arasında gezinme isteğiyle sızlayan parmaklarını umursamadan ellerini kucağında birleştirdi. Yol, gözüne omurgasına dizilmiş gibi uzun görünüyordu. Yine de bitti. Dilara Giz'in kokusunu duyabileceği kadar yakınında olmasından duyduğu rahatsızlığı göz ardı etmeye çalışarak davetin verildiği gösterişli binaya ilk adımını attı. Aynı anda adamın eli belli belirsiz bir baskıyla beline yerleşti ve yolu göstermek istercesine kadını, elin sahibine biraz daha yaklaştırdı. Bu gece de bitecekti. Geçip giden her şey gibi... Bitmesine bitecekti ama kadın, adamın elinin refakatinde attığı her adımda kendiyle bir kez daha kavgaya tutuşuyordu. Adama bu kadar kolay kapılıp gitmesine akıl sır erdiremiyordu. Ofisine gelip tüm o serseriliğiyle yıkılmaz bir anıt gibi ellerini cebine yerleştirerek dikildi, sonra da geçmişiyle ilgili birkaç küçük sırrı ifşa etti diye varlığının en ince zaaflarına kadar her şeyi anlatacak değildi ya! Boş yere telaşa kapılmıştı Dilara. Üstelik adamın anlatmaya devam etmesine engel olmak için illa gidip elini ağzına kapatması mı gerekiyordu? Eğer Giz'in gözlerini görmese, bunca kolay teslim olmazdı. Kadın adama doğru plansız bir adım atmıştı ve işin kötüsü bu sefer sınırın Yusuf Giz Üstünel tarafında kalmıştı. Karşıdaki boşluk sinir bozucu bir kahkahayla kadına el sallıyordu. Gözlerini devirecekken kendine son anda engel oldu. Davetin verildiği geniş salondan içeri girdiklerinde adamın hemen yanı başındaki varlığının - Giz'in eli hâlâ belindeydi - biraz olsun daha iyi hissetmesini sağladığını fark ederek sessizce iç geçirdi. Ah, bir de adamın kokusu ciğerlerini bir bıçak gibi böyle derinden kesmeseydi! Sonunda Giz onu anne, babası ve kardeşinin olduğu masaya götürdüğünde omuzlarının daha da gerilmesine mani olamadan yüzüne kibar bir gülüş uydurdu. "Hoş geldiniz." Tüm zarafetiyle ona bakıp gülümseyen kadının adamın annesi olduğunu tahmin ederek yüzündeki gülüşü genişletti Dilara. Adamı ailesinin, bilhassa da annesinin yanında mahcup etmek istemiyordu. Aynı anda Giz'in "Annem," diyerek araya girdiğini duydu. Sesi kendini bulmuş gibiydi ama Dilara yüzünü kadına çevirmeden önce göz göze geldiği adamın bakışlarının titrediğine yemin edebilirdi. "Nilda..." Adamın İspanyol damarlarının sahibi de böylece belli olmuştu. "Memnun oldum, Nilda Hanım." "Davetimizi kırmayıp geldiğin için teşekkürler, Dilara." Dilara ne diyeceğini bilemeden bakışlarını kadının ellerinin arasına aldığı elinden çekerek gülümsemeye benzer bir kıvrımın dudağının kenarına yerleşmesine izin verdiği sırada Giz'in sesi yeniden duyuldu. "Babam..." Dilara, Nilda Üstünel'e geceden beri en samimi gülümsemesiyle bakarak zarifçe elini kadının yanındaki adama uzattı. "Yahya." "Davetimize şeref verdin, Dilara." Genç kadın yaşına rağmen oldukça karizmatik görünen adama üstten kaçamak bir bakış atarak mahcup bir gülüşle karşılık verdi. "O şeref bana ait, Yahya Bey." "Bu da Öz." Genç kızın ışıldayan yeşil gözlerine ters bir bakış atarak kendini düzeltmek istercesine tekrar etti Giz. "Efsa Öz, kardeşim." "Üstün'ün dalıp gittiği kadar varmışsın." Dilara genç kızın söylediklerine karşılık şaşkınca çatılan kaşlarıyla Giz'e dönerek "Üstün?" diye mırıldandığı sırada adam Efsa'dan tarafa öldürücü bir bakış atmakla meşguldü. Dilara'yla göz göze geldiğinde toplu olmasına aldırış etmeden ellerini saçlarının arasından geçirerek umursamazca omuz silkti. "Seninle tanıştığıma çok sevindim, Dila." Dilara kıza gerçekten samimi bir baş hareketiyle karşılık verdi. Efsa'nın bu uçarı ve sevimli hallerini Gülnihal'e benzettiğinden olsa gerek, kıza karşı içinde nedensiz bir sevgi duymuştu. Bakışlarını Giz'e çevirdiğinde adamın kendine çoktan bir kadeh alıp içmeye başladığını fark ederek gözlerini devirdi. Bir eli cebinde, diğeriyle kadehini kavrayan görüntüsü, çoktan gevşemiş toplu saçlarıyla aslında insanın canını sıkacak kadar umursamaz görünüyordu ama nedense Dilara adamın gergin olduğunu düşünmeye başlamıştı. Gecenin ilerleyen saatlerinde kaçıncı içkisini aldığını saymayı çoktan bıraktığında dahi hâlâ adamın bir şeylere tahammül etmekte zorlandığını düşünüyordu. Bakışları sessizce diğer davetlilerle ilgilenen Üstünel çiftine kaydı. Gece boyunca yaptıkları kısa süreli sohbetler sayesinde Nilda Üstünel'in ressam olduğunu, aynı zamanda kimsesiz çocuklar için çalıştığını, İspanya'da doğup büyüdüğünü ama Yahya Üstünel'le evlendikten sonra adamın mesleği dolayısıyla ülke ülke gezdiklerini, adam baş konsolosluktan emekli olduktan sonra da seyahat etmeye devam ettiklerini; Efsa'nın Giz'den on dört yaş küçük olduğunu, tıp öğrencisi olduğunu, babasının mesleği dolayısıyla Bosna'da doğduğunu - böylece Giz'in neden Bosnakça bildiğini de - öğrenmiş bulunuyordu. Adamla ilgili öğrendiği tek şey ise, Selim'le Carmita'ya ortak olduğuydu. Bunu da sohbetin bir yerinde Efsa söylemişti. Carmita'nın anlamının güle benzeyen demek olduğunu da yine Efsa anlatmıştı. Anlaşılan kadın, adamın hayatında özel bir yere sahipti. İlk aşk belki? "Joseph'le işler nasıl gidiyor? Seni yormuyor, değil mi?" Nilda'nın yeniden masaya döndüğünü konuştuğunda ancak fark edebildi Dilara. İlk anda anlamlandıramadığı soruyu zihninde çevirirken zaman kazanmak istercesine gülümsedi. "Ben," dedi sonunda. Bunu Giz'e ayrıca söylemeyi düşündüğü için onun duymayacağından emin olduktan sonra devam etti. "Giz'in işleriyle Elis dönene kadar ilgileniyorum, Nilda Hanım." "Anlıyorum." Yeni bir şey söylemek için dudaklarını aralamıştı ki, elini tutan elle duraksadı. Masadaki diğer üç kişiye kaçamak bir bakış atıp nefes alış verişini sabit tutmaya çalıştığı sırada Giz'in kulağına eğilerek, daha doğrusu boynuna sokularak "Dans edelim," diye mırıldandığını işitti. "Ven conmigo."*Gel benimle. Duymuş olabilir miydi? Kuruyan dudaklarını takatsizce yalayarak derin bir nefes eşliğinde bakışlarını Giz'e çevirdi. "Está bien."*Tamam. Adamın isteğine uyarak dans edilen alana ulaştıklarında beline dolanan kolu göz ardı etmeye çalışarak derin bir nefesle elini adamın omzuna yerleştirdi Dilara. Diğer eli, çoktan Giz'in avcunun içindeki yerini almıştı. Sakince dans edeceklerini düşünmüştü ama adamın birden beline daha sıkı dolanan kolu onu hazırlıksız yakaladı. Bir an sonra Dilara geniş dans pistinde sonsuz bir valsin adımlarına ayak uydurmaya çalışırken buldu kendini. Uğuldayan kulakları çalan müziği ayırt etmesini zorlaştırıyordu ama etrafının bir anda bir müzik kutusunun içindeymiş gibi dönerek dans eden çiftlerle sarıldığını fark edebilmişti. Kontrolü tamamen Giz'e bırakmayı uygun görerek adamın omuzlarına biraz daha tutundu. "Titriyorsun." Adamın kısık sesine karşılık nefes nefese mırıldandı. "Adımların çok hızlı." "Başın mı dönüyor?" "Giz..." "Demek Elis dönene kadar..." "Burada konuşmak istemiyorum." Giz'in adımları aniden durdu. Kadının ikinci bir şey söylemesine fırsat vermeden onu salonun sol tarafındaki terasa doğru sürükledi. Sonunda davetin kalabalık uğultusu geride kaldığında Dilara'yı karşısına alarak soluklandı. Sakinleşmek için bu kadarının yeterli olmadığına karar verdiğinde parmakları hızlıca saçlarını toplayan lastik tokayı çekip çıkardı. Elini dağılan saçlarının arasından geçirirken "Seni dinliyorum," diyerek soludu. "Elis döndüğünde onunla devam etmen daha uygun." Dilara'nın sözünü kestiğini umursamadan "Sözleşmede böyle bir madde yoktu," diye araya girdi. Genç kadın adamın sözleşmeyi okuduğundan şüphe duyduğu anları hatırlayarak afalladı. Sadece kalemi eline alıp isminin altına imza atarken, öylesine baktığı sözleşmeyi madde madde biliyor olamazdı, değil mi? Aklını toplamak istercesine derin bir nefes aldı. "Elis'ten ben rica ettim." "Niye?" Adamın hiç teklemeden sorduğu soru Dilara'nın aralık dudaklarını kararsızca kıpırdatmasına neden oldu. Giz, kadına hiç yardımcı olmuyordu. Ne diyebilirdi ki? Kendini adamdan kurtarmanın yollarını arıyordu. Ona kapılıp gitmekten öyle çok korkuyordu ki kaçıp gidince biter sanmıştı. Kaçamıyordu. Kaçamamıştı. Olanca şiddetiyle adama doğru çekiliyordu. Büyük bir gürültüyle yerle bir olacağına hiç şüphe yoktu. Adam bir kara delik gibi kadının varlığına kastediyordu. Olasılıklar, Dilara'nın beyninin kısa devre yapmasına neden oluyordu. Kadın buna alışkın değildi. "Çünkü öyle olması gerekiyor!" Giz sabırsızca gözlerini devirdi. "Madem benimle çalışmak istemiyorsun..." Kadının gözlerinin gözlerine çevrildiğini fark ederek meydan okurcasına kaşlarını kaldırdı. "...Dilara, Elis'in dönmesini beklemene gerek yok. Şimdi git!" Dilara işaret parmağını uyarmak istercesine Giz'e doğru uzatırken tam olarak neye kızdığını bilmese de yakıcı şiddetiyle öfkenin tüm benliğini etkisi altına almasına izin verdi. "Sen benimle böyle konuşamazsın!" Parmağının ucuyla dokunduğu göğsün adamın geriye doğru attığı tek bir adımla ondan uzaklaştığını fark ederek gözlerini Giz'in yüzüne dikti. Giz bu çirkin akşama parmak izini bırakan kadına bakarken, alışmanın çok da zor olmadığına ikna olmaya çalışıyordu. Gözlerini Dilara'nın açık bir yara gibi kirpiklerinin arasından varlığını belli eden gözlerinden bir nefes aralığı dahi çekmeden cevap verdi. "Seni bağlayan hiçbir şey yok!"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD