14.BÖLÜM

1946 Words
“Ah be kadın derdini bana anlatsaydın şimdi böyle zorda kalmazdık” Yüksel kaçak yollarla ülkeye girdiğinden çıkış yapamıyorduk. “Yeter kaç kez söyledin” “Yalan mı ha yalan mı? Yüksel hanım her işini kendi başına halleder, kimseye ihtiyacı yoktur. Sert kadın, yenilmez kadın” “Oleg iyice çenene vurdu” Çeneme vurmuştu bu gidişle daha da vuracak gibiydi. “Sanki sana gel dedim” “Nankör kadın ben olmasaydım hala sahnede o koca kıçını kıvırıyor olacaktın” “Koca kıçımı mı, kendine gel ağzından çıkanı kulağın duysun.” Biraz daha bu odada kalırsam kafayı yiyecektim. Yüksel’e gel demeden otelden çıktım kadın o kadar bağımsız yaşamaya alışıktı ki, paylaşmayı bilmiyordu… Yolda amaçsızca yürümeye başladım. “Senin kıçının da hatırı sayılır” Arkamı döndüm Yüksel’di “Haber geldi arkadaşlar gece geçmeme yardım edecekler” “Nihayet” “Sen yola çık, peşinden gelirim” “Bak Yüksel sakin olmaya çalışıyorum senin sağ salim geçtiğini öğrenmeden benim nasıl gitmemi istersin” “Canım çok uzun yıllar gizli görevlerde bulundum yol yordam bilirim” “Bir daha söylesene” “Neyi?” “Güzel ağzından çıkan ilk sevgi sözcüğünü” “Fark etmeden söylemişim, sende duymuşsun tekrarlanmasına gerek var mı?” “Duygularını ifade etmekte niye zorlanıyorsun, ikimiz baş başayız aynı yatağı paylaşıyor en güzel anları yaşıyoruz. Biraz sevgi sözcüğü duymak istemem niye garibine gidiyor. Sert kadını başkalarına oyna bana değil” “Oyun oynamıyorum karakterim böyle” “Ben hiç öyle duymadım gençken bir güler bir daha gülermişsin, abin evin neşesi olduğunu söyledi” “O anlar çok gerilerde kaldı” “İkimizde çok zor zamanlar geçirdik, ruhumuzda derin yaralar bırakacak kadar zor. Hepsi geçmişte kaldı. Mutlu olmak senin için bu kadar mı zor. Ben seninle kızımla birlikte yaşayamadığım aile sıcaklığının özlemi içindeyim” “Ben senin gibi kolay unutamıyorum, geçmişim hala ruhumu yoruyor. Duygularımı serbest bırakamıyorum sanki mutlu olursam daha kötü bir olay başıma gelecekmiş gibi hissediyorum. Kız kardeşim, abim geçmişin izlerini en kötü halde yaşarken ben nasıl mutluluk şarkıları söyleyebilirim ki?" “Bunlara sen sebep olmadın” “Biraz daha dikkatli olsaydım belki bu yaşananlar başımıza gelmezdi” “Of Yüksel o zamanlar on sekiz yaşındaydın şimdiki gibi düşünmenin imkânı olmadığını sende çok iyi biliyorsun.” “Nursel’in içine kapanması, geceleri yorganın altına sığınıp ağlaması, uykusundan çığlıklarla uyanması dikkatimi çekmeliydi.” “O evde sadece sen yoktun senden çok büyük olan insanlar ilgilenmeliydi” “Biliyorum bunu bilmeme rağmen yine de kendimi suçluyorum” Yüzünü avuçlarımın içine aldım “Hayat istesek de istemesek de devam ediyor, geçmişin ağır zincirlerini peşimizde sürükleyemeyiz. Bırak zincirlerini, kır gitsin… Hayatımızı etkilemesine izin verme” “Ya sen bırakabildin mi?” “Zincirlerimi kırdım, iplerimi kestim.” “Bir gün, belki bir gün bende geçmişi geçmişte bırakıp zincirlerimi kırabilirim” “Dene aşkım, kendin için, benim için, Helina için dene” “Kızıma Helina deme demedim mi?” “Yapımında emeğim var istediğimi söylerim” dediğim anda Yüksel kocaman gülümsedi, arkasından attığı kahkahaya hayran oldum… Sıkıca sarıldım “İşte böyle güzelim, sen her zaman gül” Kahkahayla güldüğüne inanamıyormuş gibi birden suratını astı. Parmaklarımı ağzının kenarını koyup gülen dudak yaptım kaşlarını çattı “Gülmek sana yakışıyor somurtan surat” “Balımmmmm” Eyvah Maria’ya yakalanmıştık… “Yüksel arkanı sakın dönme ve tüm gücünle koş” Yüksel’in elini sıkıca tuttum koşmaya başladık, kadının ayağında o yüksek ökçeli ayakkabıları varsa bize yetişemezdi. Bir anlığına arkama baktım gözlerime inanamadım kadın maratona girmiş gibiydi… “Hızlan Yüksel, kadın tazı gibi koşuyor” Epey bir koştuk önümüze çıkan çimenlik alana nefes nefese uzandık. “Geçmiş peşimizden koşuyor” diyen Yüksel iki büklüm oldu kahkahalarla gülmeye başladı. Güneş gibi parlıyordu, dayanamadım gülen dudaklarına minik bir öpücük kondurdum, aslında fazla gülmese iyi olurdu fazlasıyla güzelleşiyordu. ***** Otele dönüp hazırlandık… “Oleg kızımızın yanına git oraya geleceğim” “Olmaz dedim kadın, birlikte gideriz” “İnatçısın değil mi?” “Her istediğini yaptırmaya alışık biri desen daha uygun” “Şımarık” Zaman geçiyordu… Yüksel de huzursuzdu devamlı mesaj yazıyor geri dönüş alamıyordu… Kapı tıklayınca açtım, orta yaşlarda derbeder görünüşlü bir adamdı kimsiniz diye sormadan içeri girdi. Yüzüme bile bakmadan “Amirim ifşa olduk. Hücre evi baskına uğradı… Tufan, Tahir, Fahriye tutuklanmaya karşı çıkınca çatışmaya girdiler” “İyiler mi?” “Şükür kaçabildiler, her birimiz bir yere dağıldık. Hemen harekete geçmeliyiz tehlike büyük her yer asker, polis kaynıyor” “Kesinlikle bilgi sızmıştır” “Bence de öyle amirim, biz nasıl buradaysak onların ajanları da bizim ülkemizde” Yüksel iki sırt çantasını teke indirince onun boşalttığı çantaya bir iki eşyamı koydum. Adam bizden önce dışarı çıktı… “Hadi gidelim” “Oleg sen normal yolla gidiyorsun” Hiç ağız dalaşına girmeyecektim, diğer bavulları aldım. Hesabı çoktan kapatmıştım, dışarı çıkar çıkmaz önümüzde araç durdu direksiyonda ki gelen adamdı. Elimde ki bavullara ters baktı, çöp tenekelerine atacağımı söyleyince bakmaktan vazgeçti. Şehirden çıkmak için hızla yol alıyorduk, gördüğüm çöp tenekelerine bavulların içini boşalttım iki boş bavul kalmıştı. Fazlalıklardan kurtulmuştum, biraz daha yol aldık “Oleg boş bavullardan da kurtulalım çöp ilerde” Bavulları yüklenip aşağı indim araba birden hareket etti, peşinden koşmaya başladım Yüksel yarı beline kadar camdan sarktı “Tehlikeye girmene izin veremem” diye bağırıp sırt çantamı dışarı attı. Uzun süre yerimden kımıldayamadım, beni öylece bırakmıştı. Çantayı omuzuma asıp gerisin geriye yürümeye başladım hissettiğim kızgınlık değildi, öfkeden köpürüyordum. Numaracı kadınına iki laf etmeden içim rahat etmeyecekti. Ceplerimi yokladım telefonum yoktu son anda çantaya attığımı hatırladım. Fermuarını açıp elimi içine soktum elimin değdiğini dışarı çıkardım Yüksel’in iç çamaşırı, penyesi, pantolonu, bir şişe su, bir çift bebek patiği… Çantalar aynı renk olunca benimki diye kendininkini atmıştı, içinde param, pasaportum olan cüzdanım, telefonum, kıyafetlerim ondaki çantadaydı. Kendi kaçarken beni gidemeyecek hale getirmişti. Şimdi ne yapacaktım… Tüm ülke, ajanları bulmak için ayaktayken pasaportsuz kalmam tutuklanmama neden olurdu. Bir telefonla kurtulurdum ama kurtulana kadar sorun yaşardım. Cebime atmış olduğum para çok azdı acilen telefon açacak yer bulmalıydım. Polis arabası görünce ara sokaklardan birine saptım, karşıma minik bir büfe çıktı… “Telefonunuzu kullanmam mümkün mü?” “Sen yabancısın ülkeme geliş nedenin ne?” Adam sorgulama memuru çıkmıştı “Turistik amaçlı” diyerek sorusunu cevapladım. “Kendi telefonun yok mu niye benimkini kullanmak istiyorsun?” “Telefonumu unutmuşum” Adam ikna olmuş gibiydi sabit telefonu önüme itti. Gazeteci Ravda’nın telefonu aklımda yoktu şimdi kime telefon açacaktım. Yüksel aklı sıra beni korumuştu, başımı daha büyük belaya soktuğundan habersiz sınıra gidiyordu. Babaanneme telefon açtım telefona Volkan çıktı. “Babaannem nerede” “Ufak bir rahatsızlık geçirdi, hastaneye kaldırmak zorunda kaldık” “Durumu nasıl, ya kızım?” “Helina’ya biz bakıyoruz onu merak etme, Katya iyileşecek siz ne zaman geliyorsunuz” “Babaannemin telefonundan Ravda Khadare’yi bulup numarasını söyler misin?” “Şifresini bilmiyorum ki… Oleg senin başın belada mı?” “Sayılır” “Yüksel nerede” “Yolda size doğru geliyor” “Sen niye orada kaldın” “Beni arabadan attı, her şeyim, pasaportum, telefonum onda kaldı” “Oraları karıştı” “Biliyorum” “Şifresini kırabilirim, beş dakika bekle… Ben seni bu numaradan ararım” Adama cebimde kalan paraları uzattım “Kalsın arkadaşım kalsın, benimki de evden kaçarken ne varsa aldı gitti” “Kadın milleti ne onlarla, ne de onlarsız yaşanıyor” Adam yanıma oturup dertlerini anlatmaya başladı, sanki benim hiç derdim yoktu… Telefon ziline ondan önce kalktım. Volkan numarayı söyledi “Belki yardım edebilecek birini bulurum. Şam’ın neresindesin?” diye sorunca adama adresini sordum. Ülkenin bu halinde yardım geleceğini hiç düşünmüyordum. Uzaktan olsa da silah sesleri duyuluyordu. Adamın yüzüne baktım. Telefon aç deyince Ravda’nın telefonunu çevirdim… Kadın yurt dışında olduğunu söyleyince kaynar sular başımdan aşağı indi. Adam hayal kırıklığı içinde olduğumu anlamış gibiydi. “Nereye gidecektin?” Gideceğim ülkeyi söyleyip söylememek arasında gittim geldim. Türkiye'de çok sayıda Suriye'deki savaştan kaçan mülteci vardı. Bu adam onlara dostmu, düşmanmı bilmiyordum. Her ne olacaksa olurdu, kaderimde ne varsa onu yaşayacaktım. “Türkiye…” “Paran olsaydı kolayca giderdin” Adamın gözü saatimdeydi “Bu çok pahalı bir saattir” “Burada geçirebileceğin zor zamanlardan daha değerli olmamalı. Her yer polisle, askerle kaynıyor. Hele ki kendini kanıtlayacak bir pasaportun yoksa durumun çok daha zor olur.” Muzaffer’e telefon açıp içinde olduğum durumu bildirebilirdim. Ama yeniden pasaport çıkartılması, adamların devreye girmesi zaman alacaktı. Türkiye’de iş sahibi olup buraya gelmiş olmam bile sorun yaratabilirdi. “Ne demek istediğini açıkla” “Seni sınırdan geçirecek tanıdıklarım var” “Hemen gitmek istiyorum” “Böyle işler hemen olmaz, onlarla konuşmalıyım bakalım kabul edecekler mi? Nakit çalışırlar, saat ne kadar değerli olursa olsun kabul etmeyebilirler” Bu saati kabul etmeyecek babayiğit tanımıyordum, adam kendi teklifini zora sokuyordu. ”Sorun değil, Rusya’da ve Türkiye’de tanıdıklarım var, belki birkaç gün zorluk çıkar. Onlar devreye girerse daha rahat gidebilirim. Telefon için teşekkür ederim” Adam sesini çıkarmadı, büfeden dışarı çıktım, geri çağırması an meselesiydi… Adım yine bir adım “Tamam senin dediğin olsun. Saati görmesi için adam çağıracağım” “İnternetin var mı?” Adam cep telefonunu uzattı, saatin markasını yazıp ücretini gösterdim. Adamın gözleri büyüdü “Saate değerinin çok altında fiyat vereceklerdir, bir yere kadar kabul ederim. Para üçe bölünecek sana, bana ve sınırdan kaçıracaklara. Teklifimi kabul edersen de etmesen de sen bilirsin” Adamın yüzünün asılması umurumda değildi, pasaportum olmadığı için yakalanırsam fazla uzun tutmazlardı. Bir saat kadar bekledim iki adam geldi, ikisi de kabadayı diye tabir edilen tiplerdendi, iri yarı, bol kaslı… “Saat satacak adam sen misin?” Kolumu kaldırıp bileğimi gösterdim “Çıkarda bir inceleyelim” “Bu markayı biliyor musunuz?” “Bilmiyoruz öğreniriz, alelade bir saat gibi duruyor” Tahmin ettiğim gibi saati kötülemeye başlamışlardı, oturduğum tabureden kalktım. “Siz bilirsiniz zorla satacak değilim.” “Boşu boşuna geldik gidelim” Herifler olta atıyorlardı, yakalanmaya hiç niyetim yoktu. “Bende emniyet binasına gidip derdimi anlatayım. Yerini tarif etseniz” İçeri kara kuru bir adam girdi, diğerleri geri çekildi, patronları bu herif olmalıydı. Elini uzattı saati bileğimden çıkarıp verdim. Uzun süre inceleyip seri numarasını telefonuna yazıp fotoğrafını çekip bir yerlere yolladı. Geri mesajı alınca “Sahte değil, aldığın fiyatı vereceğimizi düşünmüyorsundur herhalde” “Bedelini siz belirleyin ben kabul edip etmediğimi söyleyeyim. Anlaşırsak ne ala, yoksa tam polise gitmek üzereydim. Bu ülkeden gidişim bir iki gün uzar, geç olsun da güç olmasın. Acele işim olmasa böyle bir olaya kalkışmazdım” “Anladık üçte bir fiyatına alırım sınırdan rahat geçmeni sağlarım” “Anlaşamadık” Saati adamın elinden alıp tekrar koluma taktım… Bu serserilerle muhatap olmamın bir anlamı yoktu. Muzaffer’e telefon açabilirsem para olayımı halledebilirdim, Gazeteci Ravda özel uçak için izin almamın kolay yollarını söyleyebilirdi. Ülkeye girişim belgelenmiş olmalıydı aynı şekilde illaki dışarı çıkacaktım. Bu geceyi bir şekilde geçirmek çok önemliydi, havanın güzel olması işimi kolaylaştıracaktı. Büfeden dışarı çıktım, nereye gideceğimi bile bilmiyordum. ***** Sınıra yaklaşmak üzereydik Oleg geldiği gibi gidebilirdi, benimle gelerek tehlikeye girmesine neden yoktu. Telefon çaldı, ses cebimden değil çantadan geliyordu, elimi içine soktum bu işte bir gariplik vardı. Volkan yazıyordu, benim bu numaramı nasıl öğrenmişti? Açtım “Yüksel sen ne yaptın” Eyvahlar olsun yanlış çantayı atmıştım. Oleg’in telefonuydu, pasaportu bile buradaydı. “Volkan kapatmalıyım sınırda buluşuruz” Nerde olabilirdi, koskoca ülkede nasıl bulacaktım, yine telefonu çaldı “Yüksel seni Suriye’nin içinde dört döndürmek vardı da neyse, Oleg’in olduğu yerin adresini yolluyorum. Uzun zaman oldu inşallah verdiği adresten ayrılmamıştır” “Sağol Volkan adamın hasısın” telefonu kapattım sınıra gelmiştik “Hüsnü sen iniyorsun, diğer arkadaşlarla buluşunca beni beklemeyin siz ülkeye girin. Oleg’i alıp geleceğim bir yolunu bulur geçeriz” “Amirim sınır asker kaynıyor bir süre buralarda saklanacağız, nasıl haberleşeceğimizi biliyorsun. Ormanın içine girince seslen bir şekilde seni buluruz. Sinyalden iz sürerler diye telefonlarımızı kapatacağız.” “İlk önce Allaha sonra birbirinize emanetsiniz dikkatli olun” Arabanın anahtarını bana uzatarak koşup gitti, geldiğimiz yolu geri dönerken dualarım onlar içindi. Ve başının belaya girmemesi için Oleg’e de dua ettim. *****
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD