6-İlk Darbe

1891 Words
Doğum günümde iki tane haini yakalarsak benim için çok güzel hediyeler olacak. Mine ses kayıtlarından kombinasyonları, her türlü senaryoyu hazırlamıştı. Cengiz, Şeker'i evden göndermek için merkezde yalandan bir iş uydurdu. Şeker bunu anlayıp gelmeden hazırlığımızı yapıp gitmemiz gerekiyordu. Ses sistemini hazırlamıştı Mine. İlk olarak İlkay'ı aradık. Heyecanla beklememize rağmen açmadı. Umutsuzluğa kapılmadan tekrar aradık. Bu sefer açtı. İşte başlıyoruz. "Ayşe, bu numaradan arama demedim mi? Ne istiyorsun? " Kendi içlerinde başka telefon kullanıyorlar demek. Mine Ayşe'ye ait hazırlamış olduğu ses kayıtlarını çalıştırmaya başladı." Ben ayrılmak istiyorum. Artık yapamayacağım." Sanırım İlkay yanındakilerden uzaklaşıyordu, sesi bir süre kesildi. "Ne saçmalıyorsun? Nerden çıktı ayrılmak?" "Yapamıyorum. Her şeyi anlatacağım." Umarım İlkay ses kaydı olduğunu anlamaz. "Kendini öldürteceksin. Gel yüz yüze konuşalım." İstediğim de tam olarak buydu. " Adresi mesaj atarım." Deyip telefonu kapattık. Başarmanın sevinciyle ufak çığlıklar atıp ellerimizi çarpıştırdık. Bu küçük zafere kendimizi kaptırmadan Ayşe'yi de aradık. Onu da İlkay'ın çeteden ayrılacağına inandırdık. İlkay ve Ayşe bizim belirlediğimiz adres ve saat dışında buluşmasınlar diye Mine'yi Ayşe'nin yanına gönderdik. Bizde Cengiz'le işe koyulduk. Adrese ilk gelen planladığımız gibi İlkay'dı. Ayşe'yi arıyordu binada. "Ayşe nerdesin?" "Kararlıyım. İtiraf etmek istiyorum. " Mine kelime kelime işlemişti cümleleri. Onu ekibe alarak çok iyi bir iş yaptık. İlkay sinirden deliye döndü. "Saçmalamayı kes. Ölmek mi istiyorsun? Konuşursan Celal seni öldürür. Yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik. Merkezi bitirmemize az kaldı. Sonra bir tatile çıkarsın. Ama şimdi bırakamazsın." Bunlar merkezi nasıl bitirecek ki? Tam zamanında harekete geçmişiz de haberimiz yokmuş. "İstemiyorum." İlkay'ı biraz daha konuşturup kayda almak istedik Ayşe gelmeden. "Gelsene yüz yüze konuşalım. ... Sevil Acıtan öldükten sonra uzaklaşırsın. Pelin onu öldürecek. Akademiye de merkeze de bir darbe indireceğiz. " Bak sen şu işe demek Sevil Hanımı öldüreceksiniz he. Yeterince kayıt aldıktan sonra kapşonumuzu da başımıza geçirip İlkay'ı yakalamaya atıldık. Cengiz, arkasından ben önünden silahlarımızı ona doğrulttuk. İlkay oyuna geldiğini anlamıştı sonunda. Kaçmaya çalıştı ancak Cengiz onu bayıltıp durdurdu. Ayşe gelmeden önce İlkay'ı sandalyeye sıkıca bağladık. Sesi çıkmasın diye ağzına çorap tıkıp bantla bir tur yapıştırdık. Ayşe geldiğinde aynısını ona da yaptık. O da Sevil Hanımın öleceğinde bahsetmişti. Çete de boş durmamış hemen bir infaz planı yapmış. İkisini de arka arkaya bağlayıp fotoğraflarını sosyal medyada paylaştık. Çektiğimiz videoları, telefonlarından elde ettiğimiz kanıtları da ekledik. Bir taşla iki kuş vurmuş olduk. Hem