PROLOG

644 Words
Gecenin sessizliğini yalnızca aceleci nefesler, tenin tene sürtünüşünün yumuşak hışırtısı ve zaman zaman yükselen, boğuk bir inilti bozuyordu. Yeşim'in sırtı, soğuk laboratuvar penceresinin camına yapışmıştı. Dışarıda, kampüsün ıssız yollarını aydınlatan sokak lambalarının turuncu ışığı, onun ve sevgilisi Aras'ın üzerine solgun bir zırh gibi düşüyordu. Aras'ın dudakları, Yeşim'in boynunun derinliklerinde, nabzının çılgınca attığı o noktada geziniyor, her dokunuşta onu daha da eritiyordu. Yeşim'in parmakları, Aras'ın saçlarında dolanıp sıkıca kavradı, onu kendine daha da yaklaştırdı. "Aramızda hiçbir şey yokmuş gibi davranmak," diye hırladı Yeşim, Aras'ın kulak memesini dişleri arasında hafifçe sıkarak, "beni deli ediyor." Aras, kalçasını ileri iterek Yeşim'i cama daha fazla bastırdı, iki beden arasındaki son kumaş engeli de ortadan kalkmıştı. "Konferansta her şey yolunda gidecek," diye mırıldandı dudakları Yeşim'in göğsüne değerek. "Kanıtların karşısında duramayacaklar." "Kanıtlar," diye iç çekti Yeşim, başını geriye atıp gözlerini kapattı. Zihni, bir an için, sadece birkaç metre ötedeki elektron mikroskobunun monitöründe titreşen o küçük, mükemmel kürelere kaydı. Nanorglar. Onların varlığı, bu anın yoğunluğundan bile daha baş döndürücü, daha yasak bir şeydi. Aras'ın eli, kalçasının kıvrımına doğru kaydı, düşüncelerini paramparça etti. Tüm dünya, bu dokunuşun ve içinde kaybolduğu o mikroskobik evrenin dışında silinip gitti. Sonra, aniden, laboratuvarın kapısındaki kart okuyucunun mekanik bip sesi duyuldu. İkisi de dondu. Nefeslerini tuttular. Kapının tokmağı yavaşça aşağı doğru hareket etti. Aras, bir panter çevikliğiyle geri sıçradı, pantolonunu çekip fermuarını kapatırken, Yeşim de aşağı eğilip yere düşmüş beyaz önlüğünü kapmak için hamle yaptı. Kalbi, göğüs kafesinden fırlayacakmış gibi çarpıyordu. Korku, bir saniye önceki arzunun yerini almıştı. Kapı açıldı. Gölgeli kapı eşiğinde, uzun, sırımsı bir siluet duruyordu. Işık yüzüne vurmuyordu, ama Yeşim, onun kim olduğunu biliyordu. Profesör Tunç. Meslektaşı. Rakibi. Nanorg'ların varlığını en şiddetli reddedenlerden biri. "Geç saatlere kadar çalışıyorsun, Yeşim Hanım," dedi Tunç'un sesi, buz gibi ve keskin, karanlıkta bir bıçak gibi süzülerek. "Yarınki konferans için hazırlık, değil mi? Dünyayı değiştirecek 'keşfini' sunacaksın." Yeşim, önlüğünü düğmelemeye çalışırken elleri titriyordu. "Evet, Profesör. Sadece... son kontroller." Tunç bir adım içeri attı. Gözleri, Aras'ın üzerinde, sonra da Yeşim'in henüz tam toplanmamış halinde gezindi. Yüzünde, zaferle karışık iğrenç bir memnuniyet ifadesi belirdi. "Ne kadar... kararlı. Ama bilim, kararlılıkla değil, soğukkanlı gerçeklerle yapılır, Yeşim Hanım. Ve gerçek şu ki," diye bir adım daha yaklaştı, sesi bir fısıltıya dönüştü, "senin 'gerçeklerin', bir hayalperestin uydurmaları. Yarına kadar vaktin var. Çekil. Makaleni geri çek. Yoksa..." Sesi kesildi, tehdit havada asılı kaldı. Gözleri, mikroskobun yanındaki numune haznesine kaydı. İçinde, Yeşim'in tüm kariyerinin, tüm geleceğinin kaderi olan o küçük, berrak sıvı duruyordu. "Yoksa ne?" diye sordu Yeşim, sesindeki titremeyi bastırmaya çalışarak. Aras, onun yanında, gergin ve hazır duruyordu. Tunç, sadece acımasız bir gülümsemeyle yanıt verdi. "Yarın her şey ortaya çıkacak. İyi geceler." Döndü ve kapıyı yavaşça arkasından kapattı, onları yeniden, ama bu sez tamamen farklı bir türden bir gerginlikle dolu olan karanlıkta bıraktı. Kapının kapanış sesinin yankısı kaybolduğunda, Yeşim kendini bir titreme nöbetine teslim etti. Aras onu tutmak için yaklaştı, ama o geri çekildi. Dokunmak, yanmak gibi geliyordu artık. "O ne demek istedi?" diye fısıldadı Aras. Yeşim, numune haznesine baktı. Orada, mikroskobik evrende, Nanorg'lar büyüyor ve çoğalıyordu. Onlar gerçekti. Her şeyden daha gerçekti. Ama şimdi, gerçekliği sorgulanan şey onlar değil, kendi varlığı, güvenliğiydi. "Bilmiyorum," dedi sonunda, sesi soğuk ve mesafeli. "Ama yarın her şeyi ortaya dökeceğim. Tüm kanıtlarımı. Dünyanın inanmaya hazır olup olmadığına bakmaksızın." Pencereye döndü. Dışarıda, şafak sökmeden önceki o en koyu, en umutsuz an başlıyordu. Kendi yansımasında, gözlerinin altındaki mor halkaları, korkuyu ve kararlılığı gördü. Bu savaş, bilimsel dergilerin sayfalarından çoktan taşmış, şahsi, tehlikeli bir sahaya girmişti. Ve o, farkında olmadan, sadece bilimin kurallarını değiştirmekle kalmayıp, belki de insanlığın varoluş anlayışını temelden sarsacak bir keşfin tam merkezindeydi. (Bu prologdan sonra, hikayenin mevcut 1. Bölümüne şu şekilde geçiş yapılabilir:) ...ÜÇ YIL ÖNCE... Laboratuvarın ışığı, sabahın ilk saatlerinde bile soğuktu. Yeşim Hanım monitöre gömülmüştü. Elindeki kahve soğumuştu, ama farkında değildi. Gözleri, ekranın ortasında titreşen o 8 nanometrelik küreye kilitlenmişti. O gece, henüz kimseye söylememişti. Henüz kimse bilmiyordu ki: Dünya’nın en küçük yaşam formu, onun ellerinde doğmuştu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD