19.bölüm

1568 Words
Gece, huzurlu uykumdan alarm çalmadan uyandım. Bugün kendimi her zamankinden daha enerjik ve mutlu hissediyordum. Son günlerde yaşadığım karmaşık duygular, Emir’in hayatıma girişi ve ona alışma çabalarım zihnimde balyoz gibi patlıyordu. Ama onunla düzelmeye başlayan ilişkimiz ve duygularından biraz olsun emin olmam, bu yükün bir anda hafiflemesini sağlamıştı. Yine de... butiğe gelen o kişi hâlâ aklımı kurcalıyor, beni korkutuyordu. Umarım ilk ve son olurdu; daha fazla karmaşaya tahammülüm yoktu. Üzerimdeki yorganı ayaklarımla itip hızlıca yataktan kalktım. Yatağımı toparlayıp banyoya yöneldim. Kısa bir duşun ardından, artık uzamaya başlayan saçlarımı topladım. Bugün sabahtan iki dersim olduğu için bolca zamanım vardı. “Kerem ve Ayça’yla buluşup bir şeyler yapabilirim,” diye düşündüm. Emir hayatıma girdiğinden beri onlarla pek görüşememiştik. İşte bugün tam onlara ayırmalık bir gündü. Tabii önce Ayla Hanım’a haber vermem gerekiyordu. Banyodan çıkınca hemen aradım ve izin istedim. Pek sık izin almadığım için sorun yaşamadım. Dolabımın kapağını açıp klasik soruyu sordum kendime: “Ne giyeceğim ben şimdi?” Epey oyalandıktan sonra geçen sene aldığım, kare yaka kırmızı elbiseyi seçtim. Boyu dizlerimde biten bu elbise tam da bugüne uygundu. Okula gideceğim için yüzüme hafif bir makyaj yaptım; son dokunuş olarak kırmızı rujumu sürdüm. Çantamı hazırlayıp ruju da içine atarak odadan çıktım. Mutfaktan gelen tıkırtılar beni anneme yönlendirdi. Sofrayı çoktan kurmuş, çayları dolduruyordu. Sessizce yaklaşıp, kazaya sebep olmamak için kısık bir sesle, “ Günaydın annem”… dedim. Başını bana çevirip gülümseyerek, “Günaydın kızım, uyanmışsın”, dedi. Annem bana sandalye çekip oturmamı işaret etti. Çayın dumanı yükselirken karşıma geçti. “ Hadi bakalım, otur da birlikte kahvaltı yapalım. Yüzün bugün bir başka parlıyor, dedi gülümseyerek”. Kaşlarımı hafif kaldırıp omuz silktim. “ Öyle mi? Belki de uykumu iyi aldım anne”. Annem gözlerimi dikkatle inceledi. “Yok yok, bu sadece uyku değil. Kalbin rahatlamış gibi. Hani insanın içinde fırtınalar diner de, güneş açar ya… işte öyle bakıyorsun”. Bir an boğazımda düğümlenen hisle bardağıma sarıldım. İçimde Emir’in yüzü, ses tonundaki o keskin kararlılık yankılandı. Ama bunu anneme anlatamazdım. “Belki de… insan bazen doğru insanlarla karşılaşınca içinde fırtına da olsa sakinleşebiliyor, dedim”. Annem, hiç şüphelenmeden gülümsedi. “Doğru insan mı? Hımm… galiba arkadaşlarını kastediyorsun. İyi ki varlar, seni ayakta tutuyorlar”. Ben de başımı salladım, ama içimdeki ses hemen karşı çıktı. Hayır anne… onlar değil. Beni hem en çok zorlayan hem de kendime getiren birisi var artık. Dudaklarımda küçük, gizli bir gülümseme belirdi. Annem sofraya domatesleri yerleştirirken devam etti: “Kızım, sakın kalbini üzecek şeylere bulaşma. Sen ne kadar güçlü görünsen de aslında çok hassassın”. İçimden “Keşke bilsen anne” demek geldi ama sustum. “Merak etme, kendime dikkat ediyorum. Hem bugün Kerem’le Ayça’yı göreceğim, onlarla vakit geçireceğim. Uzun zamandır görüşemedik”, dedim konuyu değiştirerek. Annemin gözleri parladı. “ Aferin sana. Arkadaşlarınla olmak iyi gelir. Hayat dediğin sadece sorumluluklardan ibaret değil. Biraz gülmek, biraz eğlenmek gerek”. Onun bu sözleri içimi ısıttı. Elini tutup sıkıca kavradım. “Sen yanımda olduğun sürece her şey yolumu buluyor anne”. Annem saçlarımı okşadı, her zamanki gibi güven veren o bakışıyla. “ Hep yanında olacağım kızım. Sen mutlu ol, gerisi gelir”. Annemle sohbet ederek kahvaltımızı bitirdik. Hızlıca sofrayı topladım, sonra okul için çantamı aldım. “ Anne ben çıkıyorum. Okuldan sonra Kerem ve Ayça’yla kafede buluşacağız. Ayla Hanım’dan da izin aldım. Bu ara dersler ve projeler çok yoğundu, biraz kafa dağıtalım dedik”. Annem başını sallayıp bana baktı. —”Tamam kızım, geç kalma. Kalacaksan da haber ver. Bugün Sude teyzenlerde gün var, oraya gideceğim. Epey kalabalık olacak, erkenden gider yardım ederim”. “Tamam annem, kendini de çok yorma. Geç kalırsam ararım, merak etme”, dedim. Deri ceketimi alıp evden çıktım. Sokağa adımımı atar atmaz gözlerim ister istemez sağa sola kaydı. Emir’in arabasını arıyordum. Sokağın başında duran siyah bir araba dikkatimi çekti ama onun arabası değildi. İçimde bir hayal kırıklığıyla derin bir nefes aldım. Tam telefonumu çıkarıp Emir’i aramayı düşündüm ki, ekranımda onun adı belirdi. Dudaklarımda küçük bir tebessümle açtım. “ Efendim”, dedim etrafa bakınarak. Karşıdan derin bir iç çekiş duydum. Sesindeki o tanıdık tını kalbime işledi. Adımlarım farkında olmadan sokağın başındaki siyah arabaya doğru yöneldi. “Efendim” kelimesini başka yerde kullanmanı tavsiye ederim, güzelim”… dedi Emir’in alaycı ve bir o kadar da sahiplenici sesi. “Emiirrr”! — dedim utançla haykırarak. Karşıdan hafif bir gülüş geldi. “ Söyle güzelim, dinliyorum”, dedi Emir derin bir iç çekişle. “ Imm… ben evden çıktım ama sen yoksun. Sadece siyah bir araba var, diye mırıldandım”. Sözümü bitirmeme kalmadan hemen yanıtladı: “ Evet yavrum, sana mesaj attım ama görmemişsin. Bugün önemli bir toplantım var, gelemedim. Seni Arif bırakacak okula. Gün içinde seni görmeye geleceğim, akşama kadar bekleyemem”, dedi sesi üzgün çıkarken. İçim burkuldu ama sesimi sakin tutmaya çalıştım. “ Tamam Emir… ama bugün sadece iki dersim var. Sonrasında Ayla Hanım’dan izin aldım. Kerem ve Ayça’yla biraz vakit geçirecektik, onları çok ihmal ettim. Bitince görüşsek olur mu”? Karşıdan kısa bir sessizlik geldi. Ardından hafif bir homurtuyla, “ Hmm”… dedi. Bu durumdan memnun olmadığı sesinden belliydi. Sonra sabırsız ve kararlı bir tonla ekledi: “Tamam ama akşam benimsin. En geç altı da yanında olacağım. Daha fazla seni görmeden duramam”. Kalbim hızla atarken derin bir nefes aldım. Emir’in son sözü ise içimde garip bir ürperti yarattı: “ Ve Arif… her adımda arkanda olacak”. “Arif senin yanında olacak, sadece seni bırakmak için değil… seni korumak için,”dedi Emir’in sesi daha ciddi bir tona bürünerek. Kalbim sıkıştı, dudaklarımı ısırdım. “ Emir… buna gerek yoktu,” dedim fısıltıyla. “ Var, güzelim. Sen benim en kıymetlimsin. İçim rahat etmez. Ne olur bu konuda bana karşı gelme,” dedi kararlı bir sesle. Tam o sırada siyah arabanın kapısı açıldı. Direksiyon başında, her zamanki soğukkanlı haliyle Arif vardı. Bana saygılı bir bakış atıp başını eğdi. “ Buyurun Buse Hanım, dedi nazikçe. Başımı sallayıp arabaya bindim. Yol boyunca Arif tek kelime etmedi, ben de telefonuma bakar gibi yapıp kafamın içindeki Emir’in sözleriyle boğuşuyordum. Korunmaya ihtiyacım var mıydı gerçekten, yoksa Emir fazla mı abartıyordu? Okula vardığımızda Arif arabayı kenara çekti. “ Dersleriniz bitince yine sizi alırım”, dedi. “ Gerek yok, arkadaşlarımla çıkacağım. Sonra eve dönerim”, dedim hızlıca. “ Emir Bey’in talimatı var. Yine de ben yakında olurum, dedi, tartışmaya kapalı bir tavırla. İstemeden de olsa başımı salladım ve okula girdim. Dersler beklediğimden hızlı geçti. Çıkışta Ayça ve Kerem’i buldum. İkisi de beni görünce yüzüme dikkatle baktı. “Kız, gergin gibisin”, dedi Ayça kaşlarını kaldırarak. “Yok canım, öyle bir şey yok”, dedim gülümsemeye çalışarak. Sonra konuyu değiştirdim. “ Hadi, bir kafeye gidelim. Bir şeyler içeriz, sohbet ederiz”. Kerem hemen kabul etti. “Tamam, bana da iyi gelir”. Üçümüz yakındaki kafeye geçtik. Kahvelerimizi sipariş edip pencere kenarındaki masaya oturduk. Ayça hemen lafa girdi: “Çok özledim böyle oturup konuşmayı. Sen iyice kayboldun Buse”. Ben başımı önüme eğip hafif gülümsedim. “ Farkındayım… o yüzden bugün sadece size ayırdım”. Kerem omzuma hafifçe vurdu. “ Güzel. İşte böyle olmalı. Ne olursa olsun biz üçlüyüz”. Kafede siparişlerimizi beklerken Ayça dayanamadı, dirseğini masaya koyup gözlerini bana dikti. “ Hadi Buse, sakın kıvırma! Emir’le işler nasıl gidiyor”? diye sordu, gözlerinde koca bir merak parıltısı vardı. Bir an utangaçça başımı eğdim. “İyi… yani, çok iyi gidiyor”. Kerem hemen lafa atladı. "Çok iyi gidiyor" ne demek? Daha detaylı anlat bakalım. Emir seni üzmüyor, değil mi? Gözlerimi büyüttüm. “ Hayır tabii ki! Emir… beni çok önemsiyor. Hatta biraz fazla bile”. Ayça kahkahayı bastı. “Fazla mı? Ayy kıyamam ya! Kesin seni gözü gibi koruyordur. Zaten bakışlarından bile belli, sana delicesine bağlı”. Kerem omzunu bana doğru eğdi, ciddiyetle ama aynı anda şakalaşarak: “ Eğer seni tek bir an bile ağlatırsa… önce ben, sonra Ayça dalarız ona”. “Tabii ya! — dedi Ayça hemen. — Sen bizim prensesimizsin, Buse! Emir’e de prensliği yakışıyor ama… seni üzmesine asla izin vermeyiz”. Ben hem gülüyor hem de yüzüm kızarıyordu. “ Siz var ya… resmen emir-komuta zinciri gibisiniz. Bir yanda Emir, bir yanda siz. Nefes alacak yerim kalmayacak yakında”. Kerem kahkaha atarak başını iki yana salladı. “Abartma! Biz sadece seni mutlu görmek istiyoruz. Ha bir de, kabul et, Emir yakışıklı çocuk. Bence sen baya şanslısın”. Ayça da hemen araya girdi, göz kırparak. “ Evet ama Emir de şanslı. Çünkü karşısında Buse var. Dünyanın en inatçı ama en tatlı kızı!” Üçümüz de kahkahalara boğulduk. İçimde hafif bir kıpırtı vardı; hem Emir’in varlığıyla güven buluyor, hem de dostlarımın sevgisiyle güçleniyordum. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadan uzun uzun sohbet ettik. Kahkahalar, laf atışmaları ve küçük şakalarla saatler su gibi akıp geçmişti. Tam o sırada çantamdan telefonum çaldı. Ekranda “Emir” yazıyordu. Kalbim bir anlığına hızla çarptı, paniklediğim halde saate baktım. Saat altıyı otuz sekiz geçiyordu… En son altı demiştik! Derin bir nefes alıp telefonu kulağıma götürdüm. Tam açmak üzere kafamı kaldırdığımda, gözlerime inanamadım: Emir, kafenin içine doğru adım atıyordu. Bir yandan telaş kapladı beni, “Aa, geldi işte!” diye içimden geçirdim, bir yandan da yüzümde istemsiz bir gülümseme belirdi. Ellerim hâlâ titriyordu ama kalbim sevinçle çarpıyordu. “ Buse”… diye mırıldandı, sesi hafif alçaktı ama gözleri tam olarak bana kilitlenmişti. Ayça ve Kerem de şaşkınlıkla arkamıza baktı. Ben telefonu hâlâ kulağımda tutarken, içimde hem panik hem de mutluluk birbirine karışmıştı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD