*Ooo kaynanam beni sevecek banada yemek * dedi çok aç bir şekilde canım makarna ma bir ortak daha çıkmıştı kalkıp tabak getirdim. Yavuz beye de verip yemeğimizi yedik sema yer yer gülümsüyor yer yer gözleri doluyor şekilde idi birden abisine bakıp
*Abim ben bugün için özür dilerim seni çok korkuttum demi?*
*Ah can özüm korkutmak ne kelime öldüm öldüm dirildim semam ne olursun birdaha böyle şeyler yapma *
*Söz veriyorum abim yapmayacağım birdaha * abi kardeş sarıldı sema artık daha mutlu idi.
Sema ile bulaşık ları yıkayıp odasına geçtik ve uykuya daldık aslında hiç içimden gelmiyordu kalmak hatta yavuz beyle yemek yemek ama Allah affetsin artık
Sabah namazı na kalkıp abdestimi aldım huzur içinde kılıp biraz sema nın başında kuranı Kerim okudum inşirah süresi okudum. Onun için bolca dua ettim kuranı kerimi üç kere öpüp semanın dolabının en üst köşesine yerleştirdim.
Biraz daha uyumak için yatakta sırtım başlığa dayalı gözlerimi yumdum
Uyandığımda sema bana sarılmış vaziyette uyuyor du gülümsedim
*Semaaaaa semaaaaa diye gıdıkladim *
Sema daha ne olduğu anlamadan gülmeye başladı
*Elif abla *diyor gülüyordu biraz güldükten sonra hazırlanıp iniyorduk ki kanepe de oturan yaşlı kadını görene kadar.
Sema, ben duraksayınca oda duraksayıp. Ne olduğuna bakmaya çalıştı. Ona döndüm birden heyecanlandı.
"Babaannem" diye koştu yanına, bende yavaş yavaş inip kadının karşında durdum. Sema babaannesine sıkıca sarıldı.
*Canımın nuru * diyen kadın da sıkıca sarılıyordu bende gülümsedim beklemeye devam ettim sema sarılmayı bırakınca bana döndüler.
*Merhaba kızım ben Suzan şimşek * kadın bana elini uzattı öpmem için bende eğilip elini öptüm kendimi tanıttım
*Merhaba efendim bende Elif Metehan *
*Memnun oldum kızım geç şöyle otur * diyince bej rengindeki berjere geçip oturdum. Kadın tebessüm ile bakıyordu sema da bana bakıp.
*Babaanne elif abla benimle ilgileniyor, doktorum değilde ablam gibi * dedi kadın başını salladı ilgi ile bana döndü
*Allah razı olsun kızım, sema kendine gelmiş resmen yüzüne renk gelmiş *
*Cümlesinden Rabbim razı olsun inşallah efendim* diyerek yanitladım
*Babaanne geleceğini hiç söylemedin*
*Kızım ebru ablan geliyor du bende geldim bukez bayağı kalacağım haberin olsun *
*Aaa nerde ebru ablam, çok sevindim hep kalsan ne olur ki*
"Belli olmaz belki de hep kalırım kızım ebru ablan yavuzun yanına çıktı şirkette bir sonrun varmış ta onun için uğraşıyor lar*
*Elif abla biz aslen hataylıyız ama hiç gitmedik ama dedem de yıllar önce Hatay'dan çıkmış yurt dışına gidip iş yerini oraya açmış İstanbul da ki şirket babamın üzerine ama yurt dışın daki şirketler amcalarima aitmiş yıllar önce babam dedemle kavga etmiş neden bana yurt dışında ki şirketlerden vermiyorsun diye kavga etmişler ölmeden......* Diyip duraksadı sema gözleri doldu yutkundu ben hemen devreye girdim
*Sema hadi kahvaltı hazır sizde buyurun efendim *diyip kalktım Suzan hanımın geçmesini bekledim Suzan hanım bana dönüp
*Bidaha efendim dersen anne terliği kafana gelecek nine de nebilim Suzan teyze de canım *
*Tamam Suzan teyze * diyip güldüm
*Hah şöyle * dedi bastonuna tutunarak kahvaltı masasına doğru yavaş adımlarla gitti. Yavuz ve ebru gülerek aşağı inerken bana baktılar bende birşey demeden semanın yanına geçtim
Ebru 170 boylarında. Galiba 55 kilolarında kahve saç rengi kehribar gözlü gayette hoş bir kadın di giydiği pantolon ve giydiği gömlek üzerine yakışmış ti ebru yanımda durup
*Merhaba ben ebru sende elif olmalısın*
*Evet, ben Elif memnun oldum * dedim
*Bende memnun oldum canım * dedi gülümsedi bende gülümseyip sema nın yanına oturdum Suzan teyze baş köşeye geçince yavuz semanın karşına oturdu ebru da benim karşıma geçti Meral abla nazlı emre de gelip oturdu lar bu ailenin en güzel yanı çalışanlara aile gibi davranmaları idi. Yavuz ebru ile devamlı birşeyler konuşuyor eğlenceli birine benziyor du ebru hem yavuzun yüzüde gülüyor du sema kahvaltı sını yaparken
*Sema hanım beni neden görmediniz *dedi ebru birden sema unutmuş gibi anlina vurdu
*Kusura bakma ebru abla ya vallahi çok acıkmıştım * dedi yerinden kalkıp ağzını sildi ebru ya sarıldı ebru da sıkça sarılıp gülümsedi
Kahvaltı bitince biz sema ile bahçeye çiçeklere bakmaya çıkacak ken Suzan teyze bende geleyim dedi. Yavaş yavaş çıktık bahçeye Suzan teyze gözlerini büyük büyük açtı
*Bura çok güzel olmuş *
* evet elif abla ile birlikte yaptık. İkiz kaç gün uğraştık biliyormusun babaanne ağaçları kendimiz diktik bahçıvan abilerle çiçekleri diktik ot yolduk *
*İki maşallah kızlarıma çok güzel olmuş bu ağaçların büyüdüğünü de görürüz inşallah. Ellerinize sağlık* derken ebru da geldi memnuniyetle baktı bahçeye
*Elif gerçekten harika şeyler olmuş bu bahçe de *
Elif'in yüzü kıpkırmızı olmuştu aslında bahçe işi ile uğraşmayı seviyordu bu bahçenin de bakımsız kalmasına gönlü razı gelmemişti.
*Ben sadece bahçe işlerini severim o yüzden semayla el ele verip düzelttik * dedi
Suzan teyze daha fazla ayakta dikilmeye dayanamamış tı
*Ebru kızım merala söyle de bı su getirsin kızım işi varsa sen getir olur mu *
*Tâbi ninem getireyim * dedi ve mutfağa gidip soğuk su getirdi
Bizde küçük seraya girdik. Maydanoz Marul, kabak, patlıcan, salatalık, domates dikmişler di saksı saksılar da yavaş yavaş büyüyen bitkiler baktı ikisi
*Elif abla bak çok güzeller burada ki çiçekler de büyüyor*
*Evet sema cım Rabbimin hikmeti işte bak can veren Allah bunlari diktigimiz zaman daha tohum du. Şimdi filizlendi senin dertlerin tasaların da böyle geçip gidecek canım benim, şimdi yeri değil ama akşam neden öyle birşey yaptın kendine nasıl korkuttun beni *
Sema önce duraksadı biraz düşündü bana baktı aslında bakışı ile çok şeyler anlatmaya çalışıyordu ama bir yandan da gizliyor du anne ve babasının öldüğü gün bir şeyler olmuştu ama demiyordu.
*Elif abla söz veriyorum sana herşeyi anlatacağım ama ne olur zaman ver ben bile hazım edemiyorum lütfen * dedi
*Tamam canım hadi şunları sulayalım olur mu*
*Tamam elif abla olur hadi * diyip musluğa hortumu taktı açtı fıskiye yi elime aldım sularken
*Elif abla ben. Sulaya bilirmiyim * diyince verdim hortumu yavaş yavaş suladı bitkileri birden bana çevirdi hortumu üzerim ıslanınca güldüm ona çevirdim ve bende semayı ıslattım ebru geldi sema ona da tuttu ebru ne olduğunu idrak edince hortumu zorla çekti ikimize tuttu
*Oğlum bunlar hâlâ çocuk sema dan bile * diye bir ses geldi durduk yerimizde arkamizi döndük yavuz bey Suzan teyze ve emre bize bakıyordu. Ebrunun elinde hortum düşünce su onlardan tarafa düştü. Yavuz bey ve emre ye doğru su akmaya başladı sema sinsice eğilip abisine Emre'ye az birşey de Suzan teyze ye tuttu.
Öğlen olmuştu artık bende izin isteyip evime gittim ıslak tım ve üzerime bi battaniye alarak arabaya bindim emre güldü halime
* Yaz gününde battaniye almayan da ne bilim elif hanım * dedi emre gülerek
Bende güldüm emre arabayı çalıştırdı yavuz beyi görür gibi oldum ama hemen kayıp oldu evime gittim bende
Eve geldiğim de hâlâ üzerim ıslak ti annem kapıyı açınca eli ağzına doğru yol aldı .
*Yağmur da yağmadı ama bu ne hal elif *
*Anne sema ben ebru su savaşı yaptık *
*Nasıl yani *
*Anne valla ilk başta aslında sadece ben tohum lari suluyor dum sema ise bende sulayim *
*İçeri geç kızım valla komşu gibi kapıda konuşmaya daldık * diyince annemin dediği çok mantıklı geldi ve girdim hemen gidip sıcak bir duş aldım üzerimi giydim çıktım odamdan eski merdiven lere basarken gıcır gıcır ediyor du annem de geldiğimi gorunce gülümsedi
.*eee anlat bakalım elif hanım *
*Anne valla herşeyin suçlusu sema o ıslattı * annemin ne demek istediğini aslında anlamıştım ama daha sorunu ben bilmiyordum ki
*Kızım eve gelmedin tamam yavuz bey şoförü nü gönderdi ama bu mahallede ki herkes bir birini tanır senin eve gelmedigini biri duysun benim anlı ak yüzü pak kızımın lafını çıkaran olur tamam ben hiç bir zaman el ne der diyen bir kadın olmadım biliyorsun kuzum ama. Bu Allah katında da caiz bir durum değil sen benden daha iyi biliyorsun tamam mı kuzum annesinin bir tanesi * diyince aslında annem haklı idi annem yeri geldiğinde kimseye lafını çekmeden konuşur ve bizi de kimsenin bir laf etmesine izin vermeden yetiştirmiş ti.
*Tamam annem söz veriyorum birdaha öyle şey yapmam ama sema gerçekten çok içine kapanık birisi evet bende caiz bir durum olmadığını biliyorum ama sema ısrar etti dayanamadım *
Annem tebbesum ile bana sarıldı. Bende hemen o sevdiğim huzur bulduğum kollara sokuldum ve kapı kilidi açıldı annem benden ayrılarak
*Geldi bizim Asım bey * diyip kapıda karşılamaya gitti babamı bende kalkıp babamı karşıladım öptüm biraz muhabbet ten sonra nasıl olduğunu anlamadan annem bana. Yemek leri yıkmış ti bende karnıyarık, pirinç pilavı ve salata yaptım sofrayı hazırladım abim gelmiş ti bugün cami de iseleri olduğu için müezzin arkadaşları ile buluşup öyle vakit geçirmiş ler işleri de o imiş biz yemeği yiyip abinle sofrayı kaldırır ken annem ve babam yine televizyon kavgası yapıyor du annemin dizisi olan kanal 7 filmlerini açmış babam ise başka bir kanal da belgesel izleyeceğim diye tutturmuş tu ama galip gelen Aysun Sultan olmuş tu
* Şu sadna ya çok üzüldüm hanım *
*İşte onun imtihanı da o imiş bey baksana oğlan karısına arkadaşım diyip duruyor *
* Hele yengeye ne demeli kızı evde kalacak diye korkuyor baksana *
*O kadın vallahi tam sopalik * diye yine yorum lar yaparken ben de çay demleyip getirdim çayın yanına bir şeyler de koydum ve beraber Hint dizisi izledik
* Annem bu çocuk niye annesin den korkuyor da teyzesin den korkmuyor *
*Baksana elif teyzesi de bence iyi biri gibi durmuyor * diyen de abim di evet dizi hepimizin ilgisini çekmiş ve oturup yorum yapıyor duk
*Ah ah evlat larim Allah kimseyi annesiz babasız bırakmasın bak sadna akli dengesi bozuk biri evlendi ablası için ama yenge yine aynı kötü *
Dizi bitmiş ve şimdi de belgesel izlemeye başlamıştık bile ömür dediğin diye bir program di ve gerçek ten çok seviyorduk .
Sosyal medya üzerinden bir mesaj sesi gelince tuş kilidi ni açıp baktım
*Elif ablaaa * diyen sema idi
*Efendimmmm * diye bende kelime yi uzattım ver gönderdim .
*Ne yapıyorsun*
*İyi belgesel izliyoruz canım sen *
*Hiç sıkıldım da sana mesaj atayım dedim *
* İyi etmiş sin canım benim* diye biraz. Konuştuk ve yatsı namazıni kıldığım için bugün kitap okuyacak tim ama uykum gelmişti kitabı da baş ucuma koyup gözlerimi kapadım.
Sabah yine alarm sesi den önce uyandım kalkıp önce abdest alıp daha sonra penceremi açıp kuş cıvıltıları nı dinledim sabah ezanı daha okunmamış ti ama kuş lar maşallah cıvıl cıvıl di sabah ezanı kulaklarıma dolunca pencere kenarında ezanı dinledim ve gerçek ten huzur du. Namazımı eda edip uykum olmadığı için iki sayfa Kur'an'ı Kerim okudum ve annemin sesi duyulmaya başladı .
*Kahvaltı hazır diye * besmele ile kalkıp üzerimi giyindim ve indim aşağı annem sabah sabah bu enerji yi nerden buluyor diye düşünmeden edemedim çünkü patates kızartması yapmış börek çıkar dı firindan ben evlenmiş olsam hazır kahvaltılık türlerini koyup yerdik herhalde
*Günaydın annem döktürmüş sün yine*
*Günaydın yavrum evet bugün 3 gibi uyandım bir hamur yoğurdum ve sabaha kadar kabarmış ti börek yaptım verdim fırına patates li Hemi de *
* Anne patatesi ne zaman hasladin *
*İşte hamuru yoğurma dan onu da düdüklü ye koydum çabuk pişiyor zaten * anneme gülümsedim ve kahvaltı mi güzel bir şekilde yaptım bir kaba da sema için börek koyup çıktım evden annem uğurlamak için gelmiş ti emre yi görün ce
*Yavrum nasılsın *
*İyiyim Aysun teyze sen *
*Çok şükür yavrum dur börek yaptıydim sıcak sıcak ye * diyip bir kaba da Emre ye koyup getirdi annem le vedalaşıp arabaya bindim ve Emre de annemin elini öptü ve bindi arabaya
*Anneniz çok iyi biri elif hanım *
*Teşekkür ederim emre siz sahra ile devam mı * diye sordum emre nin yüzü güldü birden
*Evet elif hanım güzel gidiyor biraz daha bir birimizi tanıyıp ailesine diyecek sahra *
*Çok sevindim hadi hayırlısı olsun *
*Çok teşekkür ederim amin * diyen emre gerçekten seviniyor du gözlerin den belli oluyor du
Yolun geri kalanı sessiz geçti İstanbulun o meşhur trafiği ile gelmiştik sonun da ebru Suzan teyzeye birşeyler diyor Yavuz sessiz ce kahvaltı yapıyor du
*Afiyet olsun* diyerek girdim sema beni görünce sevinerek geldi yanıma
*Elif abla hoş geldin hadi kahvaltı yapalım *
* Çok saol kuzum ya ben kahvaltı mi yaptım bak sana börek getirdim * dedim sema saklama kabı ni aldı ve hemen oturdu yerine
*Of çok güzel el açması demi *
*Evet afiyet olsun*
*Ah sema ver ben de yiyeyim * diyen ebru da bir dilim aldı ve yerken Meral abla da bana çay getirmiş ti yavuz bey yerinden kalktı ve
*Size afiyet olsun *
*Sanada hayırlı işler evladım *
*Teşekkür ederim babaanne * diyip ebru ile gittiler bugün sema ile kitap okuyacak tik ve kitabı o seçecek ti
*Hadi elif abla kitaplar hazır * diye neşe ile kalktı yerinden
Suzan teyze torununa bakarak iç çekti
*Elif kızım herşey için çok teşekkür ederim torunum yavaş yavaş kendine geliyor ben çok burada olamadım ama sen düzelttin yavrumu *
*Ne demek Suzan teyze ben sema yi kendi kardeşim yerine koydum ve asla bu iş baştan savma birşey yapayım diye düşünmedim asla inşallah o tramvayı da atlatır * dediğimde
*Amin inşallah * dedi ve ben de sema nin odasına çıktım
*Elif abla ben bugün senden birşeyler dinlemek istiyorum mesela dün araştırma yaptım Hz Fatıma yı okurmusun bana * diyen sema gerçekten çok istekli idi hatta Hz Fatıma yazan kitabı uzattı ve heyecanla dinleme ye başladı
* Tabiki canım benim (diyip başladım okumaya )
Hz. Fâtıma, İslamiyet’in gelmesinden yaklaşık bir yıl önce Mekke’de doğdu. Resûl-i Ekrem Efendimiz ona “Fâtıma” adını verdi. Deylemî’nin Ebû Hureyre’den (r.a.) rivayet ettiği bir hadis-i şerifte: “Onu sevenleri, Allah’ın Cehennemden uzaklaştıracağı için kızıma Fâtıma adını verdim.” buyurdu. Fâtıma, “sütten kesilmiş” anlamına gelmektedir.
O, Zehra ve Betül lakablarıyla meşhurdu. Zehra; “Ak yüzlü, nur yumağı, beyaz, parlak, ve aydınlık yüzlü kadın” manasına, Betül ise; “Dünyevi heveslerden uzak, ibadet için kendisini Allah’a yönelten, iffetli ve namuslu kadın” anlamına gelmekteydi.
O, yaşının küçük olması sebebiyle ve bilhassa anneciği Hz. Hatice’nin vefatından sonra babacığının yanından hiç ayrılmadı. Bazen babasının elini tutup Mekke sokaklarında gezdi. Bazen da babasının peşini takip etti. Müşriklerin işkencelerine maruz kalan babacığına yardımcı olmaya çalıştı. Bir gün babasıyla Kâbe’ye gitmişlerdi. Kureyş Müşrikleri onları görünce toplandılar ve fısıltı halinde birbiriyle konuşmaya başladılar. Babacığı Kâbe’nin yanında namaza durdu. Secdeye vardığında Ukbe İbni Ebî Muayt adındaki azgın müşrik, bir deve işkembesi getirerek babasının sırtına koydu. Geriye çekilip uzaktan birbirleriyle gülüşmeye ve dalga geçmeye başladılar. Buna çok öfkelenen küçük Fâtıma babacığının sırtından o ağırlığı kaldırıp elbisesini temizlemedi. Fahr-i Kâinat Efendimiz secdeden başını kaldırdı ve o azgın kişilere ellerini açarak: “Allah’ım bu azgınları sana havale ediyorum Ya Rabbî! Kureyşi sana bırakıyorum” buyurdu.
Abdullah İbni Mesûd (r.a.) Kâbe hareminde Peygamber Efendimiz’e bu tür eziyet edenlerin sonlarının çok fecî olduğunu şöyle anlatır: “Allah Hakkı için o azgın müşrikleri Bedir günü gördüm. Hepsini katlettiler. Bir kısmını sürüyerek Bedir kuyusuna attılar.”PEYGAMBERİMİZİN SON ÇİÇEĞİ
Hz. Fâtıma, bu göç ile çocukluk ve gençlik yıllarını geçirdiği Mekke-i Mükerreme’ye vedâ etti. Medine-i Münevvere’de huzurla yaşamaya başladılar... Babacığı Hz. Ayşe ablaları da Hz. Osman ile evlendi. Kendisi de evlilik çağına ulaşmış 16-17 yaşlarına girmişti. Nebiler Sultanı Efendimiz’in son çiçeği olarak ona tâlib olanlar çoğalmıştı.
HZ. FATIMA’YA (R.A.) TALİP OLANLAR
O, hassas ruhlu, zayıf yapılı idi. Yaşından beklenmeyecek derecede yüce bir ahlâka sahipti. Üstün bir zekâsı, halîm ve selîm bir yapısı vardı. Son derece mütevaziydi. Söz ve davranışlarında vakurdu. Çok az konuşurdu. Ağzından çıkan sözler inci danesi gibi hikmetler saçardı. Cömertti, zâhidâne yaşamayı severdi. Ev işlerinde maharetli ve becerikliydi. İki Cihan Güneşi Efendimizin bir parçası ve kalbinin meyvesiydi. Bu sebepten ona Peygamber’e hısım, akraba ve damat olabilme şerefine erebilmek için Ashâb-ı Kiram’ın büyüklerinden dahi talepler gelmişti. Önce Hz. Ebûbekir sonra Hz. Ömer dünür olmuştu. İki Cihan Güneşi Efendimiz bu yakın dostlarına: “Fâtıma hakkında Allah Teâlâ’nın emrini bekleyelim.” buyurmuştu. Bu haberler Medine’de yayılınca Ebû Tâlib ailesi Hz. Ali’yi bu konuda acele davranması için uyardı. Onun da gidip tâlip olmasını istediler. Fakat o: “Ebûbekir ve Ömer’den sonra bana verirler mi?” diye çekindiğini söyledi. İkna ederek onu istemeye râzı ettiler.Evliliği ile ilgili olarak Hz. Ali (r.a.) kendisi şöyle anlatır:
“Halk arasında konuşulanları duyan azadlı kölem bir gün bana: “Ey Ali! Fâtıma’nın Resûlullah’tan istendiğini biliyor musun?” dedi. Ben de: “Bilmiyorum.” dedim. Tekrar bana: “Ey Ali! Resûlullah’a gidip Fâtıma’yı sana nikâhlamasını istemekten seni alıkoyan nedir?” dedi. Ben de: “Yanımda birikimim yok.” dedim. O da: “Resûlullah’a gidersen, muhakkak sana Fâtıma’yı nikâhlar!.” diyerek bana gitmemi ısrar etti. Ben ise bu konu için Resûlullah’ın huzuruna çıkmaktan çekiniyordum. Fakat akrabalarımın hepsi bana: “Fâtıma’yı Resûlullah’tan bir de sen iste.” diye teşvik ediyordu. Sa’d ibni Mu’az (r.a.), bu hususta beni ikna eyledi. Nihayet çekinerek, sıkılarak da olsa Resûlullah’a bu teklifi götürmek üzere evden çıktım.
HZ. FATIMA’NIN (R.A.) MEHRİ
Resûl-i Ekrem Efendimiz’i, Ümmü Seleme (r.a.) annemizin evinde buldum. Kapıyı çaldım ve selâm verdim. İçeri buyur ettiler. Efendimiz bana yanında yer gösterdi. Ben de edebli, mahcup ve heyecanlı bir vaziyette başımı öne eğip oturdum. Halimi anlayan Efendimiz “Ya Ali! Öyle zannederim ki bir murâdın var.” buyurdu. Ben de: “Ya Resûlallah! Anam-babam sana fedâ olsun. Senin bereketinle sırat-ı müstakimi bulduk. Hayatımın sermayesi sensin. Nice zamandır ona cüret edip söyleyemedim.” diye söze başlayınca bana tebessüm etti ve: “Herhalde Fâtıma’yı istemeye geldin.” buyurdu Ben de: “Evet” dedim. Bunun üzerine: “Fâtıma’ya mehir olarak verebileceğin neyin var?” diye sordu. Ben de: “Bir kılıcım, bir devem bir de küçük zırhım var.” dedim. Efendimiz: ”Kılıcın sana lazımdır. Deven bineğindir. Zırhını sat Ya Ali!” buyurdu ve sözüne devamla: “Hak Teâlâ kendi katında Fâtıma’yı sana nikâhladı. Senden önce melek gelip, bana bu hâli haber verdi.” dedi. Hz. Ali, Resûlullah’ın huzurundan gayet neşeli bir şekilde çıkıp mescide vardı. Peşinden Efendimiz teşrif etti ve Bilâl’e yönelerek; Muhâcir ve Ensar’ı toplamasını söyledi. Ashâb-ı Kiram mescidde toplanınca Efendimiz minbere çıktı ve:
“Hamd olsun Allah’a ki, verdiği nimetlerle övülen O’dur! Kuvvet ve kudretinden dolayı kendisine ibadet edilen O’dur! Mülk ve saltanatından dolayı kendisine boyun eğilen O’dur! Azabından korkulan, yanındaki nimetleri umulan O’dur! Yerde ve göklerde hükmünü yürüten O’dur! Kudretiyle halkı yaratan, hikmetiyle mümtaz kılan ve izzetiyle sağlamlaştıran O’dur! Gönderdiği dini ve Peygamberi Muhammed’le (s.a.v.) halkı şereflendiren O’dur!
Yüce Allah, karşılıklı hısımlıklarla nesepleri birbirine katmayı emir buyurmuş ve bununla günahları ortadan kaldırmıştır.
Ey Müslümanlar! Yüce Allah Fâtıma’yı Ali’ye nikâhlamamı bana emir buyurdu. Sizler şâhit olunuz; Fatıma’yı 400 miskal gümüş mehirle Ali’ye nikâhladım.” buyurarak kısa ve öz bir hitabede bulundu. Sonra Hz. Ali kalktı ve: “Söze Hak Teâlâ’ya hamd ederek başladı. Peşinden Resûlullah kızı Fâtıma’yı bana nikahladı. Onun mehri benim küçük zırh gömleğimdir. Ben buna râzı oldum. Sizler de bu akde şahit olun” dedi. Ashâb-ı Kiram bu hayırlı işe çok sevindi. Cümlesi ayrı ayrı Hz. Ali’yi tebrik etti. Sonra Resûl-i Ekrem, Hz. Ali’nin evine geldi ve: “Ya Ali! Var git küçük zırh gömleğini sat, parasını bana getir.” buyurdu.
Hz. Ali zırhını alıp çarşıya çıktı. Yolda Hz. Osman ile karşılaştı. Zırhını satacağını söyleyince Hz. Osman istediği bedeli 480 dirhemi verdi ve satın aldı. Sonra ona: “Ya Ali! Bu zırha sen benden daha lâyıksın. Lütfen hediyem olarak kabul eyle.” diyerek geri verdi. Hz. Ali, bu muhabbet ve hediyeye çok sevindi. Zırh gömleğini ve parayı alarak İki Cihan Güneşi Efendimiz’e getirdi. İki seçkin ashâbının karşılıklı muhabbetinden ve yardımlaşmasından pek memnun kalan Efendimiz. Hz. Osman’a dua etti. Onun nazik davranışını takdir etti.*
*Vay elif abla devamı yok mu çok muhteşem di müslüman olduğumu seninle birlikte anlıyorum biliyormusun *
*Devamı var kuzum ama onuda baska zaman anlatayım olmaz mı *
* Tamam peki *