bu hainleri yakaladık hem de Sevil Hanımı kurtardık. Etraftaki güvenlik kameralarını silmedik. Tüm bu yaşananların gerçek olduğunu ve kapşonlunun doğrunun tarafında olduğunu göstermek istedik. Amacımızı herkes bilsin. Bakanlıkta görsün kimin gerçek düşman olduğunu. Biz daha evlerimize varmadan- görüntülerden yola çıkarak bizi takip etmesinler diye yolu uzattık- sosyal medya birbirine girdi. İlkay ve Ayşe'yi bıraktığımız yerde bulmuşlar. Ortaya dökülen kanıtlar sayesinde tutuklandılar. Bunları yeni görmüş gibi Sevil Hanımı aradım. Hainlerin planlarını ortaya çıkartmış olmamız tehlike geçti demek olmuyordu. Telefonu açmayınca bende Oğuz'u aradım. "Oğuz, Sevil Hanım iyi mi? " "İyi merak etme. Haberi aldığında ajan Pelin'de yanındaydı. Onu etkisiz hale getirip bakanlık ajanlarına teslim etti. Ama bakanlık hala içlerinde hain olmadığını iddia ediyor. Sevil Hanım başbakanla görüşmeye gitti. " telefonu başbakanın yanında olduğu için açamadı. Bakanlık hala itibarını korumak peşinde. İçindeki hainleri temizlemeden itibarını da geri kazanamayacağını göremiyor. Hainler her yana saçılmış işte. Bakanlık bunu niye göremiyor? Saatler ilerledikçe yakalanan hainler konusu sosyal medyada TT oldu. Güvenlik kamerasının görüntüleri de yüklenmişti. Haberlerde kapşonlu ajanlar için mücadele mi ediyor diye sorular soruluyordu. Sonunda kapşonlunun ajan dünyası için çalıştığını cümle alem gördü. Bu çok güzel bir doğum günü oldu. *** *** *** Herkes bizde toplandı doğum günü için. Sürpriz yapamazlardı çünkü her şeyi biliyordum. Annem pastayı kendisi hazırladı. 'G' harfinden süslü bir pasta yapmıştı, harika görünüyordu. Melih burada olmasaydı daha raht ederdim ama evimize gelen misafiri de kovamam ya. Mumları üfledikten sonra pastayı yiyebildik. Annem döktürmüş yine. Anam sağ olsun ana hediye olarak çeyizim için nevresim takımı almış. Çok mu lazımdı sanki. Mine odam için süsler almış. Gamze'de güzel bol cepli bir sırt çantası. Abimle Oğuz işin kolayına kaçıp dükkandan çiçek getirmişler. Bir köşede hediyelerime bakarken Melih yanıma geldi. "Bende sana bir hediye verebilr miyim?" Elinde tuttuğu kutudan anladığım kadarıyla bileklik almış. Alsam ümitlenecek almasan üzülecek. "Hediyeni sadec arkadaşça kabul ederim. Başka bir niyetle veriyorsan almam." Ben baştan söyleyeyim de sonra kendimi naza çekiyor gibi olmayayım. "Tamam arkadaşça olsun o da kabulüm." Hediyesini uzattığında açtım. Tahmin ettiğim gibi bileklik almış. Bileğime taktığında taşların renk değiştirdiğini gördüm. "Teşekkür ederim çok güzel." Kabalık etmek istemem tabi. Ve gerçekten hediyesini beğendim. Annem Zehra ablayla sohbet ederken biz de masada oturmuş konuşuyorduk. Gündemimiz tabi ki yakalanan hainlerdi. Nasıl yakalandıklarıyla ve yaptıkları hainlikler hakkında konuşuyorduk. Konu sonunda kapşonluya geldi. Kolamı içerken sakinliğimi korumaya çalışıyordum. "Kapşonlunun ajanlar yardım ettiğini tespit eden ilk kişi sendin Gelincik. Onun seni kurtardığını beni ikna etmeye çalışmanı hatırlıyorum." Melih şimdi de anılardan girdi. Ya da ben Melih'in sürekli benimle ilgilendiğini mi düşünüyorum? Saçmalık. "Hala aynı düşüncedeyim. Kapşonlu hainlerle mücadele ediyor, başından beri bu değişmedi. Ve bence bunlar sadece başlangıç. Bakın görün bu yakalanmaların devamı gelecek. " Sanırım fazla gaza geldim am öyle çok da detay vermedim. Bunun mümnük olabileceği hakkında konuşurlarken abim ince bir detay yakaladı. Bizim atladığımız bir detay. " Kapşonlular hainlerin kim olduğunu nasıl bilebilir. Onları listeleyen Özgür Beydi. Özgür Bey kapşonlu olabilir mi? " Biz bu detayı nasıl atladık? Bunu bakanlık ve merkezde düşünür. Özgür Beyin kulağına kadar gider bu. Özgür Beyde otomatik olarak benden şüphelenir. Şüpheleri üstümden atmam için bir şey düşünmeliyim. Akademideki değişiklikler, kapşonluların hainler yakalaması derken saat epey geç oldu. Misafirlerimizi uğurladıktan sonra yeni uygulamamızdan cengiz'e ve Mine'ye mesaj attım. Ortalık durulana kadar bir kişiyi bile yakalamayacağız. Ama bu çözüm sadece anlık. Tekrar bir hain yakalandığında aynı şüpheler tekrar uyanacak. Özgür Beyin listeyi aldığımı anlaması artık an meselesi. Bir doğum günümü daha geride bırakmıştım. Geçen yıl bugün Zafer Kadıoğlu'ndan aldığım hediye yüzünden başıma gelmeyen kalmamıştı. O adamı gerçekten sevmiştim. Babam yerine koyduğum adamın yaptığı hainliği kaldıramıyor ve affedemiyorum. Beni hain olarak gösterecekti. Ölümüyle bunu başarırdı. Bu yaşadıklarımdan sonra bazı kararlar aldım. Bana iyi davranan herkese güvenmeyeceğim. Her zamanki gibi doğru bildiğimi yapacağım. Hayatı akışına bırakacağım ve Melih'le tekrar sevgili olmayacağım. En azından bunun için çabalayacağım. *** *** *** Doğum günümden sonra en sevdiğim gün akademiye döndüğümüz gün. Annemle çok vakit geçirememenin verdiği buruklukla eşyalarımı kontrol ettim. İlk özgürce tatilimdi ve tadını bolca çıkarttım. Annemle vakit geçiremedim ama. Abim dükkanın hesaplarını anneme açıklarken yanlarına geçtim. "Hayırsız kızım gidiyor diye üzülmemem lazım ama anne yüreği işte. " Giderayak vur vicdanıma anne. Kollarımı boynuna dolayıp yanaklarını ıslak ıslak öptüm. "Yaa anne deme öyle. Biliyorsun işte düğündü kınaydı derken ordan oraya koşturdum. Biricik kızını üzüp de mi göndereceksin." Vicdan yaptırmayı küçük yaşlarda annemden öğrendiğim doğrudur. Ekmek aldırmaya, öp attırmaya 'Ben alırım annem, ayaklarım ağrıyor ama alırım.' Deyip gönderdiği günleri unutmadım. Tabi ki de annem sevimli kızına dayanamayıp sarıldı bana. Mezun olduktan sonra annemle nasıl yaşayacağız merak ediyorum. Okurken daha bu kadar yalan söylüyoruz. Ajan olduğumuzda daha fazlası olacak. Oğuz'u da aldıktan sonra otobüslerin beklediği ortak noktaya geçtik. Gamze ve Mine bizi orada karşıladılar. Geçen sene olduğu gibi birinci sınıflardan bir hafta önce gidiyoruz akademiye. Grupların başkanı olarak uğraşmam gereken çok iş var. bir an önce akademiye gidip çalışmaya başlamak istiyorum. İçinden bir ses bu dönem çok eğlenceli olacak diyor. "Oğuz, sence bu dönem nasıl geçecek?" Oğuz'un dedikleri çıkıyor genelde. Burnundan sesli bir şekilde nefesini bıraktı. "Kan görüyorum hocam, vahşet görüyorum. Şakak kemiğinde girmiş levye görüyorum." Ağzım açık onu dinledim. "Bu kadar umutsuz olamazsın." "içimden geçenleri söylüyorum. İlk iki senemiz vukaatla geçti. Bu senenin farklı olacağını nerden çıkarttın. En basit örneği vereyim. Sen o kırık fayans yüzünden yine düşeceksin." İyi aklıma getirdi o fayansı. Sevil Hanıma o fayansı yaptırmanın bir yolunu bulmalıyım. Akdemi uzaktan görününce kalbim çarpmaya başladı. Ben Melih'i gördüğümde bu kadar sevinmiyordum. Cansız varlıkları Melih'le kıyaslamaya başladım. İyi değilim ben. Bu sefer eşyalarımı kendim taşıdım. Büyük bir risk alarak kara listeyi de yanımda getirdim. Birlik kurma planım yavaşta olsa devam ediyor ve yakalanması gereken hainler var. Akademinin yanına bir bina inşa edilmiş. Oraya bakmak için mutlaka gideceğim. Yatakhanede de değişiklikler olmuş. Fazladan yataklar getirilmiş. Hatta bazı yatakların altından da yatak çıkıyordu. Akademiye fazladan öğrenci mi geliyor? Bavulumu yatağımın altına koyacaktım ama benim yatağımın altına da yatak koymuşlar. Listeyi cebime atıp çıktım yatakhaneden. Mine'ye gülüyordum ama bende liste kaybolacak diye paranoyak olmaya başladım. Büyük salona da yemekhaneye de uzun masalar getirilmiş. Akademi bu dönem kalabalık olacak belli. Dışarıdaki yeni binaya bakacaktım ama Sevil Hanım kapıda yakaladı beni. "Gelincik hoş geldin. Hemen odama gel." Daha dakka bir gol bir müdiremin odasına çıkıyorum. Ben daha 'Hoş buldum.' Diyemeden Sevil Hanım koşarak yukarıya çıktı. Acelesi var galiba. Sevil Hanımın hızına yetişemesem de odaya girdikten sonra peşinde girebildim. "Hayırdır Sevil Hanım. Akademiye hızlı bir giriş yaptık." Dosyalarının bir kağıt çıkartıp bana uzattı. "Bu sene bir gruplar başkanı olmanı istiyorum. Hatta mükemmel bir öğrenci olmanı istiyorum. Bakanlığın gözü üstümüzde olacak. Akademiye bir asistan atadılar. Onunla iyi anlaşacaksın. Akademiden hiç kimseyle, bu hiç kimse içinde Beril'de var, kavga etmeyeceksin. Sesini dahi yükseltmeyeceksin. Anlaşıldı mı?" daha akademiye geleli on dakika oldu ilk ihtarımı aldım. İşin kötüsü bunları yapamayacağıma dair söz vermiyorum. "Elimden geleni yaparım. Sevil Hanım neler oluyor? Bu isimler ne?" kafam karıştı. "O isimler akademimize gelecek olan misafir öğrenciler. İkincisi düzenlenecek olan Barış turnuvasına bizden ve Emirlerden başka 3 akademi daha katılacak. Buraya gelecek olan öğrenciler Tuana Orhon'un akademisinden. Çok elit bir akademidir. Ne onlara ne de bakanlığa rezil olmak istemiyorum." Sandalyesine yerleşti sakince. Bende masanın önündeki tekli koltuğa geçtim. "Akademiyi ben mi rezil ediyorum. " Bana gelene kadar neler var söylüyor muyum ben. "Bana rezilliklerini saydırtma Gelincik. Bu sene rahat duracaksın. Turnuvaya başvuracağını düşünüyorum. Akademini gururla temsil edeceğinden, başarılı olacağından hiç şüphem yok. Ama geri kalan şeylerden emin olamıyorum. Duruşunda, halin ve tavrınla örnek öğrenci olmanı istiyorum. Bunu yapabilir misin?" Sevil Hanım benden çok şey bekliyor. "Bana olan inancınız gözlerimi yaşarttı. Olabildiğince örnek olmaya çalışırım." Beni örnek alacak öğrencinin de aklına tüküreyim. "Sana güvenmek istiyorum. Bu arada asistanla tanış ve iyi anlaş. Bu sene bakanlıkla papaz olmak istemiyorum." Bunca şeyi ben mi yapacağım. Bu defa başımı sallamakla yetindim. Bu sırada kapı çaldı. İçeri kim girdiyse hemen konuşmaya başladı. "İstediğiniz malzemeler geldi Sevil Hanım." Bu ses çok tanıdık geldiğinden sahine baktım. Bu Ömer'di. "Senin burda ne işin var?" Asistan o olmasın lütfen. "Çalışıyorum." Hayret tek seferde bana cevap verdi. "Tanışmanıza sevindim. Birlikte hareket edeceksiniz dönem boyunca. Lütfen tatsızlık çıkartma Gelincik. " Ben bu kadının gözünde nasıl biriyim çok merak ediyorum. Benden başka kimseyi umursamıyor. "Ben tatsızlık çıkartmam Sevil Hanım." Bana inanmadığı o kadar belli ki. Odadan çıkarken Ömer'de yanımda benimle birlikte yürüyordu. Bir daha görmem dediğim adam burnumun dibinde bitti. Bakanlık niye sürekli Ömer'i başıma musallat ediyor anlamadım. Mahkemede onun sayesinde bir planım olmuştu ama onun dışında sinir bozucunun teki. "Yeni işin hayırlı olsun." Örnek öğrenci olmaya yavaştan başlayayım. "Teşekkürler. Misafir akademi için yataklar ayarlandı. Rahat etmeleri için ne gerekiyorsa yapacağız. Bahçedeki binayı görmüşsündür. Öğrencilerin vakit geçirmesi için yapıldı. Başkan olduğun için öğrencilerle daha çok sen zaman geçirirsin. Bir sorun olduğunda ilk bana gel." Yürürken yüzüme bakmadan konuştu. Kolundan tutup durdurdum onu. Madem birlikte çalışacağız ondan birazcık insanlık beklemem normaldir. "Birlikte çalışacaksan yüzüme bakıp konuşmanı tercih ederim." Onunla tartışmayı gerçekten istemiyorum. Bakanlık ajanı da olsa bana yardım etmişti. "İstediğin gibi yüzüne bakmaya çalışırım." Robot mu bu? Bir iki adım uzaklaşmıştı ki bana döndü. Ceketimin cebindeki gözlüğü aldı ki gözlük zaten onundu. Ondan ben çalmıştım. "Gözlük için mi geldin yoksa?" bununla dalga geçerim işte. "Kısmen." Gözlüğü cebine atıp gitti. Benim adımda Gelincik'se o gözlüğü senden tekrar almasını bilirim. ಡ ͜ ʖ ಡ Ömer'le Gelincik'in nasıl bir ilişkisi olur sizce? Ve Hainlere yapılan ilk darbe hakkında ne düşünüyorsunuz? Yorum bırakmayı unutmayın.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD