Fatih, on gün sonra döndü. On gün. Bana bir ömür gibi gelmişti. Her sabah uyandığımda telefonuma bakıyor, belki bir mesaj, belki bir haber diye umut ediyordum. Bazen kısa notlar geliyordu: "İyiyim, seni düşünüyorum" ya da "Biraz daha uzayacak, özür dilerim." Ama hepsi bu kadardı. Sesini duymak, gözlerinin içine bakmak istiyordum. Dokunmak istiyordum. On gün sonra, bir perşembe akşamı yurda dönerken telefonum çaldı. Ekranda "Fatih" yazıyordu. Açar açmaz, "Buradayım," dedi. "Kampüsün önündeyim. Gelir misin?" Koşarak gittim. Onu gördüğümde, olduğum yerde durdum. Yorgundu, çok yorgun. Gözlerinin altı morarmış, sakalları uzamıştı. Ama gülümsüyordu. Bana doğru geldi, öylece durup baktı. Sonra kollarını açtı ve ben kendimi onun kollarına attım. "Özledim," diye fısıldadım, göğsüne gömülürken.

