İLK GÖREV

1014 Words
“Ciddi misin sen?” Dedim. Arka camdan dışarıya baktığımda bir arabanın çok hızlı bir şekilde arkamızdan geldiğini görmüştüm. Gerçekten de bizi takip ediyordu. Okan her ne kadar sakin görünüp ondan kurtulmaya çalışsa da gergin olduğunun farkındaydım. Bu gerginliğinin nedeninin bizi takip eden araba değil bugünkü planının bozulma ihtimali olduğunu biliyordum. Okan son sürat giderken aniden yavaşladığında anlamazca ona baktım. “Ne yapıyorsun sen?” “Onun önünü keseceğim, sakın arabadan çıkma.” Dedi bana. Kafamı hızlıca olumlu anlamda salladığımda birden direksiyonu tamamen sola çevirdi ve yolu kapattı. Son sürat bize doğru gelen araba ani bir fren yapmak zorunda kalmıştı. Okan öfkeyle arabadan indiğinde, bana çıkmamamı söylediğini hatırlamıştım ama olacakları fazlasıyla merak ediyordum. Onlara baktığımda arkadaki arabanın sürücüsünün arabadan inmediğini ve Okan'ın arabayı zorladığını görmüştüm. Okan öfkeyle bir şeyler söylerken birden arabanın kapısı açıldı ve kumral bir genç adam indi. Okan gülerek bir şeyler söylediğinde ikisi de birbirine sarılmıştı. Onları şaşırarak izlerken arabadan inip yanlarına gittim. Okan çocuğun sırtını sıvazlamıştı. “Lan it herif böyle sürpriz mi yapılır?” “Neler oluyor?” diye mırıldandığımda ikisi de gülerek bana döndü. Okan çocuğu işaret etti. “Tanıştırayım Burak. Benim çocukluk arkadaşım. Uzun bir zamandır buralarda yoktu.” “Sende yengem olmalısın,” dedi kumral çocuk bana. Ben şaşkınlıkla ona bakarken Okan sırıtmaya başlamıştı. Kaşlarımı çattım. “Yok öyle bir şey.” “Tabii göreceğiz ,” dedi Okan, büyük bir özgüvenle. Onu dövmek istiyordum. Öyle bir şey olmayacaktı. Burak gülümsedi. “Memnun oldum.” “Ben de,” diye mırıldandım. Okan arabaya geçmemi işaret etti. “Hadi göreve hep beraber gidiyoruz.” Tekrardan arabalara geçtiğimizde Okan arabayı çalıştırıp hızla sürmeye başladı. Beni korkutmak için aşırı hız yaptığının farkındaydım ama korkmuyordum. Ve ona istediğini vermemenin hazzı bambaşkaydı. Sessiz ve karanlık bir yere geldiğinizde orada bizi bekleyen arabaların olduğunu görmüştüm. Arabadan inince Okan herkesi bir araya topladı. “Evet planı hepiniz biliyorsunuz. Çalışanlar önden gidecek hazırlıkları yapacaksınız. Kulaklıklardan konuşmaları mutlaka takip edeceksiniz. Ters bir şey sezdiğinizde acil durum sinyali yollayacaksınız. Benim işaretimle burayı terk edeceksiniz ve diğer ekip içeriye girecek. Buradan çıkınca asla burada beklemiyorsunuz. Hemen arabalara binip gideceksiniz, buluşma noktasında beni bekleyeceksiniz. Özellikle de ilk Selin’i buradan götüreceksiniz. Anlaşıldı mı?” Herkes onaylayan mırıltılar çıkardığında Okan tatmin olmuş bir şekilde gülümsedi ve ellerini birbirine çarptı. “O zaman hadi başlıyoruz.” Hızla Okan’ın söylediği korumalarla beraber içeriye girdik. Yanımda iki tane daha kız vardı. Hepimiz çalışan gibi görünecektik. Yangın merdiveninden ikinci kata çıktığımızda binadaki kameralar gözüme çarpmıştı. Panikle kızlara döndüm. “Kameradan bizi görmüyorlar mı?” Kızlardan kumral olanı güldü. “Kamera odasında da bizim adamlarımız var.” Derin bir soluk vererek onları takip ettim. Okan zeki bir adamdı, her şeyi düşünürdü tabi ki. Mutfağa geçtiğimizde farklı farklı tepsiler çıkarıp tabakları dizdik. Diğer kızlar yemeklerle ilgileniyorlardı. Ben ise kulaklıktan konuşulanları dinliyordum. Çok geçmeden bize işaret vermişlerdi. Diğer kızlar tabakları hazırlayıp kahveleri doldurdular. Kızlardan biri bana döndü. “Kahveleri götürür müsün?” Kafamı sallayıp tepsiyi aldım ve salona doğru yürümeye başladım. Okan ve birkaç adam deri koltuklarda oturmuş, ciddiyetle bir şeyler konuşuyorlardı. Onların yanına gidip tepsiyi Okan'a uzatıp eğildim. Gözleri beyaz gömleğimin birkaç düğmesine iliklemediğim için açıkta kalan dekolte kaymıştı. Kaşlarını çattığında buna sinirlendiğini anlamıştım. Onu kızdırmak nedense hoşuma gidiyordu. Bu yüzden yüzümde yaramaz bir gülümseme oluşmuştu. Kahveyi alıp gözlerime baktı. “Bize buz gibi kahveler getirmek nasıl bir saygısızlık? Yahya Bey, böyle çalışanlar bulundurarak bize olan saygınızı çok iyi gösteriyorsunuz.” “Yenilerini getirebilirim efendim,” Dedim sinirli bir sesle. Adının Yahya olduğunu öğrendiğim beyaz saçlı adam da öfkeyle bana baktı. “Kusura bakmayın Okan Bey dilerseniz kendisini kovabiliriz,” dedi. Okan'ın yüzünde eğlenen bir ifade oluşmuştu. “Kovmak yetmez direkt dövdürmek lazım.” Diğer kahveleri ona fırlatmamak için kendimi zor tutuyordum. Pislik. Dayanamayıp kahvelerden birini alıp eline döktüm. “Bakın, sıcak mıymış?” Okan pek etkilenmişti ama bileğinden adeta dumanlar çıkmıştı. Yahya denen adamsa öfkeyle ayağa kalktı. “Ne yapıyorsun sen?” “Kusura bakmayın, kahvenin sıcak olduğunu göstermek istedim sadece,” dedim, masum bir sesle. Adam hızla peçeteyle Okan'ın ellerini silmeye başladı. “Okan Bey kusura bakmayın, siz gittikten sonra emin olun hesabını keseceğim.” “Siz zahmet etmeyin. Ben hallederim Yahya bey. En iyisi, kahve faslını geçip yemeklere başlayalım, ne de olsa daha konuşacak çok meselemiz var,” dedi Okan. Elini silmeye devam ederken. Ve aldığı kahveye yere fırlatmayı da ihmal etmemişti. Bunlar tabii ki de planımızda yoktu. Tamamen doğaçlama gelişmişti ama beni çok sinirlendirmişti. Kahveleri geri götürürken Okan ayağa kalktı. “Ellerimi yıkasam iyi olacak.” Ben mutfağa girdiğimde o da peşimden gelmişti. Öfkeyle kolumdan tutup beni kendisine çevirdiğinde tepsiyi devrilmekten son anda kurtarıp masaya koydum. Bana doğru tısladı. “Selin ne yaptığını sanıyorsun sen?” “Sen de beni kızdırmasaydın,” dedim sinirle. Okan gözlerini devirdi. “Sana çok sabrediyorum ama sen beni daha çok kızdırıyorsun. Bu gidişle sonun hiç iyi olmayacak.” “Umurumda bile değilsin,” diye tısladım, ben de ona doğru. Diğer kızlara döndü. “Birazdan yemekleri getirirsiniz. Sonra siz gidin, Selin burada kalacak.” Bir şey demeden yanımızdan ayrıldığında ben şaşkınlıkla dudaklarımı araladım. Planda benim de gitmem gerektiğini konuşmuştuk. Hatta ilk başta benim gitmem gerekiyordu. Birden bire neden böyle bir plan değişikliği yapmıştı? Sanırım yeniden cezalandırıyordu. Kızlar tepsileri götürdükten sonra kulaklıktan konuşmaları dinlemeye devam ettim. Okan'ın işaretiyle bekleyen adamlarımız binadaki adamları öldürecekti. Okan da patronu öldürecekti. Birazdan yanıma gelecek olan korumalar da patronun yanına gelen adamları öldüreceklerdi. Korkut'un sesini duyunca şaşırmıştım ama söylediği şey beni gerçekten de şaşırtmıştı. "Selin için de silah getirin. Okan Bey'in kesin talimatı." Bana silah getirilmesini neden istemişti Okan? Ondan bazen gerçekten de korkuyordum. Kafasından geçen şeyleri kimse bilemezdi. İçeriye birkaç adam girdiğinde bizimkiler olduklarını anlamıştım. Bir tanesi bana silah uzattığında hızlıca aldım. Okan korkmamı bekliyordu ama ben asla korkmayacaktım aksine oldukça eğlenecektim. Kulaklıktan beklediğimiz sinyal geldiği anda hızlıca tetiği çektim ve hep beraber içeriye daldık. Binada bir sürü silah sesleri çıkmaya başlamıştı. Bazı yerlerde çatışmalar çıkmıştı. Hızlıca Okan'ın yanına gittiğimde Yahya'nın yerdeki cansız bedenini görmüştüm. Okan ile sırtımız birbirimize dönüktü. Sırtını benim sırtıma yaslayıp fısıldadı. "Dikkatli ol." "Siz dikkatli olun," dedim büyük bir özgüvenle ve açılmak üzere olan kapıya doğru ateş ettim. "Bu gece belki de senin için bir ceza olur Okan."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD