Perşembe sabahı, güneş doğmadan uyandım. Köydeki son geceydi. Yarın sabah erkenden İstanbul'a dönecektik. Bir hafta boyunca Fatih'in dünyasında yaşamış, onun çocukluğunda yürüdüğü yollarda yürümüş, anılarına ortak olmuştum. Şimdi ise içimde tarifsiz bir hüzün vardı. Bu taş evler, bu toprak kokusu, bu insanlar... Bir parçam burada kalmıştı. Pencereden dışarı baktım. Avlu henüz karanlıktı, ama uzaktan horoz sesleri geliyordu. Giyindim, sessizce dışarı çıktım. Taş sedire oturdum, gökyüzüne baktım. Yıldızlar solmaya başlamıştı, doğu tarafı hafifçe ağarıyordu. "Erken kalkmışsın." Sesle irkildim. Fatih arkamda duruyordu, elinde iki bardak çay vardı. "Uyuyamadım," dedim. "Son gece... Biraz hüzünlüyüm sanırım." Yanıma oturdu, çaylardan birini uzattı. "Ben de uyuyamadım. Hep böyleyimdir, köyde

