Hikmet Bey'in malikanesinde yine sıradan bir sabah yaşanıyordu. Evin çalışanları birinci katın denize bakan büyük balkonunda sabah kahvaltısını hazırlarken Hikmet bey günün gazetelerini okumak üzere balkondaki her zaman oturduğu köşedeki hasır görünümlü koltuğa oturmuştu. Arda "günaydın dede" diyerek içeri girdi ardından Nazlı ve Cansu da "günaydın dede " diyerek yanına gidip iki yanağından öpmüşlerdi. Hikmet Bey torunlarına sevgi ile bakarak " günaydın oğlum ve meleklerim" diyerek ailece kahvaltıya oturdular.
Kahvaltı bittikten sonra Hikmet Bey bahçedeki ıhlamur ağacının altında oturarak kahvesini içiyordu. Nazlı heyecanlı bı halde dede yerleştirme sonuçları açıklandı ben bakamayacagim diyerek gözlerini kapatıp laptopu dedesinin
kucağına koydu ve ardından “dede hadi söyle “ dediğinde “Hikmet Bey 1.tercihine yerleşmişsin kızım tebrik ederim” Nazlı hüzünle gökyüzüne bakarak “baba bugün seni biraz daha anladım “dedi. Hikmet Bey torununa hüzünle baksada "seninle gurur duyuyorum "dedi.
Ardından Cansu’ya “peki sen bakmayacak mısın?”
Cansu
“ben tercih yapmadım ki dede Nazlı nereye giderse bende ordaki özel akademilerin yetenek sınavına girerim diye düşündüm "
Cansu muhteşem bir sese sahipti o da teyzesi gibi şarkı söylemek için doğmuştu. Hikmet Bey “ooo siz herşeyi planlamışsınız “dediğinde iki kız aynı anda dedelerine sarıldılar.
................
Kayıt zamanı geldiğinde Nazlı ile Cansu İstanbul'a gitmisleri.Babasinin okuduğu okulda okuyacaktı bunun için çok heyecanlıydı ama ilk önce babasının kayıt günü yaptığı gibi o tarihi kapıda bir fotoğraf çekinmek istedi. Çantasından çıkardığı fotoğraf makinesini dedesinin en güvendiği adamı olan Mert'e verip Cansu ile yanyana durup gülerek poz verdiler. Kayıt işlemleri bittiğinde Sema ile buluştular.
*******************
İki ay sonra Sema İstanbul’da devraldığı kafenin işleri ile uğraşırken kızlar okullarındaydı.Hikmet Bey ,Belma Hanım ve Arda İzmir’de kalmışlardı .Kızlar okuldan çıkıp kafeye gelmişlerdi. Kafenin her köşesindeki dekora üçü birlikte karar veriyorlardı.Ama
bir eksik vardı ve henüz kafenin bir ismi yoktu.
Nazlı “teyze kafenin adını düşündün mü?”dediğinde
Sema “senin bir fikrin var sanırım “
Nazlı “evet”
Cansu “söylesene “
“ASLINDA”
dediğine ikisine de bu isim çok sıcak gelmişti. Sema hemen o iş için bir iki telefon konuşması yaparak halletti.
Cansu söze girerek” müzik işini de ben hallettim” dedi .Okuldan arkadaşlarını kafede haftada iki gün canlı müzik için
ayarlamıştı cumartesi günleri nostalji günü, Pazar günleri güncel şarkıların olduğu bir kafe programı yapmışlardı.
Kafenin açılışına aileden sayılabilecek samimi oldukları 20 kişilik grup katılmıştı. Bugün Nazlı için çok özeldi annesinin
de sahne aldığı kafede kuzeni Cansu’ya eşlik edecekti.
Müzik başladığında Cansu ve Nazlı sahneye yürüdüğünde herkes şaşkındı.
