On iki saatlik mesaimin sonuna geldiğimde, ayaklarım artık patlama noktasındaydı. Eve kendimi zor attım. Tek derdim, üniversiteye gidebilecek parayı biriktirmek olduğundan, dolmuşa da binmemiş; eve kadar yürümüştüm. Kapıyı açtığımda bizimkiler salonda televizyon izliyordu.
Benden dokuz yaş büyük abim, gözlerini ekrandan ayırmadan seslendi:
— Geldin mi kız, sarı çipil?
Her zamanki gibi ailem bana sevgi(!) dolu yaklaşıyordu. Akşam yemeğinden bana bir lokma bile ayırılmamış olması da bu sevginin en güzel kanıtıydı.
Ablam hemen dikkat kesildi. Ablama dönerek sordum:
— Abla, o üzerindeki benim tişörtüm mü?
— Evet.
— Dar gelmiş, zorlamasaydın keşke abla.
— Ben şişman değilim canım, sen çok zayıfsın!
Onlara göre ben hep çelimsiz, sıska bir kızdım. Nazar değdiren mavi gözlerimle dikkat çektiğimi söylerlerdi ama nedense bu dikkat hep tersine işlerdi. Vücudumu gizlemek için sürekli oversize tişörtler, bol pantolonlar giyerdim. İş arkadaşım Sude ise buna asla anlam veremezdi.
Bir gün soyunma odasında beni görünce ellerini beline koyup söylenmişti:
— Off Helin, bu vücut bende olsa yeminle götüm başım açık gezerim! O memelerin sende olacağını hiç düşünmezdim.
O sırada ablama çıkışmak zorunda kaldım:
— Zaten oversize ya abla!
— Kapa çeneni! —dedi dişlerinin arasından. Evlenemediği için her fırsatta bana sataşırdı, sinirliydi.
Annem hemen olaya müdahale etti:
— Uzatma Helin! Yarınki temizlikte cam bezi yaparım görürsünüz!
— Ne temizliği anne ya? Tek izin günüm! diye isyan ettim.
Ablam, telefonuna bakarak iç çekti:
— Ben kalamam, kızlarla çıkacağım.
Tam tekrar isyan etmeye hazırlanıyordum ki, babam araya girdi:
— Helin de kalamaz, yarın Mardin’e gidiyoruz beraber.
Ablam şaşkınlıkla sordu:
— Ne alaka ya?
— İşlerim var. Helin de benimle gelecek. Hiç görmedi memleketi, görsün bari.
— Baba, iş ne olacak peki?
— Ben izin aldım sana. Eşyalarını topla, uçak sabah sekizde.
Ablamla abim aynı anda bağırdı:
— Oha, uçakla mı?!
Ben de şaşırmıştım. Emekli maaşından başka geliri olmayan babam, birden memlekette işi çıktığını söylüyordu hem de uçakla! Banka soymuş olmalıydı, neydi bu bolluk?
Birkaç parça eşyamı büyük sırt çantama doldurdum. Sabah tam sekizde, babamla birlikte uçaktaydık.
Mardin’e indiğimizde bizi kuru ve yakıcı bir sıcak karşıladı. Güzel sayılabilecek bir otele yerleşip yemek için dışarı çıktık.
Babamın bana gösterdiği o beklenmedik şefkat ve ilgi karşısında ne diyeceğimi bilemiyordum. Sanırım geçmişi telafi etmeye çalışıyor, diye düşündüm. Uzun zamandır ilk defa ona sevgi dolu gözlerle baktım.
Babamla Mardin sokaklarını gezip akşam yemeğinden sonra otele döndük. Babam yan yana odalar ayarlamıştı; iki oda da birbirine ara kapıyla bağlıydı.
Birkaç günlüğüne de olsa evden uzak olmak, çalışmadan dolaşmak bana ilaç gibi gelmişti. Uzun zamandır ilk kez kapımı kimse çalmadan duş aldım. Kremlerimi, ablam çalmadan gönül rahatlığıyla sürdüm. Tuvalet masasına oturup saçlarımı düzleştirdim, dişlerimi fırçalayıp yatağa uzandım. Ne zaman uykuya daldığımı bile hatırlamıyorum.
Gece, içimi kemiren garip bir huzursuzlukla uyandım. Oda karanlıktı. Kalbim sebebini bilmediğim bir tedirginlikle atarken, babamın odasına geçtim. Ama babam orada değildi. Yatak boştu, eşyaları da yoktu.
Bir anda içimi soğuk bir korku kapladı. Telaşla kendi odama geri döndüm, yatağın kenarına oturup telefonu elime aldım. Tam arayacaktım ki, dış kapının kartla açıldığını duydum.
— Baba! Neredesin ya, ödüm koptu burada! — diye seslendim, sesim titriyordu.
Ancak yaklaşan adımların ağırlığı tanıdık değildi. Ara kapı yavaşça aralandı ve bir anda karşımdaki boşluktan üç iri yapılı adam belirdi.