BAĞEVİNDE

825 Words
Gecenin içinde ilerledik; en sonunda bağ evinin toprak yoluna vardık. Panelvanın kasası açıldığında kız yarı uyanık, başını ve ellerini destekleyerek oturur hâlde duruyordu. Üzerine çekebildiği kadar pikeyi çekmiş, mavi gözleri çakmak çakmak öfkeyle bana bakıyordu. Yanına yaklaştım, sesim düşük ama sertti: — Eğer bağırmazsan ağzını açarım. Uysalca başını salladıktan sonra ağzındaki bez parçasını aldım. Yüzünde kırmızı parmak izleri vardı; kollarında tuttukları yer neredeyse morarmıştı. Bana baktı, sesi kırık: — Birazcık merhametin varsa söyle bana… ne yapacaksınız bana? Satacak mısınız? Gözlerim şaşkınlıkla açıldı. İçimden söylenen kelimeye inanamıyordum: — Hayır, biz kadın satıcısı değiliz. Kız, bakışlarını Kadem’e dikti, emin olmak istercesine tekrar sordu. Kadem homurdanarak cevapladı: — Abi, neden ben ya! Pezevenge mi benziyorum? Hüseyin’le Kemal gülüştüler. Kızı tekrar kucağıma aldım; titreyen vücudu bana yaslanıyordu. Hafifçe konuştu: — Ben yürürüm. — Ayakkabıların yok, dedim. Başını öne eğdi. Kucağımda başını yana çevirmiş, küçük bir teslimiyetle susuyordu. Onu yatak odasına götürdüm. — Uslu dur, dedim. Sonra el ve ayaklarındaki bağları çözdüm. Elleriyle ayaklarını ovuşturdu, kendini iyice pikeye sardı. İçimden, keşke pijama da alsaydım diye geçirdim. Onu böyle görmeye dayanamıyordum. — Neden kaçırdınız beni? —dedi sonra, sesi titremeye başladı— Babam nereye gitti? Gözlerinden yaşlar süzülüyordu; içim parçalanırken ona baktım. Sözcükler boğazımda düğümlendi, ama bir nefes alıp sakin olmaya çalıştım: — Yarın her şeyi öğreneceksin, dedim. Ve odadan çıktım. Kızı odaya bıraktıktan sonra aklım da ruhum da karmakarışıktı; adamların yanına geri yürüdüm. — Ben de sizi koruma diye yanımda gezdiriyorum, diye başladım, sesim yüksekti ama dizginliydi. Küçücük bir kızı alıp gelemediniz lan! Ben mi sizi koruyacağım, siz mi beni?! Başı öne eğik duran Kadem’e yaklaştım, ceketinin yakasını düzeltir gibi yaptım ve daha sert bir tonla devam ettim: — Kadem, anana babana haber sal, sana köyden kız baksınlar oğlum. Uçan kuşu sikecek gibi bir halin var! Bir daha ağzından Helin’e karşı öyle bir laf çıkarırsan, ben senin sülaleni sikerim haberin olsun! Kadem titreyerek, neredeyse yalvarır gibi cevapladı: — Ağam, vallahi çok acıdı. Acımadan tekmeledi, yeminle! Sinirle çıkıveren bir kahkaha boğazımdan geçti; Hüseyin araya girip lafladı: — Zaten bir işe yaramıyordu Kadem! Adamlar her zamanki gibi kahkahaya boğuldular. Sigaramı yaktım, dumanı üfleyip onlardan uzaklaştım. Gece üzerime üzerime geliyordu; ayaklarımın altında dünya kayıyormuş gibiydi. Bir şeyi biliyordum: Helin — beni hiç tanımamasına rağmen — benden nefret ediyordu. Bu nefretin ağırlığı, sırtımda soğuk bir yük gibi duruyordu. AHAD: Bütün geceyi uyumadan geçirdim. Sabah olduğunda yavaşça kızın odasına girdim. Pikeye sıkı sıkı sarılıydı; uyuyordu hâlâ. Elimdeki paketleri sessizce sandalyenin üzerine bıraktım. Poşetin hışırtısını duyunca birden uyandı, yerinde sıçradı: — Dokunma bana! — diye bağırdı, sesi öfkeli ve korkulu. — Kimseye dokunduğum yok, dedim sakin olmaya çalışarak. Bunları giy, birazdan çıkıyoruz. — Giymiyorum! — diye inatla karşılık verdi. Sert bir sesle döndüm ona: — Bunları giymezsen, bir salon dolusu adamın karşısına üstündekiyle çıkarsın sen bilirsin, dedim. Sonra odadan çıktım. HELİN: Adam odadan çıktıktan sonra bir süre öylece oturdum. Ağa dedikleri tip gerçekten çok yakışıklıydı; lacivert takım elbisesi, geniş omuzları ve uzun boyu göz kamaştırıyordu. Ama yüzü buz gibiydi, yaşı neredeyse otuztu. Yavaşça poşete yaklaştım. İçinden koyu yeşil, kolsuz, şık bir elbise çıktı; ten rengi bir sütyen, alçak topuklu, şirin babetler — hepsi uçuk markalardan. Üstümü giyindim. Lavaboda saçımı düzelttim, sonra koltuğa oturup bekledim. Bir süre sonra kapı açıldı; çamurla dolu ayakları olan adamlar içeri girdi, kolumdan tuttular ve beni aynı aracın kapalı kısmına koyup kapıyı kapattılar. Ağa ortada yoktu. Bir süre yol aldıktan sonra büyük, geniş bir çiftlik evine vardık. Uzakta, yeşilin içinde atlar görünüyordu. Beni bir odaya soktular; odada başka bir kapı daha vardı. Sedirin ucuna iliştim. Bir süre sonra aşağıdaki odadan erkek seslerinin uğultusu geldi. Sesler duruldu; tok bir erkek sesi konuştu: — Vahap ağa, artık Ahad’ı öldürmeye çalışmaktan vazgeç. Başka bir ses yükseldi: — Senin oğlun Ahad, benim kardeşimi öldürdü. Onun kanı bana haktır! Ardından Vahap’ın adı anıldı: — Vahap! Senin kardeşin bizim köyümüzde engelli kıza tecavüz etti! Ahad da cezasını verdi. Ben beklerdim ki sen kardeşini vurup aşiretin namusunu temizleyesin! Vahap homurdandı: — Ne söylemeye getiriyorsun Kerim, açık konuş! Kerim soğukkanlıydı: — Vahap, sen benim oğluma kızını ver; biz de yeğenin Adem’e Şermin’i verelim. Vahap bağırarak karşı çıktı: — Benim kızım yok, Kerim! Kerim gürledi: — On dokuz yıl önce annesinin memesinden ayırıp uzaklara gönderdiğin Helin, kızın değil mi? — Helin öldü! —diye karşıladı Vahap. — Hayır, ölmedi. Tüm aşiret büyükleri duyun! Helin’i buldum. Helin’in babalığından saçını aldırıp Vahap’ın konağından alınan saçla DNA testi yaptırdım. İsterseniz bir daha yaptırırız. Kapı açıldı; bir adam beni salona çekti. Salon ağzına kadar erkek doluydu. Herkes gözlerini kocaman açmış bana bakıyordu. Vahap neredeyse titriyordu; gözleri açık, yüzü solgundu, başını sallıyordu. Kerim konuştu: — Teste gerek var mı ağalar? Kız, kardeşimin aynısı. Roza’nın kızı bu! Benim Ahad’ımın beşik kertmesi olacaktı; sen engel oldun Vahap. Şimdi bırak, kan davası başlamadan bitsin. Evlensinler. Vahap sertçe karşı çıktı: — Ben senin planını biliyorum, aç gözlü Kerim. Memleket yetmedi, İstanbul’u da fethettin, hâlâ doymadın paraya! Sana kız vermiyorum. Evet, bu benim kızım; şimdi onu bana vereceksin! Sağ yanımdan, içimde kurşun yemiş gibi titreye titreye beni tekrar iç odaya götürdüler..
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD