Konağın altındaki mahzeni aramaya başlayalı üç gün olmuştu. Her yeri didik didik etmiştik ama gizli bir kapıya ya da geçide dair en ufak bir ize rastlamamıştık. Fatih'in babasına sorduğumuzda, kaşlarını çatarak, "Mahzen mi?" demişti. "Öyle bir şey bilmiyorum. Belki annen yanılıyordur, belki de hayal etmiştir." Ama ben Rana Hanım'ın günlüğüne güveniyordum. O yazdıysa, mutlaka bir yerlerde olmalıydı. O akşam, yorgun argın konağa döndük. Fatih, babasıyla konuşmak için çağrılmıştı. Ben de avluya çıktım, yıldızları seyrettim. Artık onlar bana dost gibiydi. Her gece aynı parlaklıkta, aynı sessizlikte, bana eşlik ediyorlardı. Bir süre sonra, içeriden Fatih'in babasının sesi yükseldi. Önce anlamadım ama sonra Fatih'in de sesi duyuldu. Ciddi ciddi konuşuyorlardı. Merakla içeri girdim, kapının önü

