Hemen çocuğumuzun yanına gitmek istesek de yetkililer buna izin vermiyordu. Yüksel’in ayak bileği sıkıca sarılıp ağrı kesiciler verilmişti. Ajanların, Yüksel’in niye Suriye’ye geçtiği, benim bu işe neden karıştığımın sorgulanması uzun sürdü. Üst rütbeliler devreye girince amirin emriyle Yüksel merkeze çağrıldı, tabii bende onunla beraber gittim… Sorgusu değişik yollardan devam ediyor geçmişi didikleniyor, ben gittim işimi hallettim geldim diye bir söz asla kabul edilmiyordu. Polat ve Volkan bizi bırakarak evlerine döndüler. Babaannem hastanede iki gün kaldıktan sonra tansiyon ilaçları verilerek eve gönderilmişti. Helina arkadaşları arasında çok mutluydu, uslu çocuk olduğundan Nida merak etmemize gerek olmadığını, tüm işlerimizi hallettikten sonra çocuklarının doğum gününe gelmemizi söyledi.
****
Yüksel kendi evine gitmeyi istedi, ben olmaz dedim. O diretti ben ısrar ettim. Bu kadınla huzurlu bir günüm olmayacak mıydı? Yine onun isteği olduğundan Kavaklının yollarındaydık… Trafik berbattı “Benim evde kalsan ne olurdu, her dediğime karşı çıkmak hoşuna mı gidiyor”
“Cevabı sözlerinin içinde orası senin evin, burası benim evim”
“Evlenelim bizim olsun”
“Kaç kez söyleyeceğim evlenmeye hiç niyetim yok”
“Yüksel oturduğum binanın yeri güzel, korumalı. Çocuğumuzun oynayabileceği bir sürü alan mevcut. Bildiğin gibi ofisim merkezde, buralara gidip gelmem çok zor”
“Sana bizimle otur demiyorum”
“Beni çocuğumdan ayrı tutamazsın”
“Tutmaya hiç niyetim yok, istediğin zaman gelir görürsün”
“Yüksel bu dediğin saçmalık asla olmaz, ben çocuğumla birlikte yaşamak istiyorum.” İyice sinirlerimi bozmuştu “Ya seninle ya da sensiz” diyerek konuşmamı bitirdim. Nihayet evine vardık, ev onun değildi, birkaç parça eşyası vardı niye inat ettiğini hiç anlamıyordum. Üst kat komşusu bizi görünce aşağı indi… Yüzünden düşen bin parçaydı “Yüksel ev sahibi evi boşaltmanı istiyor”
“Nedeni ne kirasını vaktinden önce yatırdım”
“Evli olmayan kadını evimde barındırmam dedi.”
“Ona neymiş”
“Ben elçiyim, görür görmez söyle yoksa eşyalarını polis zoruyla attırırım dedi”
“O biraz zor”
Kadının her sözüyle içime serin sular serpiliyordu, kızmak üzere olduğum ev sahibini öpesim gelmişti. Komşusu çıkar çıkmaz mutfağa gidip kahve hazırlamaya başladı “Nasıl içersin?”
“Türk kahvesi yapıyorsan tek şekerli”
Makinayı hazırlayıp bana döndü “Susma içindekini söyle Oleg”
“Ne oldu ki?”
“Yüz ifaden hiç öyle demiyor, bu ev olmazsa başka ev. Ev sahibinin bir evi kiracının bin evi var demişler”
“Burasıyla işin bitmedi mi? Seni bağlayan ne kaldı”
“Sevdiğim, çocuğumu rahatça yetiştireceğim bir yer”
“İstediğin zaman gelir dolaşırsın, kızımın evi tek çare gibi görünüyor. Kızım annesiyle babasını dışarıda bırakacak değil herhalde”
“Oleg ısrar etme”
“İstediğin gibi olsun karşı daireme taşınacaksın”
“Oranın kirasını veremem”
“Kızıma bakmak zorunda olduğuma göre kira ödemene gerek kalmayacak” Binayı, manzarayı, konumunu beğendiğim için yan daireyi de aldığımı şimdilik söylememe gerek yoktu.
*****
Neydi bu adamın derdi, elli kez evlenmek istemediğimi söylemiştim, böyle bir adamla evlenmek intiharla eş değerdeydi. İki gün sonra benden sıkılıp başka hazlar araması olasılık dahilindeydi. Hem maddi olarak benden yaşadığım hayattan çok yukarılarda dolaşıyordu. Yatlar, katlar, holdingler. Ne yetiştirilme şeklimiz, ne hayat tarzımızın birbiriyle uzaktan yakından alakası yoktu. Adam podyumlara çıkmış, dünyada olan zengin, ünlü, ünsüz her cins kadınla birlikte olmuş, jet sosyetenin içinde gezmiş, yeryüzünde dolaşmadığı yer kalmamıştı, ben böylesi bir hayata asla ama asla uyum sağlayamazdım, bir süre benimle olacak sonra çekip gidecekti. Evlenmek veya onunla yaşamak istemiyordum, isterse arada bir gelir giderdi. Bari bırakıldığım zaman çok fazla üzülmez boşanma derdi olmadan sen yoluna ben yoluma der hayatıma kızımla devam ederdim. Su ve yağ birbirine nasıl karışmazsa işte bizde öyleydik bunu anlamalıydı. Kızımı kullanarak bana manevi baskı yapıyordu, baskısını kabul etmeyecektim bunu iyice anlamalıydı.
****
Karar vermesi için Yüksel’i yalnız bırakıp bahçeye çıktım, aslında dediği gibi sessiz sakin yerlerdi yeşilliğin ağaçların bol oluşu havayı tertemiz yapıyordu. Bir taraftan denizin getirdiği iyot kokusu, bir taraftan ağaçların havayı temizlemesinin getirisi olan bol oksijenle yaşanacak yerdi. Düşünmesi bitmiş olmalı yanıma gelip çite yaslandı. “İstanbul içinde böyle bir yer yok, kuşlar, çiçekler, hava, daha nasıl anlatayım… Bak güllere rengârenk açtılar mis gibi kokuyorlar, limon ağacı, portakal, hatta elma bunların hangisini apartman dairesinde yetiştirebilir dalından meyve koparıp yiyebilirsin. Birde iş mevzum var, burada ki spor salonuna çalıştırıcı olarak girmek niyetindeydim”
“Senin doğa insanı olduğunu hiç düşünmezdim”
“Birbirimizin hakkında bilmediğimiz çok şey var”
“Gizli kalmış korkularımızı, geçmişteki acılarımızı biliyoruz ve ten uyumumuz mükemmel. Bileğin ağrımıştır fazla ayakta kaldın, kararın ne?”
“Ev sahibiyle muhatap olmama gerek yok, yeni ev bulmak uzun sürebilir ve ben yavrumu çok özledim”
“Evi olduğu gibi bırak”
“Kahve makinası, kızımın beşiği, kıyafetlerimiz, oyuncaklar dışında benim olan yok. Eşyalı tutmuştum”
“O zaman işimiz çok daha kolay”
Olaylar benim istediğim doğrultuda gidiyordu, bez beşiği bıraktırdım. İki sevgilimin eşyaları bir bagaja sığdı. Evimin döşenmesine yardım eden dekoratörü arayıp randevu aldım. Ben her şeyi ona bırakmış anahtar teslimi almıştım. Kadınları tanıyorsam yaşayacağı evin eşyalarını, çocuğunun odasını kendi seçmek isterdi. Tahmin ettiğim gibi mobilya almak için mağazaya gitmek istedi. Kendi tanıdığım yere götüreceğimi söylediğimde param onlara yetmez diyerek itiraz etti. İtirazına mobilyalı olarak oturacağını söyledim yine itiraz etti. Sen seçeceksin yaptıklarımın hepsi kızıma başka itiraz istemiyorum diyerek son sözümü söyledim. Kendi kendine konuşup duruyordu, o kimseye muhtaç olamazmış, her zaman kendi ayakları üzerinde durmuş ben ona ne yapmaya çalışıyormuşum. Bunları yapmam benim her dediğimi yapması anlamına gelmezmiş, böyle bir düşüncem varsa şimdiden kafamdan silmeliymişim… Neden kadınlarla ikinci kez görüşmediğimi bu sayede anlamış oluyordum. Doğal içgüdüyle davranmıştım, yine de Yüksel’e kıyamazdım… Sus demek yerine müzik açtım ses kısıktı, konuşmaya devam edince sesi biraz daha fazlalaştırdım. O hala konuşmaya devam ediyordu nihayet mağazaya gelmiştik. Dekoratörle tanıştırdım, kadının adama aldırdığı yoktu. Fiyat etiketlerine bakıyor vazgeçip diğerine bakıyordu. Adam gelin birer kahve içelim diyerek beni masasına davet etti. Gözü dolaşan Yüksel’in üzerindeydi. “Hanımefendinin baktıklarını kafama not olarak alıyorum, zevkini aşağı yukarı tahmin ettim. Spor mobilyalardan hoşlanıyor, köşe koltuk ilgisini çekti gri ve füme renklerini beğendi. Yatak odasında tercihi beyaz oldu. Yatak odası hariç aynı zevkleri paylaşıyorsunuz.”
Yüksel konuşmadan mağazanın kapısına gidip durdu. Adama baktığı eşyaların ne zaman geleceğini sordum bir aya yakın bir zaman söyledi. On beş günde evi eksiksiz olarak döşemesini istedim. Çocuk odası çalışmadıklarından arkadaşının mağazasını önerdi. Yüksel’in yanına gidip gidelim dedim. Arabaya bindik çocuk odası bakmamız gerektiğini söyledim “En pahalı, her şeyin en olduğu mağazayı seç… Bu ne ya mobilya değil ev alıyoruz sanki bunların memur maaşlarından haberi var mı? Asgari ücreti telaffuz edebiliyorlar mı? Delirmiş bunlar delirmiş… O mağazadan yaşadığım eve sandalye bile girmeyecek ya benim isteğim olur ya da yer yatağı sererim.”
“Sen her zaman böyle huysuz musun?”
“Huysuzum, çabuk sinirlenirim, cimriyim, dediğim dedik biriyim. Sen en iyisi yakınlarda bir ev tutmama izin ver. Mütevazı bir yer istiyorum evimde sıcaklık olmalı mobilya mağazası gibi olmamalı”
Başım ağrıdan patlamak üzereydi, sırtımın ağrısı da tuzu biberi oluyordu, gördüğüm ilk eczanede durup ağrı kesici aldım… İlaç içtiğimi gören Yüksel sustu evet nihayet sustu… Tekrar yola çıktık sağa çekip durmamı istedi, niye der gibi yüzüne bakınca mobilya mağazasını gösterdi. Kredi kartımı uzattım, içeri girecek halim kalmadığını bir evin tüm ihtiyaçlarını almasını söyledim. Madem benim götürdüğüm yeri beğenmemişti hiçbir işine karışmayacaktım. Yüksel mağazaya girdi dekoratöre telefon açıp sipariş vermemesini isteyince adam ah kadınlar deyip telefonu kapattı… Başımı koltuğa yasladım, ilaç ağrıyı hafifletmişti. Karşı kaldırımda kadın iç giyimi satan mağazanın vitrininde olanlar sevgilime çok yakışırdı. Kadın mağazasına erkeklerin girmesine alışık olmadıkları belliydi. Kadın müşteriler aceleyle dışarı çıktılar gönlümce alışveriş yapıp elimdekileri bagaja koydum. Yüksel henüz meydanlarda yoktu…
“Uyan Oleg uyan”
“Bitti mi?” Yüksel’in kocaman gülümsemesini görünce tüm yorgunluğum, negatif düşüncelerim uçtu gitti.
“Bitti eksikleri evi gördükten sonra alırım”
“Yoruldun diğer ıvır zıvırı internetten sipariş ederiz.”
“Harika olur gerçekten çok yoruldum, kızımızın odasını bir görsen bayılırsın”
“Sen mutluysan bende mutluyum ne zaman getirecekler.”
“On beş gün dediler”
“Sorun değil kızımızı almaya gideceğiz biraz orada oyalanırız. Evimize geldiğinde hazır olur”
Olur deyip yanağımdan öpünce benim yelkenler suya indi… Evime ilk kez geliyordu yüz ifadesinden beğendiğini anlamıştım. Yeni yapılmıştı son sistem donanımlıydı, yedi yıldızlı otellere benziyor diyerek fikrini söyledi. Dört asansörlü olması daha hoşuna gitti. Dairenin içine girdiğinde ilk tepkisi çok büyükmüş demek oldu, elinden tutup balkona götürdüm akşam olmak üzereydi, güneş tüm ihtişamıyla batıp yerini aya bırakırken kırmızı ışıklarını son kez yolluyordu. Ellerini kenar demirine yaslayıp bir süre manzarayı seyretti “Manzara çok güzel ama çok yüksek ya kızım balkona çıkarsa, ya buradan sarkarsa”
Bu kadın her şeye bir bahane buluyordu, yanına gidip aşağı baktım. Daire on beş katlı binanın onikinci katındaydı daha önce hiç ilgimi çekmemişti gerçekten çok yüksekti. Yaptığı bahane değil çocuğunu tehlikelerden koruma içgüdüsüydü. Çok haklıydı Helina’yı demirlere tırmanmış halde düşünmek içimi ürpertti. Başka bir yer düşünmeliydim her an korku içinde yaşamak istemiyordum. Yüksek binalarda oturanların içinde çocuk sahibi olanlar yokmuydu, tabii ki vardı. Maddi açıdan alabilecek haldeysem daha korumalı bir eve geçebilirdim. Yüksel evi dolaşıyordu “Evin içinde yaşanmamış gibi”
İlk kez alıcı gözüyle baktım dediğinde çok haklıydı… İkimizin de dışarı çıkacak veya yemek yapacak hali yoktu. Pizza söyledik Yüksel banyoya girince aşağı inip, aldığım paketleri yukarı çıkardım.
******
“Tam orası, daha yavaş ol… Harikasın yukarı aşağı, birazda daire çiz evet işte böyle daha fazla baskı yap, sakın bırakma” sözümü bitirdiğim anda sırtıma şaplak yedim.
“Sana inanamıyorum Oleg, sırtına ilaç sürmemi bile şey haline getiriyorsun”
Sırt üstü yattım, Yüksel içini gösteren incecik askılı mini geceliğin içindeydi, onun böyle seksi bir kıyafet almasını asla beklemediğimden kendi seçimimi kendim yapmıştım. Bir askısını indirip göğüs çizgisi boyunca parmağımı dolaştırdım “Şey dediğin ne?”
“Biliyorsun işte”
“Söylemeni istiyorum”
“Seks şimdi rahatladın mı?”
Henüz değil diyerek askıları kopardım yeni giymiştim diyerek söylendi. Bunun gibi onlarcasının dolapta durduğunu o da biliyordu.
“Sırtım ağrıyor dedin”
Bacaklarını açıp üzerime oturttum “Bir süre görev senin” dediğim anda içine yerleştim, sırtıma ilaç sürerken söylediğim sözleri aynen uyguluyordu…
Sarmaş dolaş yatağa yığıldık ikimizde yorgunluktan bitmiş haldeydik, bu kadar çabuk uyuyup uyanan başka biri yoktu herhalde… Uzun süre derin soluklarını dinledim resmen bu kadına tutkundum, bu kadar ten uyumunu kimsede en tecrübeli kadınlarda bile yaşamamıştım, elimi karnına götürdüm korunmasız sevişiyorduk yeniden bebek sahibi olma fikrim hala yürürlükteydi. Helina’nın annesinin karnında geliştiğini görmemiş, tekmelerini hissetmemiştim. Bu harika duyguları yaşamak istiyordum. Kıpırdandı sırtını dönüp yine uykusuna devam etti, sırtından sarılıp iyice kendime çektim.
Sabah kızarmış ekmek kokusuna uyanmak çocukluk günlerimi anımsattı. Yüksel’i ilk kez yiyecek hazırlarken görüyordum, devamlı hareket halindeydi… Kocaman günaydın öpücüğümü aldım, elime tabakları tutuşturarak postaladı.
Masayı balkona hazırlamıştı, kestiği salatalıklardan birini ağzıma atıp, balkon demirlerine dayandım, dün geceki konuşmamız aklımdan çıkmıyordu. Bu siteye girdiğimde ilk gösterilen müstakil evi çok büyük olduğu için tercih etmemiştim. Önünde ve arka kısmında kocaman bahçesi vardı, iki katlı modern çizgiler kullanılarak yapılmış olan evlerden biri hala duruyorsa problem kendiliğinden çözülecekti. Kahvaltı sonrası çevreyi dolaştırma bahanesiyle dışarı çıkardım. Yüksek binaları öne, iki veya üç katlı binaları arka kısma yapmışlardı, üç havuz, tenis kortu, basketbol, maç sahaları, dört bir yanda çocuk parkları vardı. Bahçe düzenlemesi profesyonel olarak yapılmış çiçek ve ağaçlarla süslenmişti. Süs havuzu yüzülmek için yapılmış olan havuzlardan daha büyük ve gösterişliydi. Geceleri renklendiriliyordu, çevresinde piknik yapmaya hazır masaların yanı sıra, lokantası da vardı. Ayrı bir dünya gibiydi…
“Harika bir yer, Helin buraya bayılacak…”
“Helina bu evi sever mi?”
Önünde durduğum eve baktı “Sevmez mi bayılır”
“Ev sorunumuz halloldu demektir, gördüğün gibi iki katlı üst kat benim alt kat senin”
“Bir arada mı yaşayacağız?”
“Bir yatakta yatıyoruz, birlikte yaşamamızın nesi sana garip geliyor. İki daireyi satarsam bu evi anca alıyorum”
“Ama sen o evin manzarasını seviyordun”
“Ağaçlar, çiçekler ve sizler benim manzaram olacaksınız. Manzara göresim gelirse hep birlikte deniz kenarına ineriz” dediğim anda “Yapacaklarının sonu yok mu?” diyerek belime sarılıp başını göğsüme yasladı.
“Ailem için, elimden ne gelirse yaparım. Hem burası düzayak abin rahatça gelebilir, Nursel’i getiririz küçük yeğenini görünce sevinecektir”
*****
Kaşa, yatla gitmeye karar verdik, çocuğumuzla geri dönüşümüz daha rahat olurdu… Otelde yer ayırtmak istesem de babaannem evinin neredeyse hazır olduğunu söyleyerek izin vermedi. Anneyle kızının uzun aradan sonra buluşmaları sevinç gözyaşlarıyla oldu.