Çalan müzik oya-bora ikilisinin Sevme zamanı . Önce şarkıya Cansu girdi sonra Nazlı devam etti ve aynı annesinin tavrı ile şarkı söylüyordu.Şarkı bittiğinde Sema dışında herkes şaşırmıştı Nazlı oldukça profesyonel bir şekilde şarkı söylemişti ve sesi çok güzeldi. Anneannesi hüzünlenerek " annenden sadece güzelliğini değil sesini de almışsın " dediğinde Nazlı onlara sımsıkı sarılıp "iyi ki siz benim ailemsiniz" dedi. Son olarak ailece fotoğraf
çekilerek geceyi sonlandırdılar.
**************************
6 yıl sonra Nazlı İstanbul’da bir hastanede beyin ve sinir cerrahisi bölümünde asistan doktor olarak işe başlamıştı. Akşam
Hikmet Bey tüm çocuklarını toplayıp güzel bir konuşma yaparak hayallerini gerçekleştirmek için yüklü miktarlarda çekler
vermişti. Nazlı bu çeke bakarak tüm gece düşünmüştü ve sabah aklından geçenleri dedesine anlatmak için odasından çıktı
kahvaltı da herkes yapmak istediklerini anlattığında Hikmet Bey Nazlı’ya dönerek “senin planın var mı?”dediğinde
Nazlı “Ben annemin günlüğünü okumuştum babaannem son çocuğunu evde doğurmuş bebek doğarken ölüymüş anneside iki gün boyunca kıvranmıs ağrıyla ve o da ölmüş. Babam o yüzden okuyup doktor olmak ve
ordaki insanlarin dertlerine derman olmak istemiş"dediğinde Hikmet Bey duyduklarına şaşırmıştı ve Nazlı
devam etti “ ben babamın yarım kalan hayallerini gerçekleştirmek istiyorum “dediğinde anneannesi sesini yükselterek” asla seni
Mardin’e yollamam”
Nazlı” merak etme şimdilik öyle bir planım yok sadece orda bir hastane yaptırmak istiyorum “dediğinde herkes rahat nefes
almıştı. Ama Hikmet Bey torununu tanıyordu ve bugün olmasa da bir gün kesinlikle gitmek isteyecekti. “tamam kızım ben bu konu da birde Ali Bey'e danışmak isterim“deyip kalkmıştı.Demir'in ölümünden sonra Ali her zaman Hikmet Bey ile irtibatta kalmış ve Nazli'yi sormuştu.
Bir saat sonra dedesi gelip “hadi hazırlan Ali Bey burdaki ofisindeymiş “dediğinde Nazlı hızla hazırlanmıştı .Kalın askılı tek
parça yandan bağlarak giyilen ,dizi altında biten lacivert elbisesinin altına aynı renk ince bantlı ayakkabılarını giyip saçını at kuyruğu
yaparak odadan çıktı.
Yaklaşık bir saat sonra tamamen taş görünümlü muhteşem bir yapının önünde durdular . Nazlı’nın şaşkın bakışlarına bakarak
“Ali Bey turizm sektöründe” dediğinde Nazlı hala inceliyordu ormanın içinde sanki ormanın bir parçası gibi duran bu yapı tam
anlamıyla tarihi eser gibi duruyordu. Arabadan indiklerinde geçtikleri kapının hemen üstünde Grand Mardin Otel yazıyordu.
Onları karşılayan görevli” Hikmet Bey “dediğinde Hikmet Bey “evet”
“buyrun efendim bu taraftan “ diyerek onlara eşlik etti . İçerisi bir konağı andıran bu yapı oldukça gösterişliydi. Uzunca bir
koridorun ardından Ali Bey’in odasına girdiler.Ali Bey Nazlı’ya bakarak şaşkınlıkla “Nazlı “dediğinde Hikmet Bey “Aslı’ya çok
benziyor “ Ali Bey kafasını sallayarak onayladıktan sonra Nazlı elini uzatarak “memnun oldum efendim”.
Hikmet Bey hemen söze girdi Nazlı’nın planlarından bahsedince Ali Bey çok gurur duyduğunu söyleyerek Nazlı’nın annesine
benzediği kadar babasına da benzediğini anladı. Nazlı’nın telefonu çalınca müsaade isteyerek çıktı yan taraftaki koridora doğru
giderek konuştuktan sonra telefonu kapatıp tam koridoru dönecekken bir anda kendini bir adamla göğüs göğüse buldu.
Çarpışmanın etkisiyle şok halindeki adam ellerini iki yandan havaya açarak duruyordu. Nazlı adamın yüzüne bile bakmadan
“pardon “diyerek hızla koridora girip biraz yürüdükten sonra Ali Bey’in odasına girdi.
Genç adam arkasından bakarak “yabani ,insan nezaketen de olsa bir karşısındakinin yüzüne bakarak konuşur” dedi. Ama o çoktan gitmişti.
Kapı açıldığında Ali Bey gel oğlum dediğinde genç adam az önceki yabani dediği kadının
babasının yanında otururken gördüğünde şaşırdı.
Ali Bey “oğlum Asil, Hikmet Bey ve Nazlı “dediğinde kibarca elini uzatıp tokalaşmışlardı. Ali Bey “oğlum hatırladın mı Nazlı’yı
dediğinde Nazlı Asil’in gözlerinin içine bakınca hemen hatırlamıştı. İçinden o güzel gözlü kiz diye geçirirken babasına bakarak" sanırım Demir
amcanın kızı "dediğinde Nazlı tebessüm ederek ona baktı ve “bende sizi hatırlıyorum Reyhan teyze ile bize geldiğiniz günü “
dediğinde Asil az önce yabani dediği kızın koyu yeşil gözüne ve yüzündeki sıcak tebessümüne hayranlıkla bakıyordu.
Ali Bey “o zaman sizi en kısa zamanda Mardin’de ağırlamak isterim hem Nazlı biraz düşünme fırsatı da bulmuş olur planlarını
tekrar gözden geçirir “dedikten sonra Nazlı ve dedesi vedalaşarak çıktılar.
Bir hafta sonra Nazlı ile dedesi Mardin’e gitmişlerdi.Onları hava alanında Ali Bey’in adamları karşılamış ve ordaki otellerine
yerleştirmişlerdi. İstanbul’daki otelin aynısı burda da vardı. Biraz dinlendikten sonra Hikmet Bey torununun kapısını çalarak
Ali Bey’in aşağıda onları beklediğini söylemesiyle
Nazlı dedesine” sen git dede ben üstümü değiştirip geliyorum “dedi. Mavi çiçekli elbisesini giyerek sırtını açıkta bırakacak
şekilde saçlarını salaş bir şekilde toplayıp aşağıya indi. Koridorda gördüğü çalışana Ali Bey’i sorduğunda arkasından bir ses
“ben yardımcı olurum siz işinize bakın “dediğinde
Nazlı o sesi tanımıştı ve gülümseyerek arkasına döndüğünde
Asil” hoş geldin ,dinlenebildin mi?”
Nazlı” aslında hiç yorulmadım ama dedemin tansiyonu var sıcak onu biraz zorladı”
Asil ”yorulmadıysan yemekten sonra küçük bir Mardin turu yapabiliriz “
Nazlı ”çok isterim”
Yemek yenen salona girdiklerinde Reyhan Hanım şaşkınlıkla Nazlı’ya baktığında Nazlı yanına gelerek gülümsedi ve “anneme
çok benziyormuşum sanırım “deyip elini uzattığında Reyhan sımsıkı sarılarak” hoş geldin kızım “dedi. Ve hemen yan tarafta
duran en fazla on sekiz yaşındaki kızda hemen söze girdi “bende Asya” Nazlı” memnun oldum Asyacım” .
Yemek yerken Asya hayran hayran Nazlı’yı süzüyordu ve dayanamayıp “saçların boya mı “dediğinde annesi uyarsa da devam etti” tarzına bayıldım
benimle alışverişe çıkar mısın lütfen” Nazlı iki sorusuna da gülerek cevap verdi “hayır boya değil ve ben alışverişe bayılırım
İstanbul’a geldiğinde kesinlikle sana eşlik ederim” dedi.
Ali Bey hastane için üç arazi var bakıp değerlendirmemiz lazım
dediğinde Nazlı “tamam hemen gidebiliriz”dedi. Hikmet Bey çok yorgun olduğunu söyleyince Asil hemen söze girdi “efendim siz
burda kalın ben ve en güvendiğim adamlarımdan birkaç kişi ile gidebiliriz” Hikmet Bey başı ile onayladıktan sonra Ali söze
girdi ” kimse Nazlı’yı bilmeyecek herkese İstanbul’dan bir arkadaşın diye tanıtacaksın “dediğinde Asil anladığını belirterek ,
başıyla onayladıktan sonra ikisi çıktı. Ali Bey yaşlı adamı rahatlatmak için “zaten kimse bilmiyor kim olduğunu babasının
soyadını bile kullanmıyor o artık Nazlı Hanoğlu yani sizin kızınız lütfen müsterih olun hiçbir sorun çıkmayacak”.
Asil’in tamamen siyah olan arabasını şoför kullanıyordu . İkisi de arka koltukta yanyana oturuyordu.İlk iki araziyi beğenmeyen Nazlı son
baktıkları araziyi beğenmişti. Tam istediği gibi yola yakın konumdaydı. Tekrar arabaya bindiklerinde Asil
şoförü arkadaki araca yollayıp” öne geçelim seni gün batımının en güzel olduğu yere götürmek istiyorum dediğinde”
Nazlı içinden ne diye senle gün batımı izleyeyim ki diye içinden geçirse de “olur”dedi. Mardin’e tepeden bakabilecekleri bir
noktaya gelmişlerdi. Sıra sıra dizilmiş evlerin üstünde gökyüzünün kızıllığını ,sanki bir ressamın elinden çıkmışçasına canlı
renklerle bir arada görmek paha biçilemezdi. Asil hayranlıkla manzaraya bakan Nazlı’yı incelerken Nazlı da ona dönüp gözgöze
geldiklerinde Asil” gözlerin çok güzel” dedi.
Nazlı ”bunu daha öncede demiştin” dediğinde ikiside gülmüştü.
Asil ”demek hatırlıyorsun”
Nazlı ”eve girer girmez ilk dediğin sözdü”
Asil” peki bize geldiğinde dediğimi hatırlıyor musun?”
Nazlı biraz düşündükten sonra “hayır”
Asil” o zaman hatırlayana kadar söylemeyeceğim”
Nazlı” sen bilirsin”
Asil bu kibirli haline sinir olsa da ona karşı elinde olmadan oluşan duygularına yenik düşüyordu.
Asil”o zaman gidelim”
Nazlı onun yüzünün düştüğünü farketti ve biraz sert olduğunu düşünse de geri adım atamadı ve “tamam “ dedi.
Yol boyunca süren sessizliği Nazlı bozdu kendinden beklenmeyecek bir şekilde ”sanırım biraz kırıcı buldun tavrımı”
Asil “evet”
Nazlı ”o güne dair ayrıntıları gerçekten hatırlamıyorum bildiğim tek şey o gün hayatımın en kötü günüydü” dediğinde
Asil yaşadığı pişmanlıkla arabayı durdurdu.
Nazlı” neden durdun "dediğinde
Asil ellerini tutup gözlerinin içine bakarak "çok özür dilerim “ dediğinde Nazlı bundan fazlasıyla etkilenmişti. İlk defa yüzünü
ayrıntılarıyla inceledi ve aynı annesini günlüğünde babasıyla ilgili duygularını yazdığı gibi (simsiyah gözleri bir girdap gibi beni içine çekiyordu.)