Ben merakla gideceğimiz yeri görmeyi beklerken Okan yolculuk boyunca hiç konuşmamıştı. Gıcıklığına yaptığını çok iyi biliyordum. Ve tabii ki de bunun acısını bir gün çıkaracaktım. Bu konuda hiç merhamet eder miydim? Tabi ki hayır.
Sonunda büyük bir salonun önüne geldiğimizde sorarcasına Okan'a baktım. “Nereye geldik biz?”
Okan arabayı park etti ve bana döndü. “İçeriye geçtiğimizde görürsün. Hadi gidelim.”
İkimiz de arabadan, indiğimizde Okan'ı takip ederek salona doğru yürümeye başladım. Onun kafasının içinden geçenleri fazlasıyla merak ediyordum. Beğeneceğim bir yere gideceğimizi söylemişti, spor salonuna gelmemiz bende kuşku uyandırmıştı. Çünkü sporla çok da alakası olan birisi değildim. Yalnızca yürür, koşar ve yüzerdim.
Salona girdiğimizde kocaman alanda kimsenin olmadığını ve kum torbalarının olduğunu görmüştüm. Yoksa Okan beni mi dövecekti? Kaşlarımı çatarak ona döndüm. “Beni mi döveceksin?”
“Saçmalama istersen. Geçen seferki planda, öğrendiğin taktikleri güzel kapmıştın ve bugün eğitimini tamamen bitireceğim, çünkü bunu sevdiğini biliyorum,” dediğinde kafamda fazlaca soru işareti oluşmuştu. “Bana bu konuda eğitim vermen ne işime yarayacak ki?”
“Belki bize katılmaya devam edersin,” dediğinde kalp atışlarımın hızlandığını fark etmiştim. Bu fikir bende heyecan uyandırıyordu ama Pamir’in söyledikleri tereddüt etmemi sağlıyordu. “Ben, bilmiyorum.”
“Katılmak istemezsen bile hayatın her yerinde işine yarayacaktır ama seni fazlasıyla gözlemleme şansım oldu. Sendeki o ruhu, Başak ve Melisa’da bile hiç görmemiştim. Kendini tanımlarken ‘Güçlü’ demiştin. Bense buna hiç ihtimal vermemiştim ama yaşadıklarımızdan sonra öyle olduğunu gördüm. Öyle mutlu, o kadar kendindin ki sanki bizden bile daha çok aittin,” dediğinde derin bir nefes aldım. “Bunu ben de hissettim, Okan.”
“Öyleyse neden tereddüt ediyorsun? Korkuyor musun?” dediğinde kafamı olumsuz anlamda salladım. “Korkmuyorum, sadece geleceği göremiyorum.”
“Benim için ne düşünüyorsun peki?” dediğinde sertçe yutkundum. “Hayvan olduğunu, gıcık bir insan olduğunu, türünün tek örneği olduğunu, tam dayaklık olduğunu, ve seni kimsenin çekemeyeceğini düşünüyorum.”
“Aslında gelecek konusunda sormuştum,” dediğinde istemsizce bir ‘ha’ sesi çıkardım. “Böyle bir dünyanın içinde olsaydım ve gelecekte senin de olacağını bilseydim, hiçbir şeyden korkmazdım sanırım. Bana o güveni veriyorsun Okan?”
“Selin,” diye fısıldadı bana yaklaşırken. Ona bakıp söyleyeceği şeyi beklerken saçlarımla oynamaya başladı. “Senin isteğin ne olursa olsun, ben seni bırakmam.”
“Bence böyle büyük laflar etme Okan,” diye fısıldadım gülerek. O ise oldukça ciddiyetle ve sertçe bakıyordu. “Bırakmam.”
Sessiz kalıp, onun gözlerinin içine bakarken onun da bana oldukça anlamlı baktığını fark etmiştim. Bize neler oluyor öyle? İlk günkü birbirinden nefret eden insanlar nereye gitmişti? Hangi ara bu hale gelmiştik? Sanki her saniye birbirimizle bağ kuruyor gibiydik.
Okan göz temasımızı kesip kolumdan tuttu ve beni sürüklemeye başladı. İkimiz de bir odaya girdiğimizde, dolapları işaret etti. “Hadi hazırlan, sağlam bir antrenman yapacağız.”
“Tamam, sen çık da giyineyim,” dediğimde muzip bir şekilde gülümsedi. “Gerek var mı sence?”
“Peki sen bilirsin,” diyip bir anda elbisemi çıkardığımda Okan’ın karşısında iç çamaşırlarımla kaldığım için şaşkınlıkla bana bakakaldı. Benim yüzümdeyse meydan okuyan bir ifade vardı. “Ne oldu?”
“Selin,” diye fısıldadığında gözlerinin koyulaştığını fark etmiştim. Ellerimi, sanki çıkaracakmış gibi iç çamaşırlarıma götürdüm ama tabi ki çıkarmadım. Okan’ın ise nefes alışverişleri hızlanmıştı. Gülümseyerek ona yaramaz bir bakış attım. “Çok mu etkilendin?”
Birden karşıma gelip beni duvara yasladığında, bunu hiç beklemediğim için fazlasıyla afallamıştım. Ben ona bakarken Okan, oldukça tahrik olmuş bir halde bana bakıyordu. Aramızda, sessizlik hakimken büyük bir çekimle birbirimize bakıyorduk. Yavaşça fısıldadım. “Beni öpmeyi istemiyor musun?”
“İstiyorum,” diye mırıldandığında gülümsedim. “O halde neden öpmüyorsun?”
“Sonrasında olacaklar için,” dediğinde karnımın kasıldığını hissettim. Kekeleyerek konuştum. “Na-nasıl yani?”
“Kendimi tutuyorum çünkü öpersem, kendimi tutamam,” dediğinde gözlerimi irileştirerek ona bakmayı sürdürdüm. Derin bir nefes aldı ve benden uzaklaştı. “Hazırlanıp içeriye gel.”
Cevap vermemi beklemeden odadan çıktığında bir süre duvarı izleyerek kendime gelmeye çalıştım. Hayatımda ilk defa birisinden bu kadar etkilenmiştim, ilk defa bir erkeğe karşı bu kadar büyük bir çekim hissetmiştim ama herkes bana hak verirdi ki Okan hiç de etkilenilmeyecek bir erkek değildi.
Dolaptan aldığım bir spor şortu ve büstiyeri üzerime geçirdim ve çıkardığım elbisemi dolaba koyup salona geçtim. Görüş açıma, üstü çıplak halde kum torbasını yumruklayan Okan girdiğinde, olduğum yere mimlendim. Vücudu...
Geniş gövdesinden, Okan’ın düzenli spor yaptığı zaten belli oluyordu ama vücudunun bu kadar iyi görünmesini kesinlikle beklemiyordum ki boyu da çok uzundu ve uzun erkekler için güzel vücut yapmak kısa erkeklere göre daha zordu.
Beni fark edince kum torbasına vurmayı kesti ve sallanan torbayı durdurdu. “Geç bakalım.”
Dediğini yapıp karşısına geçtiğimde bana yaklaştı. “Sana önceki gösterdiklerimi hatırlıyorsun. Bugün geriye kalanları halledeceğiz.”
“Sana merhamet etmeye çalışacağım,” dedim meydan okuyan bir gülümsemeyle. O da alaycıl bir şekilde güldü. “Sen tam, benim kızımsın.”
Bana teknikleri göstermeye başladığında gözlerim vücuduna fazlasıyla takıldığı için hiç odaklanamamıştım ve gösterdiği hareketleri de yapamamıştım. Oflayarak ondan uzaklaştım. “Yapamıyorum.”
“Neyin var senin?” diyerek yanıma geldiğinde derin bir soluk verdim. “Üzerine bir şey giy.”
Birkaç saniye yüzüme bakıp bir şey demeden siyah bir spor atleti üzerine geçirdi. “Gel tekrar deneyelim.”
Bu sefer de onun kollarının dikkatimi dağıttığını fark etmiştim ama sesimi çıkarmadan onun anlattıklarını dinlemeye devam ettim.
Gösterdiği hareketleri tekrarlarken ilk harekette sırtımı onun gövdesine yasladım. Onun kolunu çevirip onu tam düşüreceğim sırada elini karnıma koymasıyla dikkatim dağıldı ve ben onu düşüremeden o, beni yere serdi. Ben acıyla inlerken üzerimde olan Okan, gözlerime bakıyordu. Narince fısıldadı. “Odaklanamıyorsun başka zaman devam edelim. Zaten kırk sekiz dakikadır iyi çalıştık.”
Ayağa kalkıp tekrardan aynı hareketleri çalışırken tam kolunu çevireceğim sırada geciktiğim için Okan beni yere serdi ve üzerime çıktı. Çıplak gövdesi, büstiyerimin açıkta bıraktığı tenime değiyorken nefes alışverişlerim hızlanmıştı. İstemsizce inledim. “Okan.”
“Güzelim,” diye fısıldadığında hızla onun dudaklarına yapıştım. O da anında bana sertçe karşılık verirken elimi onun gövdesinde dolaştırdım. Okan, üzerimde hakimiyet kurarken elleri, çıkarmak üzere kıyafetlerime gitmişti.
Nefes nefese yataktan kalktığımda Okan’ın yanımda uyuduğunu görmüştüm. Yatağın kenarında yatıyordu ve aramızda büyük bir boşluk vardı. Hızlanan soluklarımı normal hale getirmeye çalıştım. Resmen rüyamda Okan ile kendimi çok kötü görmüştüm. Rüyamda adeta bağırarak inliyordum. Umarım gerçekte de öyle sesler çıkarmamışımdır diye dua ederken, öyle olsaydı Okan uyanırdı diyerek kendimi rahatlattım. Okan uyuduğuna göre öyle sesler falan çıkarmamıştım ama o kadar gerçekçiydi ki. Sanırım çok yorgun olduğum için böyle bir şey yaşamıştım.
Eve ne zaman geldiğimizi bile hatırlayamıyordum. Gerçi uykulu halimden arındıkça, görüntüler de zihnimde canlanmaya başlamıştı. En son Okan, kırk sekiz dakika olduğunu ve bitirmemizi söylemişti. Sonrasında arabaya geçer geçmez ben uyumuştum ve o da beni buraya getirmiş olmalıydı. Derin bir nefes alıp tekrardan yatağa uzandım ve Okan’a sokuldum.
Ama ona yanaştığımda, bana sırtını dönmesini kesinlikle beklemiyordum.